2020’DE CORANA VİRÜS GÖLGESİNDE EŞCİNSELLER VE SEVİCİLERİ

Müslüman muhafazakâr kimlikle öne çıkıp entel takılan bazı insanlar son günlerde gündeme oturan Diyanet İşleri Başkanlığının ahlaka aykırı sapkın anlayışlar ile ilgili irat etmiş olduğu hutbeyi seküler yapının rüzgârına kapılarak eleştirme ihtiyacı hissederek hutbeyi hazmedemediklerini göstermiş oldular. Diyanet İşleri Başkanımızın 24.04.2020 tarihinde okumuş olduğu hutbede İslam’ın söz konusu sapkınlıkları haram kılıp tel’in ettiğini ve bu tür sapkınlıkların bütün insanlık için felaketle sonuçlanacak sonuçları olacağını dile getirmiş olması seküler kesimin yanı sıra muhafazakâr sayılan bazı kesimleri de rahatsız etmiş gibi görünüyor. İyi eğitim almış ve önemli kariyerler elde etmiş bu insanların içinde bulundukları ortamın zamanla etkisinde kalarak, köklerine yabancılaşmış olmaları haliyle hepimizi üzen bir durumdur. Bu durum bize yıllardır vahiyden kopuk seküler yaklaşımların baskın geldiği eğitim ve öğretim müesseselerinde yetişmiş, kendini dindar addeden bazı insanların düşmüş oldukları inançsal felaketin vardığı noktayı göstermesi açısından önemlidir.

 Her Müslümanın, inen son ilahi musibetin nedenleri konusunda tefekkür ederken vahyin ışığında bazı sapkınlıklara dikkat çekmesi hem hakkı ve hem de insani-dini bir vecibesidir. Bindikleri gemiyi batırmaya çalışan bir avuç insanın ellerindeki delici aletler alınmadığı takdirde bütün geminin batması kaçınılmazdır. İnsan neslini tehdit eden ve üremeyi sonlandıracak olan bu sapkın cinsel yaşamı insanȋ bir durum olarak görmek akla ziyan bir yaklaşımken, bu durumu normal bir hastalık olarak görüp, olayın yüz kızartıcı ve ahlaksız bir cürüm olduğu gerçeğini perdelemeye çalışmak, İblis ve avenesinin bir oyunundan başka bir şey değildir.

Sayın Diyanet İşleri Başkanımız ahlaki ve insani olmayan bu sapkınlığı, kelimeleri özenle seçerek dile getirdi. Seküler çevre hop oturup hop kalktı. Başkan hakkında “Halk arasında ayırımcılık yapmak ve halkı kin ve nefrete davet etmekten dolayı dava açtılar. Bu durum Avrupa’da olsa anlayabilirdik. Ancak kendi yasal görevini ifa eden bir Başkana, bir İslam ülkesinde, bir gurup insanın böyle bir dava açmaları asla makul ve anlaşılır değildir.

Biz, Seküler kesimim bile böyle bir hutbeye muhalefet etmelerini beklemezken, bazı muhafazakâr sayılan kesimlerin söz konusu hutbeyi eleştireceğini aklımızın ucundan bile geçirmezdik. Bazı muhafazakâr ve entelektüellerin -İslam kabul etmese de- sapkın sayılan cinsel tercihleri olanların kınanmaması ve onlara da saygı gösterilmesi yönündeki beyanatları onlara hiç yakışmamıştır. Malın, canın, neslin, ırzın ve dinin korunması ödevi olması gereken yönetime talip erklerin bu tür sapkın cinsel yaklaşımları olan kesimleri savunma gayretine girmiş olmaları bir ülke adına oldukça üzücüdür. Şüphesiz onların bu durumu ana omurgayı temsil eden ve fıtri duyguları bozulmamış olan halkımızı üzmüştür.

Allah bu durumu “hayâsızlık” olarak addederken nasıl olurda “ben de Müslümanım” diyen birileri kalkıp bu ve benzeri rezillikleri saygı duyulması gereken bireysel bir özgürlük çerçevesinde değerlendirebilirler?

Kuran-ı Kerim Lut (Aleyhisselamın) kavminin bu durumunu hayâsızlık olarak nitelediğini şöyle haber veriyor:   Lût’a gelince o, kavmine demişti ki: “Siz, kesinlikle daha önce hiçbir milletten hiç kimsenin yapmadığı bir hayâsızlığı yapıyorsunuz.  Siz hâlâ erkeklere yaklaşacak, meşrû yolu kapatacak, toplantılarınızda ahlâk dışı işler yapacak mısınız? Kavminin tek cevabı şu oldu: “Hadi, doğru söyleyenlerden isen başımıza Allah’ın azabını getir de görelim!” (Ankebut:28-29) Lût’u da (peygamber gönderdik). Kavmine dedi ki: “Sizden önce insanlardan hiçbirinin yapmadığı fuhşu mu yapıyorsunuz? Çünkü siz, kadınları bırakıp da cinsel tatmin için erkeklere yanaşıyorsunuz. Doğrusu siz haddi aşan bir topluluksunuz.” (Araf:80-81).

