TEVBE ETMEK İSTİYORUM FAKAT..!

TEVBE ETMEK İSTİYORUM FAKAT..!?

Muhammed Salih El-Müneccid

Tercüme Ve Dizgi

Fikri Göncü

TAKDİM

Hamd tevbeleri engin merhameti ile kabul  eden Allah’adır. O doğru yola iletendir.. O, günahları bağışlayan, tevbeleri kabul edendir.. Şahadet ederim ki Allah’tan başka hak ilah yoktur. O’nun hiçbir ortağı da yoktur. Yine şahadet ederim ki Hz. Muhammed O’nun hem kulu hem de Resulüdür. Ona, aline ve ashabına salat ve selam olsun.

Tevbe hakkında yazılmış bulunan bu risaleyi okudum ve onu çok faydalı buldum. Yazar bu kitapta delileri ile birlikte tevbenin şartlarını, tevbe edenlerin hallerini  belirtmiş ve sakınılması ve tevbe edilmesi gerekli günahlardan örnekler sunmuştur. Bütün günahkârlara –ki hepimiz günahkârız- burada gösterilen ölçüler çerçevesinde sağlam bir tevbe ile tevbe etmelerini tavsiye eder ve onlara Rablerinin tevbeleri kabul ettiğini, günahları bağışlamayı sevdiğini hatırlatmak isterim. Yine bütün kardeşlerimize Rablerinin rahmetini istemeleri gerektiğini, Rablerinin kendilerini hidayet yolunda muvaffak kılacağına olan inançlarının tam olması gerektiğini hatırlatır,  kendilerinin günahlardan ve günahkârlardan uzak durmalarını dilerim. Yüce Allah hepimizi bütün hayırlı işlerimizde muvaffak edip, yazar kardeşimizi en güzel mükafatla mükafatlandırsın ve onu müslümanlara faydalı bir kişi eylesin!

Peygamberimiz Hz. Muhammed’e ve onun âline ashabına salat ve selam olsun.

Abdullah Bin Abdurrahman El-Cibrin 

     11/07/1410 H.

ÖNSÖZ

” Hamd Allah’adır. O’na hamd eder, sadece ondan  yardım bekleriz. Allah kimi hidayete erdirdiyse artık onu saptıracak yoktur, yine O, kimi dalalete düşürürse artık ona hidayet edecek yoktur. Allah’tan başka ilah olmadığına şahadet ederim. O, tektir ve asla bir ortağı yoktur. Muhammed, onun kulu ve resulüdür:” [1] 

Yüce Allah bütün mü’minlere şöyle seslenerek onların tevbe etmelerini emretmiştir:

“Ey mü’minler hepiniz Allah’a tevbe ediniz. Belki böylelikle kurtuluşa erersiniz.”   (Nur: 31)

Yüce Allah kullarını Tevbekârlar ve zalimler olarak iki sınıfa ayırmıştır, üçüncü bir sınıf zikredilmemiştir: Yüce Allah şöyle buyurur:

“Kimler tevbe etmediyse işte onlar zalimlerin ta kendileridirler.”   (El-Hucurât:11)

Yaşamakta olduğumuz bu asırda insanlardan çoğunun Allah’ın dininden yüz çevirdiklerini görmekteyiz. Günahlar çoğaldı, fitne ve fesat yaygınlaştı. Sanki günah bataklığına bulaşmayan insan kalmadı gibi. Bu bataklıktan ancak Allah’ın koruduğu insanlar kurtulabildiler.

Durum böyledir maalesef, fakat Allah nurunu tamamlayacaktır. Bir çok müslüman gaflet uykusundan uyanarak, hatalarının farkına varıp uyanmaya başlamışlardır. Allah’a karşı görevlerinde gaflet içinde olduklarını anlayan bir çok insan tevbe kapılarında pişmanlık göz yaşları dökmeye başlamışlardır. Bir çok insan stresli, bunalımlı ve tersliklerle dolu bir hayattan bıkmış, karanlıktan aydınlığa çıkaracak bir çıkış kapısı aramaktadırlar.

Bu arada tevbe kapılarını aşındıranların önlerine bazı engeller çıkmıştır. Bu engellerden bazıları insanın kendi iç alemi ile, diğer bazıları da dış alemi ile ilgilidir.

