KİTAPLAR

بسم الله الرحمن الرحيم

DİNLERİN BİRLEŞTİRİLMESİ

 

Hamd sadece Allah’adır. Salat ve selâm kendisinden sonra hiç bir peygamber gelmeyecek olan Hz.Muhammed’e, O’nun âline ve ashabına, kıyâmete kadar O’na en iyi şekilde tâbi olacak olanlaradır.

İlmî Araştırmalar ve Fetvâ Daimî Kurulu kendisine dinlerin birleştirilmesi ile ilgili gelen soruları ve bu konu ile ilgili basında çıkan söylem, görüş, düşünce ve makaleleri inceleyip bu konudaki görüşünü ortaya koymuştur. Söz konusu bu söylemlerde; Hıristiyan ve Yahudilerin dinleri ile İslâm dininin birleştirilmesine ve bunun bir gereği olarak üniversite  alanlarının bahçelerinde, havalimanlarında, şehir meydanlarında ve umuma ait diğer yerlerde câmi, kilise ve havrâların bir arada binâ edilmesine, Kur’an-ı Kerim, Tevrat ve İncilin bir kitapta tek cilt altında toplanmasına ve konuyla ilgili buna benzer diğer olayların gerçekleştirilmesine dâvet edilmektedir. Bu konuyla ilgili olarak dünyanın batısında ve doğusunda -bir çok yerinde- değişik faaliyetler sürdürülmekte; toplantılar, açık oturumlar, seminerler v.s. düzenlenmektedir. Fetvâ kurulu bütün bu iddiâ ve söylemleri inceledikten sonra şu karara varmıştır:

1-Yeryüzünde hak din olarak İslâm dininden başka bir din olmadığı, İslâm dininin bütün dinlerin en sonuncusu olduğu ve kendisinden önce gelmiş olan  bütün dinleri, şeriatları meshettiği (hükmünü ortadan kaldırdığı) esası ve gerçeği, İslâm dininin temel inançlarından biri olup bu kaide dinde bilinmesi zarûri olan bir kâide ve inançtır. Bu konuda bütün Müslümanlar inanç birliği içindedirler. Yeryüzünde, İslâm dininden başka, Allah’a ibâdet edilen başka bir hak din yoktur. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الإِسْلاَمِ دِيناً فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الخاَسِرِينَ[

 

“Kim ki İslâm’dan başka bir din edinirse o din ondan asla kabul edilmez. (İslâm’dan başka bir din edinen) kişi âhirette de hüsrâna uğrayan kişilerden olur.”                                (Â’raf:85)

İslâm dini, kendisinden önce gelen diğer dinlerde olmayan bir çok yeni hükümler getirmiştir.

2-Yine İslâm dininin temel inançlarından biri de; Kur’an’ın Allah’tan gelen en son kitap olduğu ve kendisinden önce gönderilen Tevrat, Zebur, İncil ve diğer semavî kitapları kapsadığı ve bunların hükmünü ortadan kaldırdığı inancıdır.

Kur’an-ı Kerim, Allah’tan gelen ve kendisi ile Allah’a ibâdet edilen, bozulmaya uğramamış tek hak kitaptır. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

 ]وَأنْزَلْنَا إِليَكَ الكِتَابَ بِالحَقِّ مُصَدِّقاً لِمَا بَينَ يَدَيْهِ مِنَ الكِتاَبِ وَمُهَيْمِناً عَلَيْهِ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بماَ أَنْزَلَ اللهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ عَمَّا جَاءَكَ مِنَ الْحَقِّ[

 

 “Sana da daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak kitabı (Kur’anı) gönderdik. Artık aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp ta onların arzularına uyma.”                                        (Mâide:48)

 

3-Tevrat ve İncilin, Kur’an-ı Kerimle nesh edildiği (hükmünün ortadan kalktığına), bu kitapların bazı eklemeler ve çıkartmalar yapılmak suretiyle tahrif edilip değiştirildiğine inanmak farzdır. Bu durum Allah’ın kitabı Kur’an’da  şöyle beyan edilmiştir:

]فَبمَا نَقضِهِمْ مِيثَاقَهُمْ لَعَنَّاهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَاسِيَةً يُحَرِّفُونَ الكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِهِ وَنَسُوا حَظًّا مِمَّا ذُكِّرُوا بِهِ وَلاَ تَزَالُ تَطَّلِعُ عَلَى خَائِنَةٍ مِنْهُمْ إِلاَّ قَلِيلاً مِنْهُمْ[

 