Başımıza çeşitli belalar geliyor. Biz bu belaları dikkate almazsak daha büyükleri ile karşı karşıya kalabiliriz.Allah, Lut Peygamberin kavminin uyarıları dikkate almadıkları için helak olduklarını haber veriyor.  “Lût kavmi de uyarıları ciddiye almadı. Biz de üzerlerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Ancak Lût ailesi hariç tutuldu; onları katımızdan bir lütuf olarak seher vakti kurtardık. Şükredenleri işte böyle ödüllendiririz. Aslında Lût, kendilerini bizim amansız yakalayışımıza karşı uyarmıştı; ama onlar bu uyarıları şüpheyle karşıladılar. Üstelik onun misafirleriyle ilgili çirkin bir talepte bulundular. Biz de gözlerini silme kör ediverdik; tadın bakalım azabımı ve uyardığım sonuçları!. Ve nihayet bir sabah erkenden kalıcı bir azap onları yakalayıverdi. Tadın bakalım azabımı ve uyardığım sonuçları!  Andolsun ki Kur’an’ı düşünülsün diye kolaylaştırdık. Düşünecek yok mu? (Kamer: 33-40)

Zina, livata ve benzeri haram ilişkilere düştükten sonra tevbe edenler de oluyor. Onların tevbesine hepimiz seviniyor ve onları tevbelerinden dolayı kutluyoruz. Aynı zamanda bu tür olaylardan sonra tevbe edenlerin çok büyük makamlar elde ettiklerini de biliyoruz. Gizli gerçekleşen bu tür olaylardan sonra tevbe edilmesi olayı kişi ile Allah arasında bir alana hapseder. Ancak bu sapkınların utanmadan arlanmadan sapkınlıklarını alenen yapmaları, insanları bu yöne davet etmeleri ve sapkınlığı meşrulaştırma girişimleri asla kabul edilemez.

Her sistemde her cinaȋ işin hukuki bir sonucu vardır. İslam hukukunda da bu tür sapkınlıkların hem dünyada ve hem de ahirette hukuki sonuçları vardır. Bu tür sapkın işlere düşen insanların hiç bir eleştiriye ve cezai müeyyideye çarptırılmaması ve olayın şefkat ile tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak algılanması, Allah’ın konuyla ilgili koyduğu hükümlerini görmezden gelip yeni bir yaklaşımla yeni bir hukuki sonuca varmaktır ki; bu durum Allah’a ortak koşmaktır ve de tağutluktur.
Dünyanın en adi işlerini sözde genetik eğilimleri ve yetiştikleri ortam vs.’yi sebep göstererek makul ve mazur görmek kimsenin haddine değildir.

Eşlerini bırakıp sapkın bir yolu tercih edenleri hasta kategorisinde mi ele alacağız? Her sapkınlığı hastalık ve sahibini de hasta olarak görmeden, onlardan ve kötü fiillerinden nefret edemeden mi bu hayâsızlıklarla mücadele edeceğiz? Homoseksüelleri de İslam toplumunun doğal üyeleri olarak görmeye devam ederek mi İslam toplumu olacağız? Onları azarlamadan, onları dışlamadan mı bu sapkınlığı yok edeceğiz? Onları anlayışla karşıladığımız bir ortamda ardımızdan gelen nesli bu tür pis işlerden nasıl koruyacağız? Onları anlayışla karşılayarak Fıtrȋ ve ahlaki ilkeleri nasıl aktarabileceğiz?

El-hubbü fillah ve’l -buğdu fillah” (Allah için sevmek ve yine Allah için buğuz etmek) imanȋ ölçüsü ne zaman hayat bulacak kalplerimizde? Bu durumda “El-emri bi’l maruf ve’n-nehyi ani’l- münker” iyiliği emretmek ve kötülükten nehyetmek) ilahi emri ne zaman tatbik edilecek? “Yapmış Oldukları kötü işleri birbirlerine yasaklayıp bunları engellemiyorlardı. Onların bu sorumsuzlukları ne kötü bir iştir!” ( Maide:79 ) ayetinde “Münker inkar etmeyerek ne kötü bir yol izliyorlardı” hitabının muhatabı olmuyor muyuz?.

 Yeni Pompei’ler bizi yakmasın.. Sodom ve Gomora’lar olmasın, yeni Lut gölleri bizi yutmasın..

FİKRİ GÖNCÜ

30.04.2020