Bu risalenin hedefi, bu konuyla ilgili olmak üzere insanların kafalarındaki bazı sorulara cevap vermek, ileri sürülen şüpheleri gidermek ve böylelikle şeytanın oyunlarını boşa çıkarmaktır. [2]  

Elinizde ki bu kitap, günahları hafife almak ile ilgili ön bilgiler içermekte, tevbenin şartları konusunda ise daha geniş bilgiler içermektedir. Bu risalemiz günahlarla ilgili olarak ortaya çıkan bazı psikolojik sorunlara ilaçlar sunmaktadır. Yine bu risalemizde aynı zamanda tevbekârların sorularına Kur’an ve sünnet ve ışığında, ilim ehli kişilerin görüşleri doğrultusunda verilmiş bazı fetvalar bulacaksınız. Son olarak da kitapçığımızın sonun da bir son söz yer almaktadır.

Yüce Allah’tan bu kelimelerin bana ve bütün müslüman kardeşlerime fayda getirmesini dilerim. müslüman kardeşlerimden ricam bizleri salih dualarından eksik etmemeleri ve bizlere Allah için nasihat etmeleridir. Allah cümlemizin günahlarını bağışlasın.

Muhammed Salih El-Müneccid

Al-Khober  Po. Box: 2999

GÜNAHLARI HAFİFE ALMANIN TEHLİKESİ

Yüce Allah, kullarına tevbeyi sadece kendisine yapmalarını emretmiştir: Allah sübhanehu ve Teâlâ şöyle buyurur:

“Ey iman edenler, tevbeyi sadece Allah’a has kılarak samimi bir şekilde tevbe ediniz.”  (Tahrim:8)

Bir hata işlediğimizde Yüce Allah bize tevbe etmemiz için belli bir zaman vermektedir.

Kirâmen Katibin melekleri yaptığımız hataları yazmadan önce kalemlerini kaldırıp altı saat boyunca tevbe etmemizi beklemektedirler. Şayet tevbe edersek bu günahı kayda geçmemektedirler.

Şayet biz bu altı saat içinde tevbe etmezsek bu sefer kayda geçmektedirler. Fakat yine tevbe kapısı kul ölüme kuruluncaya kadar açık tutulmaktadır. Allah’ın Resulü şöyle buyurur:

«إِنَّ صَاحِبَ الشِّمَالِ لَيَرْفَعُ القَلَمَ سِتَّ سَاعَاتٍ عَنِ عَبْدِ المُسْلِمِ المُخْطِئِ، فَإِنْ نَدِمَ وَاسْتَغْفَرَ اللهَ مِنْهَا أَلْقَاهَا، وَإِلاَّ كَتَبَ وَاحِدَةً »

“Müslüman bir kul bir hata ettiğinde sol taraftaki yazıcı melek kalemini altı saat [3] boyunca kaldırarak bekler. Bu zaman içinde eğer o kul pişman olur da Allah’a tevbe ederse o günahı yazmaz ve şayet tevbe etmezse onu bir günah olarak kaleme alır.” [4]   

Maalesef günümüzde bir çok insan Yüce Allah’a saygıda kusur etmekte ve gece gündüz demeden çeşitli günahlar işlemektedirler. Bazı insanlar işledikleri günahları küçük görüp basite alma hastalığına kapılmışlardır. Örneğin derler ki: “Nikahımız düşen bir kadına bakmaktan veya onunla tokalaşmaktan ne olurmuş!!?”

Gazete, dergi ve televizyon ekranlarında haram görüntüleri hafife alanlar vardır. Bunların haram olduklarını bilseler de küçük şeyler olduklarını düşünürler. Aşağıda zikrettiğimiz ve Buhari’de yer alan iki esere dikkatinizi çekmek isterim: Enes (Allah ondan razı olsun)’den şöyle buyurulur:

« إِنَّكُمْ لَتَعْمَلُونَ أَعْمَالاً هِيَ أَدَقُّ مِنَ عَيْنِكُمْ مِنَ الشَّعْرِ، كُنَّا نَعُدَّهَا عَلَى عَهْدِ رَسُولُ اللهِ r مِنَ المُوبِقَاتِ»

“Sizler öyle ameller yapıyorsunuz ki, onlar sizin gözünüzde kıldan bile ince (hafif) görülüyor. Hal bu ki biz o işleri Allah’ın Resulü zamanında helak eden amellerden sayıyorduk.” [5]

İbn-i Mes’ûd (Allah ondan razı olsun)’dan şöyle buyurulur:

«إِنَّ المُؤْمِنَ يَرَى ذُنُوبَهُ وَكَأَنَّهُ قَاعِدٌ تَحْتَ جَبَلٍ يَخَافُ أَنْ يَقَعَ عَلَيْهِ. وَإِنَّ الفَاجِرَ يَرَى ذُنُوبَهُ كَذُبَابٍ مَرَّ عَلَى أَنْفِهُ فَقَالَ بِهِ هَكَذَا- أَيْ بِيَدِهِ- فَذَبَّهُ عَنْهُ.»