“Sözlerini bozmaları nedeniyle onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştiriyorlar (kitaplarını tahrif ediyorlar.) Kendilerine öğretilen ahkâmın (Tevrat’ın) önemli bir bölümünü de unuttular. İçlerinden pek azı hariç onlardan daimâ kötülük görürsün.”            (Mâide:13)

]فَويلٌ لِلَّذِينَ يَكتُبُونَ الكِتَابَ بِأَيْدِيِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هَذَا مِنْ عِنْدِ اللهِ لِيَشْتَرُوا بِهِ ثَمَناً قَلِيلاً فَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا كَتَبَتْ أَيْدِيْهِمْ وَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا يَكْسِبُونَ[

 

“Elleri ile bir kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığı satmak için “Bu Allah katındandır” diyenlere yazıklar olsun! Elleri ile yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların!”            (Bakara:79)

]وإِنَّ مِنْهُمْ لَفَرِيقاً يَلْوُونَ ألْسِنَتَهُمْ بِالكِتَابِ لِتَحْسَبُوهُ مِنَ الكِتَابِ وَمَا هُوَ مِنَ الكِتَابِ وَيَقُولُونَ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللهِ وَمَا هُوَ مِنْ عِنْدِ اللهِ وَيَقُولُونَ عَلَى اللهِ الكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ[

 

“Ehli kitaptan bir gurup okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Halbuki onların okudukları kitap’tan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde: Bu Allah katındandır, derler. Onlar bile bile Allah’a iftirâ ediyorlar.”                                      (Âl-i İmrân:78)

Görüldüğü gibi Allahu Teâlâ Kur’an’da  çok açık olarak Tevrat ve İncil’in tahrif edildiğini beyan etmiştir. Bu kitapların tahrife uğramayan kısımları İslâmla nesh edilmiş yâni hükmü ortadan kaldırılmıştır.

Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hz. Ömer’in elinde İçinde, Tevrat’tan bir şeyler yazılı bir sayfa görmesi üzerine o’na kızarak şöyle der: Ey Hattab’ın oğlu yoksa sen şüphe içinde misin?! Ben o sayfaları (Kur’anı) bembeyaz ve tertemiz olarak getirmedim mi?! Şâyet kardeşim Musa hayatta olsa idi bana tâbi olmaktan başka bir şey yapamazdı.”[1]

4-Nebimiz ve Resûlümüz Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in nebilerin ve resûllerin sonuncusu olduğuna inanmak islâmda imanın şartlarından biridir. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]مَا كانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ وَلَكِنْ رَسُولَ اللهِ وَخَاَتمَ النَّبِيِّينَ[

 

 “Muhammed sizin adamlarınızdan hiçbirinizin babası değildir. Fakat O, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur.” (Ahzap:40)

 

Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den başka kendisine tâbi olunması gereken hiç bir resûl yoktur. Şâyet Allah’ın resûl veya nebilerinden hayatta kalan olsaydı bunların da Peygamberimiz Hz. Muhammed’e tâbi olmaları gerekirdi. Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:

]وإذْ أَخَذَ الله مِيثَاقَ النَّبِيِّينَ لِمَا آتَيْتُكُمْ مِنْ كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ  جَاءَكُمْ رَسُولٌ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِهِ وَلَتَنْصُرُنَّهُ قَالَ أَأَقْرَرْتُمْ وَأَخَذْتُمْ عَلَى ذَلِكُمْ إَصْرِي قَالُوا أَقْرَرْنَا قَالَ فَاشْهَدُوا وَأَنَا مَعَكُمْ مِنَ الشَّاهِدِينَ[

 

 “Hani Allah peygamberlerden: «Ben size kitap ve hikmet verdikten sonra yanınızdakini tasdik  eden bir peygamber geldiğinde O’na mutlaka inanıp yardım edeceksiniz diye» söz almış, «kabul ettiniz, bu ahdimi yüklendiniz mi? » dediğinde «kabul ettik» cevabını vermişler, bunun üzerine Allah: O halde şâhit olun; ben de sizinle birlikte şâhitlik edenlerdenim buyurmuştu.”                                                     (Âli-imran:81)

 

Allah’ın Nebisi Îsa (Aleyhis-Selâm) âhır zamanda indiğinde Peygamberimiz Hz. Muhammed’e tâbi olacak, onun şeriatıyla hükmedecektir. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]الذينَ يَتَّبِعونَ الرَّسولَ النَّبيَّ الأمِّيَّ الذِي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِنْدَهُمْ فِي التَوْرَاةِ وَالإِنْجِيلِ[

 

 “Yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları, O elçiye , O ümmî Peygambere uyanlar (var ya)!”                      (Â’raf:157)

Yine Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in peygamberliğinin bütün insanlık için olduğu inancı da İslam dininin temel inançlarındandır. Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:

]ومَا أرسَلْنَاكَ إلاَّ كَافةً لِلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَكنَّ أَكْثَرَ النَّا سِ لاَ يَعْلَمُونَ[

“Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmezler.”  (Sebe:28).