“Mümin kişi günahlarını eteğinde oturduğu ve sanki üzerine göçmesinden korktuğu  bir dağ gibi görür. Facir bir kişi ise günahlarını bir sinek gibi görür. Sanki bu sinek onun burnuna konmuştur  da o, bu sineği eli ile kovalamıştır.”

            Sanırım bu eserler ve aşağıda gelen hadis ışığında olayın vahametini daha çok anlama imkânı bulacağız.

« إِيَّاكُمْ وَمُحَقَّرَاتِ الذُّنُوبِ، فَإِنَّمَا مَثَلُ مُحَقَّرَاتِ الذُّنُوبِ كَمَثَل قَوْمٍ نَزَلُوا بَطْنِ وَادٍ، فَجَاءَ ذَا بِعُودٍ، وَجَاءَ ذَا بِعُودٍ حَتَّى حَمَلُوا مَا أَنْضَجُوا بِهِ خُبْزَهُمْ، فَإِنَّ مُحَقِّرَاتِ الذُّنُوبِ مَتَى يُؤْخَذُ بِهَا صَاحِبُهَا تُهْلِكُهُ.» وفي رواية : « إِيَّاكُمْ وَمُحّقَّرَاتِ الذُّنُوبِ  فَإِنَّهُنَّ يَجْتَمِعْنَ عَلَى الرَّجُلِ حَتَّى يَهْلِكَهُ.»

“Sakın ola ki küçük günahlara yaklaşmayınız. Küçük günahların misali bir vadiye inen bir kavmin misaline benzer ki bu kavmin üyelerinden her biri bir dal getirir de kendi ekmeklerini pişirecek kadar bir odun toplamış olurlar. (İşte küçük günahlarda böyle küçük parçalardan oluşan büyük bir şerdir). Küçük günahlar af edilmeyecek olsa sahibini helak edecek güçtedir.” Başka bir rivayette: “Sakın ola ki; küçük günahlara yaklaşmayınız. Onlar birikerek sahibini helak ederler.” [6]

İlim ehli küçük günahların büyük günahlar mertebesine çıkabileceğini ifade etmişlerdir. Küçük günah işleyen biri şayet Allah’tan haya etmez, işlediği günahı küçük diye önemsemez, Allah’tan korkmayı bırakırsa işte bu durum, küçük günahı, büyük günahlar mertebesine çıkarabilir. O yüzden tevbe ile büyük günahtan kurtulmak mümkün iken ısrarla yapılan küçük günahlar tevbeyi akla getirmeyeceğinden dolayı insanı helak edebilir.

            Küçük günahları önemsemeyenlere şu sözün ifade ettiği manaya kulak vermelerini tavsiye ederiz: “İşlediğin günahın küçüklüğüne bakma! Ancak âsi olduğun makamın büyüklüğüne bak.”

Bu sözlerimizden günahlarının farkına varıp üzülen her mü’min faydalanacaktır fakat nefislerine uyarak işlemekte oldukları günahlarda ısrarlı olanların fazla faydalanacaklarını sanmıyorum.

Bu sözler Allahu Teâlâ’nın şu ayetlerine iman edenler içindir:

“(Resulüm!) Kullarıma, benim çok bağışlayıcı ve esirgeyici olduğumu haber ver! Benim azabımın elem verici bir azap olduğunu da bildir.”  (Hicr: 49-50)

TEVBENİN ŞARTLARI VE TAMAMLAYICI UNSURLARI

Tevbe kelimesi çok derin manaları olan bir kelimedir. Tevbe, sadece dil ile söylenen bir söz değildir. Bazıları sadece dilleri ile tevbe edip aynı hatalara devam ederler. Böyle bir tevbe gerçek bir tevbe olmaktan çok uzaktır. Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ve Rabbinizden mağfiret dilemeniz, sonra da O’na tevbe etmeniz için (indirildi):” (Hud:3)

Bu ayetten de anlaşıldığı üzere tevbe etmek, istiğfardan daha güçlü bir durumdur. Elbete böyle önemli meselenin şartlarının olması lazımdır. Alimler Kur’an ve sünnetten aldıkları deliller ile tevbenin şu şartlarının olduğunu zikretmişlerdir:

Bir: Tevbe edilecek günahı derhal terk etmek.

İki: İşlenen bu günahtan pişmanlık duymak.

Üç: Bir daha o günaha dönmemeye azim etmek.

Dört: Hak sahiplerine haklarını geri vermek veya rızalıklarını almak.

            Alimler samimi bir tevbenin bazı tamamlayıcı şartları olduğunu ifade etmişlerdir:

            Birincisi: Günahı başka sebeplerle değil de sadece Allah için terk etmek. Bir insan, başkalarından çekindiği veya o günahı işlemeye gücü yetmediği için değil sadece Allah’tan korktuğu için günahını bırakmalı.

Toplumdaki makamı için veya işinden olmamak için günahını terk eden tevbe etmiş sayılmaz.

            Sıhhatli ve kuvvetli kalmak için günahı terk eden tevbe etmiş sayılmaz. Örneğin hastalıklardan korkusuna zinayı bırakan bir insan tevbe etmiş sayılmaz. Rüşveti, yakalanma korkusuyla almayan, içki veya uyuşturucuları iflas etme korkusuyla terk eden kişi tevbe etmiş sayılmaz.

            Elinde olmayan bir sebeple günahı işleyemeyen biri de tevbe etmiş sayılmaz. Örneğin ağzına felç vuran bir kişi konuşamadığı için yalan söylemeyi bırakırsa bu da gerçek bir tevbe değildir. Cinsi gücü kalmadığı için  zinayı terk eden birinin bu terki tevbe sayılmaz. Elini, ayağını kaybettiği için hırsızlığı yapamayan bir kişinin  hırsızlık yapmaması tevbe sayılmaz. Tevbe için kudret olmakla beraber sırf Allah’tan korkulduğu için o günah duyulan bir pişmanlık eşliğinde terk edilmelidir. Peygamberimiz şöyle buyurur:

« النَّدَمُ تَوْبَةٌ»    

“Tevbe pişmanlık duymaktır.” [7]

Allahu Teâlâ bir günahı yapmayı temenni edip de yapmaya imkan bulamayanı o işi yapanlarla aynı değerlendirmiştir:

Allah’ın Resulü şöyle buyurur:

«إنَِّمَا الدُّنْيَا لأربعة نَفَرٍ: عَبْدٌ رَزَقَهُ اللهُ ماَلاً وَعِلْمًا فَهُوَ يَتَّقِي فِيهِ رَبَّهُ، وَيَصِلُ فِيهِ رَحِمَهُ، وَيَعْلَمُ لِلَّهِ فِيهِ حَقًّا، فَهَذَا بِأََفْضَلِ المَنَازِلِ. وَعَبْدٌ رَزَقَهُ اللهُ عِلْمًا وَلَمْ يَرْزُقْهُ ماَلاً، فَهُوَ صَادِقٌ النِّيَّةِ، يَقُولُ: لَوْ أَنَّ لِي مَالاً لَعَمِلْتُ بِعَمَلِ فُلاَنٍ، فَهُوَ بِنِيَّتِهِ، فَأَجْرُهُمَا سَوَاءٌ. وَعَبْدٌ رَزَقَهُ اللهُ مَالاً وَلَمْ يَرْزُقْهُ عِلْمًا يُخَبِّطُ فِي مَالِهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلاَ يَتَّقِي فِيهِ رَبَّهُ، وَلاَ يَصِلُ بِهِ رَحِمَهُ، وَلاَ يَعْلَمُ لِلَّهِ حَقًّا، فَهَذَا بِأَخْبَثِ المَنَازِلِ. وَعَبْدٌ لَمْ يَرْزُقْهُ اللهُ مَالاً وَلاَ عِلْمًا فَهُوَ يَقُولُ: لَوْ أَنَّ لِي مَالاً لَعَمِلْتُ فِيهِ بِعَمَلِ فُلاَنٍ، فَهُوَ بِنِيَّتِهِ، فَوِزْرُهُمَا سَوَاءٌ »