]قُلْ يا أَيُّهَا النَّاسُ إنِّي رَسُولُ اللهِ إلَيْكُمْ جَمِيعاً[

 

 “Ey insanlar! Ben size ve bütün insanlara gönderilen Allah’ın Resûlüyüm.”                                                    (Â’raf:158)

Bu konuda diğer bâzı âyetler de zikredilebilir.

5-Yine İslâm dinine girmeyen yahudi,  hiristiyan ve diğer insanların          kâfir oldukları ve onların kâfirler olarak isimlendirilmeleri gerektiği, bu insanların Allah’ın, O’nun Resûlü’nün ve bütün mü’minlerin düşmanları olup bu insanların hepsinin cehennem ehli oldukları inancı İslâm dininin temel inançlarındandır. Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:

]لَمْ يَكُنِ الذِّينَ كَفَرُوا مِنْ أهْلِ الكِتَابِ وَالمُشْرِكِينَ مُنْفَكِّينَ حتَّى تَأْتِيَهُمُ البَيِّنةُ[

 

“Apaçık bir delil kendisine gelinceye kadar ehl-i kitaptan ve müşriklerden olan kâfirler (küfürden) ayrılacak değillerdi. Ehl-i kitap ve müşriklerden olan inkârcılar içinde ebedî olarak kalacakları cehennem ateşindedirler. İşte halkın en şerlileri de onlardır.”                                                             (Beyyine:6)

 

Bu konu ile ilgili, aynı mânâyı ifâde eden bir çok âyet vardır.

Sahih-i Müslim’de rivâyet edilen bir hadiste Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve  Sellem) şöyle buyurur:

«وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ يَسْمَعُ بِي أَحَدٌ مِنْ هَذِهِ الأُمَّةِ، يَهُودِيٌّ وَلاَ نَصْرَانِيٌّ، ثُمَّ يَمُوتُ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِالَّذِي أُرْسِلْتُ بِهِ إلاَّ كَانَ مِنْ أهْلِ النَّارِ»

“Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki bu ümmetten -Yahudi veya Hıristiyan olsun- beni duyup da benim getirdiklerime îman etmeden ölen hiç bir kimse yoktur ki ateş ehlinden (cehennem ehlinden) olmasın.”

 

Bu ayet ve hadisler ışığında ortaya çıkan şudur ki; Yahudi ve Hıristiyanları kâfir saymayan bir kişi “Kâfirin kâfirliğini kabul etmeyen kâfirdir” kaîdesi gereği kâfir olur.

6- Bu inanç temellerini ve şer’î gerçekleri göz önüne alarak diyoruz ki; dinleri birbirine yaklaştırma, dinleri birleştirme, onları bir kalıpta eritme dâvâsı çok pis, hileli ve kalleşçe bir dâvâdır. Bu dâvânın hedefi; hakkı bâtıl ile karıştırmak sûretiyle İslâmı yok etmek, onun gücünü parçalamak, Müslümanları topluca mürtet yapmak, onları (dinlerinden) döndürmektir. Kâfir ve müşriklerin dâima İslâmı yok etmek için gayret gösterecekleri Kur’an-ı Kerimde şu âyette belirtilmektedir:

] لاَ يَزَالُونَ يُقاتِلُونَكُم حَتَّى يَرُدُّوكُمْ عَنْ دِينِكُمْ إِنِ اسْتَطَاعُوا[

 

“Eğer güçleri yetecek olsa sizleri dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler.”             (Bakara:217)

7-Bu bâtıl dâva ile varmak istedikleri sonuçlar şunlardır: İslâm-küfür, hak-bâtıl ve iyilik-kötülük arasındaki farkları yok etmek, Müslümanları ve kâfirler arasındaki nefret engelini yıkmak, Allah için sevmek ve Allah için buğuz etmek ilkesini yok etmek, cihâdı yâni  Allah’ın arzında “La ilahe illallah” kelimesini yaymak için savaş etmeyi ortadan kaldırmak v.s. Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

]قَاتلُوا الذينَ لاَ يُؤمِنُونَ بِاللهِ وَلاَ بِالْيَوْمِ الآخِرِ وَلاَ يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ الله وَرَسُولُهُ وَلاَ يَدِينُونَ دِينَ الْحَقِّ مِنَ الذِّينَ أُوتُوا الكِتَابَ حَتَّى يُعْطُوا الجِزْيَةَ عَنْ يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ[