“Dünyada dört sınıf kul (insan) vardır: (Birincisi:) Allah’ın mal ve ilimle rızıklandırdığı kul ki; bu kul Allah’ın verdiği mal konusunda Allah’tan korkar, onunla akrabalarını ziyaret eder, bu malda Allah’ın hakkı olduğunun bilincindedir. Bu sınıf bu dört derece arasında en yüksek olanıdır. (İkincisi:) Allah’ın ilim verip de mal vermediği kul ki; bu doğru kalplidir. Şöyle der: Şayet benim de malım olsaydı filanca gibi hayır yolda kullanırdım. O kul niyetine göre ecir alır. Bu iki kulun da ecirleri eşittir. (Üçüncüsü:) Allah’ın mal verip de ilim vermediği kul ki; bu kul malını harcarken Allah’tan korkuyu unutup ilimsiz bir şekilde   malını yanlış işlerde çar-çur eder. Onunla akrabasını ziyaret etmez, Allah’ın o malda hakkı olduğunu bilmez. İşte bu kul en pis derecededir. (Dördüncüsü:) Allah’ın ne mal ve ne de ilim verdiği  kuldur ki; bu kul şöyle der: Şayet benim malım olsaydı filan günahkâr adamın yaptığı (günah) fiilleri yapardım. O kul niyetine göre günahını alır ve bu son iki gurubun günahları eşittir.” [8]

İkincisi: İnsanın işlediği günahın kötülüğünü ve zararını düşünmesi: Geçmiş günahlar hatırlandığında zevk ve mutluluk duyulması veya gelecekte aynı günaha dönme niyetinin olması durumunda yapılan tevbe samimi ve gerçek bir tevbe değildir.

İbn-i Kayyim (Rahimehullah) (Hastalıklar ve İlaçları ve Bazı faydalı Bilgiler) adlı eserinde günahlarla ilgili bazı zararlar saymaktadır: Sizlere bunlardan bazılarını aktaralım:

İlimden mahrum kalmak, kalbin vahşete düşmesi, yaşamın zorlaşması, bedenin çökmesi, Allah’a itaatten mahrum kalmak, bereketin kalkması, başarının azalması, göğsün darlanması derlenmesi, günahların çoğalması, günahlara karşı bağışıklık kazanmak, kulun Allah indinde ve insanların gözünde değerini yitirmesi, hayvanların günahkâra lânet etmesi, zillete düşmek, kalbin mühürlenmesi, lânetlenmek, duaların kabul olmaması, karada ve denizde fitnelerin meydana gelmesi, kıskançlığın azalması, hayanın azalması, şeytanın kucağına düşmek, kötü bir amel işlerken ölmek ve en önemlisi âhiret azabı.

Kulun günahların zararını bilmesi onu günahlardan uzaklaştıracaktır. Bazı insanlar bu zararların farkında olmalarına rağmen birtakım sebepler yüzünden bir günahtan öbürüne geçerek hayat sürmektedir. Bu söz konusu sebepler şunlardır:

  1. Günahlarının az olduğunu düşünmesi.
  2. Nefsin günahı daha çok arzulaması.
  3. Sevap işlemenin zorluğu karşısında günah işlemenin kolaylığı ve günaha götüren yolların kolaylığı. Zira sevap işlemek belli bir program ve gayret ile olacaktır.
  4. Bütün yakınların ve arkadaşların bu günahın içinde olması dolayısı ile kişinin doklarından farklı olamaması.
  5. Bazı günahlar sahibine kendi özel çevresinde belli bir yer ve makam kazandırmaktadır. Kişi bu günahı bıraktığında edinmiş olduğu yeri kaybetmekten korkar ve işlediği günaha devam eder.

Ebu Nevas adında biri içki masalarında içenleri coşturan bir şairdi. Ebu El-Atahiye adında rabbani bir şair onun bu durumuna üzülerek onu eleştirmişti. Bu eleştiri karşısında Ebu Navas adındaki bu şair şöyle cevap verdi:

Bu eğlence masalarını bırakıvereceğimi mi sanıyorsun

Arkadaşlarımın yanında on paralık olacağımı sanırsın

Üçüncüsü: Kul günah işler işlemez hemen vakit geçirmeden tevbe etmelidir.  Zira tevbenin geciktirilmesi haddi zatında ayrıca tevbe gerektiren bir durumdur.

Dördüncüsü: Kişi tevbesinin eksik olabileceğinin ve dolayısı ile kabul edilmemiş olabileceğinin bilincinde olmalı ki, nefsinden razı olarak Allah’ın azabından emin olmasın.

Beşincisi: Tevbe eden kişi şayet mümkünse geçmişte yapamadığı Allah’ın hakkı olan ibadetlerin iadesi mümkünse bunu yerine getirmeli. Daha önce ödemediği zekâtlar gibi.

Altıncısı: Şâyet tevbe eden kişinin oturduğu  yer kendisini yeniden aynı günaha sürüklemeye sebep olacaksa o kişi yeri  terk etmelidir.

Yedincisi: Tevbe eden kişi günah işlemesine sebep olan kişiyi terk etmelidir.

Allah’u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“O gün Allah’a karşı gelmekten sakınanlar dışında dost olanlar bile birbirlerine düşman kesilirler.” (Zuhruf:67)

Kötü işler yaparken birbirlerine yardımcı olanlar  kıyamet günü birbirlerine lanet ederler. Öyleyse tevbe eden kişi şayet onları hakka çağıramıyorsa onlardan uzak durmalı ve derhal arkadaşlıklarına son verilmelidir. Bu arada şeytanın dâvet kapısından girerek onlarla tekrar haşir neşir olmaması için gereken dikkat gösterilmelidir. İnsan zayıf bir mahluk olduğunu unutmamalıdır. Eski arkadaşlarını etkilemek kastıyla onlara yaklaştıktan sonra onlara kanan ve ardından eski günahlarına dönen bir çok kişi vardır.

Sekizincisi: Tevbekâr kişi yapmış olduğu bütün haramlardan kendini arındırmalıdır. Her türlü uyuşturucu kullanımını, çalgı aletlerini dinlemeyi, harama teşvik eden filimler ve tiyatroları takip etmeyi, haram olan resimlere bakmayı ve buna benzer haramları tamamıyla terk etmelidir. Dolayısıyla söz konusu haramlara bulaşmaya vesile olan her türlü araç gereç -şayet helal bir yönde kullanılamayacaksa- telef edilmelidir. Tevbekârın bütün cahilî işlerden kendini arındırması çok önemli bir durumdur. Bazı yanlışlarını terk etmeyen nice tevbekârlar vardır ki bu yanlışlar belli bir zaman sonra o kişinin hidayete erdikten sonra tekrar eski haline dönmesine sebep olmuştur. Yüce Allah’tan kalbimizi dini üzerinde sabit kılmasını  niyaz ederiz.

Dokuzuncusu: Tevbekâr kişi kendisine hak yolda yardımcı olacak salih kişileri arkadaş edinerek kendisini günaha sürükleyen eski arkadaşlarını terk etmeli ilim meclislerinde faydalı işlerle meşgul olarak şeytana bir boşluk verip kendisine maziyi hatırlattırmamalıdır.

Onuncu: Tevbekâr vücudunu helal lokma ile beslemeli şayet tevbekâr bedenini haramla beslemişse tâkatini Allah yolunda harcamalı ki kendini Allah onu af etsin.

On Birinci: Tevbe gargara, yani can çekişirken boğazdan çıkan hırıltıdan ve güneş batıdan doğmadan önce olmalı. Yani tevbe küçük ve büyük kıyametten önce vukû bulmalı. Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

 « مَنْ تَابَ إِلَى اللهِ  قَبْلَ أَنْ يُغَرْغِرَ قَبِلَ اللهُ تَوْبَتَهُ »

“Kim ki gargaradan önce Allah’a tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul eder.” [9]

Başka bir hadiste şöyle buyurulur:      

 « مَنْ تَابَ قَبْلَ أَنْ تَطْلُعَ الشَّمْسُ مِنْ مَغْرِبِهَا تَابَ اللهُ عَلَيْهِ »

“Kim ki güneş batıdan doğmadan tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul eder.” [10]

BÜYÜK TEVBELER

Allah’ın Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sahabesinden bazı örnekler sunmak istiyorum. Bureyde (Allah ondan razı olsun) şöyle rivayet ediyor:

 « أَنَّ مَاعِز بِنْ مَالِكَ الأسْلَمِي أَتَى رَسُولَ اللهِ   rفَقَالَ: يَا رَسُولُ الله إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي وَزَنَيْتُ. وَإِنِّي أُرِيدُ أَنْ تُطَهِّرْنِي فَرَدَّهُ. فَلَمَّا كَانَ مِنْ الغَدِ أَتَاهُ، فَقَالَ: يَا رَسُولُ اللهِ إِنِّي قَدْ زَنَيْتُ. فَرَدَّهُ الثَّانِيَةَ. فَأَرْسَلَ رَسُولُ اللهِ r إِلىَ قَوْمِهِ فَقَالَ: « أَتَعْلَمُونَ بِعَقْلِهِ بِأْسًا تُنْكِرُونَ مِنْهُ شَيْئًا؟ قَالوُا مَا نَعْلَمُهُ إِلاَّ وَفِي العَقْلِ، مِنْ صَالحِيِنَا فِيمَا نَرَى، فَأَتَاهُ الثَّالِثَةَ. فَأَرْسَلَ إِلَيْهِمْ أَيْضًا فَسَأَلَ عَنْهُ، فَأَخْبَرُوهُ أَنَّهُ لاَ بَأْسَ بِهِ وَلاَ بِعَقْلِهِ. فَلَمَّا كَانَ الرَّابِعَةُ حَفَرَ لَهُ حُفْرَةً، ثُمَّ أَمَرَ بِهِ فَرُجِمَ.»