 

“Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve âhiret gününe inanmayan, Allah ve Resûlü’nün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendilerine   din edinmeyen kimselerle küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.” (Tevbe:29)

 

]وَقَاتِلواُ المشْرِكِينَ كَافَّةً كَمَا يُقَاتِلوُنَكُمْ كاَفَّةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللهَ مَعَ المُتَّقِينَ[

 

“Müşrikler nasıl sizinle topyekün savaşıyorlarsa, sizde onlara karşı topyekün savaşın ve bilin ki Allah (kötülüklerden) sakınanlarla beraberdir.”                                        (Tevbe:36)

8- Şâyet bir Müslüman dinleri birleştirmeye dâvet ederse bu kendisinin açık bir şekilde mürtet olduğunu gösterir. Çünkü bu dâvet İslâm dininin temel inanç ve kaidelerine aykırıdır.   Yine bu dâvet Allah’ı inkâr etmeye râzı olmak, Kur’an’ın doğruluğunu, Kur’an’ın kendisinden önce gelen bütün kitapların hükmünü ortadan kaldırdığı ilkesini, islâm dininin kendisinden önce gelen bütün dinlerin hükümlerini ortadan kaldırdığı ilkesini inkâr  ve iptal etmeğe çağırmak demektir. Böylece bu dâvetin şer’î olarak inkâr edilmesi lâzım gelen bir dâvet olduğu, bu dâvetin Kur’an ve Sünnet’ten alınan delillerle, icmâ ile kesin bir haram olduğu ortaya çıkmaktadır.

9-Şimdiye kadar dile getirdiklerimizden şu ortaya çıkmaktadır:

A-Rab olarak Allah’a, din olarak İslâma ve peygamber olarak Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e inanan her müslümanın, insanları böyle çirkin bir dâvete icâbet etmeye çağırması veya insanları böyle bir şeye cesaretlendirmesi, bu dâveti yapanların tertiplemiş oldukları toplantılara katılması ve onların kurumlarına üye olması câiz değildir.

B- Bir müslümanın, bırakın Kur’an-ı Kerimi Tevrat ve İncil ile bir cilt olarak basmasını, Tevrat ve İncili ayrı ayrı ciltler olarak dâhi basması câiz değildir. Müslümanlardan, insanları böyle şeylere dâvet edenler büyük bir sapıklığa düşmüştür. Çünkü bu işte hak olanla bâtıl veya hükmü ortadan kalkan kitapları bir araya toplamak yâni hak ile bâtılı birbirine karıştırmak vardır.

C-Bir Müslüman için câmi, kilise, havrâ ve diğer mâbetlerin bir site içinde imâr edilmesi düşüncesine yumuşak bakması da kesinlikle câiz değildir. Çünkü bu düşüncenin kabulünde İslâm’dan başka dinler ile de Allah’a ibâdet edilebileceği düşüncesini kabul etmek vardır. Bu da, İslâm dininin kendisinden önce gelen bütün dinlerin hükmünü ortadan kaldırdığı temel inancını inkâr etmeyi gerektirir. Dünyada üç din bulunduğu ve yeryüzü halklarının bu üç dinden herhangi biri ile amel edebileceği uydurmasının arkasında bir takım  maddî çıkarlar vardır. Bu dinlerin eşit olduğuna, İslâm’ın kendisinden önce gelen bütün dinlerin hükmünü ortadan kaldırmadığı iddiâsına   inanmak veya böyle bir iddiâya rızâ göstermek büyük bir küfür ve sapıklıktır. Zîra bu inançlar, Kur’an-ı Kerime, temiz sünnete ve Müslümanların görüş birliğine varmasına açık bir şekilde muhâliftir. Yine bu v.b. iddialara inanmak Yahudi ve Hıristiyanların kendi kitaplarında yapmış oldukları tahribatın Allah katından olduğuna inanmaktır, ki Allah bundan berîdir. Aynı zamanda kiliseleri Allah’ın evleri olarak isimlendirmek; oraya gidenlerin Allah’a doğru bir şekilde ibâdet ettiklerine, bu ibâdetlerin Allah katında makbul olduğuna inanmak kesinlikle câiz değildir. İslam dininden başkasıyla Allah’a ibâdet etmek kesinlikle bâtıldır. Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

] ومَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الإِسْلاَمِ دِينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الخَاسِرِينَ[

 

“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o âhirette de ziyan edenlerden olacaktır.”                                      (Âl-i İmrân:85)

 