            Aynı râvi şu rivayeti de yapıyor:

قَالَ: فَجَاءَتْ الغَامِدِيَّةُ، فَقَالَتْ: يَا رَسُولَ اللهِ، إِنيِّ قَدْ زَنَيْتُ فَطَهِّرْنِي، وَإِنَّهُ رَدَّهَا، فَلَمَّا كَانَ الغَدُ، قَالَتْ: يَا رَسُولَ اللهِ لِمَ تَرُدُّنِي؟ لَعَلَّكَ تَرُدُّنِي كَمَا رَدَدْتَ مَاعِزًا، فَوَ اللهِ إِنِّي لحَبُلَى. قَالَ: أَمَّا لاَ، فَاذْهَبِي حّتَّى تَلِدِي. قَالَ فَلَمَّا وَلَدَتْ أَتَتْهُ بِالصَّبِيِّ فِي حُرْقَةٍ، قَالَتْ: هَذَا قَدْ وَلَدْتُهُ. قَالَ: « اذْهَبِي فَأَرْضَعِيهِ حَتَّى تَفْطِمِيهِ». فَلَمَّا فَطَمَتْهُ أَتَتْهُ بِالصَّبِيِّ فِي يَدِهِ كِسْرَة خُبْزٍ، فَقَالَتْ: هَذَا يَا رَسُولَ اللهِ قَدْ فَطَمْتُهُ، وَقَدْ أَكَلَ الطَّعَامَ، فَدَفَعَ الصَّبِيُّ إِلَى رَجُلٍ مِنْ المُسْلِمِينَ، ثُمِّ أَمَرَ بِهَا فَحَفَرَ لَهَا إِلَى صَدْرِهَا، وَأَمَرَ النَّاسَ فَرَجَمُوهَا. فَيُقْبِلُ خَالِدُ بْنِ وَليِدٍ بِحَجَر ٍفَرَمَى رَأْسَهَا فَتَنَضَّحَ الدَّمُ عَلَى وَجْهِ خَالِدٍ فَسَبَّهَا. فَسَمِعَ نَبِيُّ اللهِ سَبَّهُ إِيَّاهَا فَقَالَ: « مَهْلاً ياَ خاَلِدُ! فَوَ الَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَقَدْ تَابَتْ توْبَةً لَوْ تَابَهَا صَاحِبَ مكْسٍ لَغُفِرَ لَهُ» ثُمَّ أُمِرَ بِهَا فَصَلَّى عَلَيْهَا وَدُفِنَتْ ».

“Maiz Bin Malik El-Eslemi Allah’ın Resulü (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem)’e gelerek şöyle dedi: Ey Allah’ın Resulü ben nefsime zulmederek zina ettim. Beni temizlemeni istiyorum. Fakat  Allah’ın Resulü onun isteğini kabul etmedi. Ertesi gün tekrar gelerek:  Ey Allah’ın Resulü ben zina ettim dedi. Allah’ın Resulü onu ikinci kez geri çevirdi. Allah’ın Resulü o kişinin kavmine bazı adamlar göndererek bu kişi hakkında bilgi almak üzere şahitler istedi. Gelenlere sordu: « Siz bu kişinin aklı yerinde olduğuna şahitlik eder misiniz? Onda yanlış bir durum gördünüz mü?» Şöyle dediler: Onu aklıselim olarak biliriz. Gördüğümüz kadarı ile bizim en salihlerimizdendir. Daha sonra Maiz üçüncü kez geldi. Allah’ın Resulü tekrar adam göndererek onun halinden sual eyledi. Tanıyanlar yeniden onun gayet normal bir kişi olduğu ve aklı selim olduğunu ifade ettiler. Maiz dördüncü kez gelince Allah’ın Resulü onun için bir çukur kazdırdı ve Maiz recmedildi.»