Bilakis kilise, havrâ ve diğer evler Allah’ın inkâr edildiği yerlerdir. Küfürden ve ehlinden Allah’a sığınırız! Şeyhu’l-islâm İbn-i Teymiye (Allah rahmet eylesin) “Mecmuat-ül Fetâvâ” adlı eserinin 22. cildinin 162. sayfasında şöyle der: “Havrâlar ve kiliseler Allah’ın evleri değildir, Allah’ın evleri mescitlerdir (câmilerdir). Yahudi ve Hıristiyanlar o evlerde bazen Allah’ı zikretmiş gibi görünseler de gerçekte oralar Allah’ın inkâr edildiği yerlerdir. Evlerin derecesi o evlerin içinde oturan ehlinin derecesi ile ölçülür. Bu evlerin sahipleri kâfirdirler ve gerçekte bu evler kâfirlerin ibâdethâneleridir.”

10-Şu bilinmelidir ki her müslümanın genel olarak kâfirleri, özel olarak da ehli kitabı İslâma çağırmaları vâciptir. Bu konu ile ilgili Kitap ve Sünnette çok açık emirler mevcuttur. Bu dâvet ise ancak o insanlara İslâmı en iyi şekilde anlatarak, olayları karşılıklı iyi bir üslupla tartışıp karşı tarafı güzellikle iknâ edip onların isteyerek islâma girmelerini sağlamakla olur. Tabî ki bu yapılırken İslâm’dan tâviz de verilmemelidir. Bizler dâveti en iyi şekilde yapmakla mesulüz. Şâyet karşımızdaki insan, bu dâvetimize icâbet göstermezse bizler en azından görevimizi yapmış oluruz. Yapılan bu dâvet, o kişinin aleyhinde bir şâhit ve delil olurken bizim de lehimizde şâhit ve delil olacaktır. Ne olursa olsun bu dâvet yapılmalıdır ki; helâk olanlar bilerek helâk olsunlar ve yine hayat (hidâyet) bulanlar da bilerek hayat bulsunlar. Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

]قُلْ يَا أَهْلَ الكِتَابِ تَعَالَوْا إِلَى كَلِمَةٍ سَوَاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ أَنْ لاَ نَعْبُدَ إِلاَّ اللهَ وَلاَ نُشْرِكَ بِهِ شَيْئًا وَلاَ يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضًا أَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللهِ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بأَنَّا مُسْلِمُونَ[

 

 

“(Resûlüm) de ki: Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz; Allah’tan başkasına tapmayalım, O’na hiç bir şeyi eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıp ta kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman: Şâhit olun ki biz Müslümanlarız! Deyiniz.”                                                        (Âl-i İmrân:64)

 

Fakat onların gönlünü yapmak için İslâm’dan tâviz vermek, onlarla, onların istediği şekil ve konumlarda oturup kalkmak, islâma ve imâna yakışmayan hal ve durumlara düşmek Allah’ın, O’nun Resûlü’nün  ve mü’minlerin sakındırdığı bâtıl bir dâvet metodudur. Bu yollara tevessül eden kişilerin yapmış oldukları bu işten Allah’a sığınırız. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

] وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أنْزَلَ اللهُ إليكَ[

 

 “Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et!”                                  (Mâide:49)

 

Fetvâ kurulu bu uyarıyı yapmakla insanlara bu tehlikeyi haber vermektedir.

Fetvâ kurulu olarak, genel olarak bütün Müslümanlara, özel olarak ise ilim ehline takvâlı olmayı tavsiye ederiz. Kurulan bu tuzağa karşı bütün Müslümanları dikkatli ve uyanık olmaya,  islamı bu gibi tehlikelere karşı himâye etmeye, Müslümanların inancını her türlü sapıklıktan ve sapıklığa dâvet eden her türlü çağrıdan, küfür ve küfür ehlinden muhâfaza etmeye dâvet ediyoruz. Bir Müslümanın, böyle sapık bir dâvetin Müslümanlar arasında veya Müslüman bir devlette yayılmasına yardımcı veya sebep olmasından Allah’a sığınırız.

Allahu Teâlâ’nın güzel isim ve sıfatlarıyla O’na yalvararak bizi bu tür fitne ve sapıklıklardan korumasını, bizi hidâyete erenlerden ve hidâyete dâvet edenlerden eylemesini, bizi vereceği hidâyet nuruyla, bizden razı olduğu bir hal üzere bizi kendisine kavuşturana kadar İslam’ın ve Müslümanların koruyucusu yapmasını niyaz ederiz!

Muvaffakıyet Allah’tandır.

[1] Ahmed ve Ed-Dârimî ve başkaları rivayet etmiştir.