Aynı ravî rivayet etmiş olduğu başka bir hadiste şöyle buyuruluyor:

Dedi ki: Ğamidiyye Allah’ın Resulüne gelerek şöyle dedi: Ey Allah’ın Resulü, ben zina ettim beni temizle! Allah’ın Resulü onu geri çevirdi. Ertesi gün olunca kadın yine geldi ve şöyle dedi: Ey Allah’ın Resulü beni neden geri çeviriyorsun? Belki Maiz’i geri çevirdiğin gibi beni de geri çevireceksin ama Allah’a yemin olsun ki ben (zinadan) hamileyim. Allah’ın Resulü dedi ki: Şimdi olmadı, git ve doğurana kadar bekle. Kadın doğrunca çocuğunu bir beze sardı. Allah’ın Resulün yanına gelerek; çocuk bu, onu doğurdum dedi. Allah’ın Resulü, o kadına şöyle dedi: Gidiniz, sütten kesilene  kadar çocuğunuzu emdiriniz. Çocuk sütten kesilince kadın çocuğun eline bir ekmek parçası vererek tekrar Allah’ın Resulü’nün yanına geldi ve: Ey Allah’ın Resulü, işte çocuğu sütten kestim, dedi. Allah’ın Resulü çocuğu aldı ve Müslümanlardan bir adama uzatarak kadının göğsüne gelecek kadar bir kuyu kazdırdı. İnsanlara kadının recmedilmesini emretti ve onlar da kadını recmettiler. O sırada Halid Bin Velid çıkageldi ve kadının başına bir taş attı. Yarılan baştan sıçrayan kan Halid’in yüzüne gelince Halid kötü bir kaç kelime söyledi. Allah’ın Resulü bu sözleri duyunca şöyle dedi: «Yavaş ol Ey Halid! Nefsimi elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, o öyle bir tevbe etti ki bu tevbeyi yol kesici bir haydut etseydi Allah onu bağışlardı.» [11] Daha sonra kadın için cenaze kılınmasını emretti ve cenaze namazını kıldı ve daha sonra kadın defnedildi.

Başka bir rivayette şöyle geçer:

ياَ رَسُولَ اللهِ، رَجَمْتَهَا ثُمَّ تُصَلِّي عَلَيْهَا؟! فَقَالَ: « لَقَدْ تَابَتْ تَوْبَةً لَوْ قُسِّمَتْ بَيْنَ سَبْعِينَ مِنْ أَهْلِ المَدِينَةِ وَسِعَتْهُمْ، وَهَلْ وَجَدْتَ أَفْضَلَ مِنْ أَنْ جَادَتْ بِنَفْسِهَا لِلَّهِ عَزَّ وَجَلَّ » [12]

Hz.Ömer dedi ki: Ey Allah’ın Resulü onu recmettin ve şimdi cenaze namazını mı kılıyorsun! Allah’ın Resulü dedi ki: O öyle bir tevbe etti ki Medine halkından yetmiş kişiye paylaştırılsaydı, o tevbe onlara yeterdi. Allah (Azze ve Celle)’a canını feda etmekten daha üstün bir şey gördün mü!”

TEVBE ÖNCEKİ BÜTÜN GEÇMİŞ GÜNAHLARI SİLER

İçimizden biri çıkıp “Ben tevbe edip doğru yola girmek isterim ama Allah’ın tevbemi kabul edeceğini kim bana garanti edebilir ki? İçimde tereddüt var. Allah’ın beni af edeceğini bilsem hemen tevbe ederim.” Diyebilir.

Bu kişiye şöyle cevap veririz: Senin aklına gelen bu gibi düşünceler senden önce yaşamış olan Allah’ın Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Selem)’in sahabesinin aklına da gelmiştir. Aşağıda gelen iki rivayeti iyi bir şekilde düşünürsen bu düşüncelerden kurtulacaksın:

Birincisi: İmam Müslim (Allah ondan razı olsun), Amr Bin El-As’ın islama girişi ile ilgili şu rivayette bulunur:

«فَلَمَّا جَعَلَ اللهُ الإِسْلاَمَ فِي قَلْبِي أَتَيْتُ النَّبِيَّ r  فَقُلْتُ: ابْسُطْ يَدَكَ فَلأُِبَايِعُكَ، فَبَسَطَ يَمِينَهُ فَقَبَضْتُ يَدَيَّ قَالَ: مَا لَكَ يَا عَمْرُو؟ قَالَ: قُلْتُ: أَرَدْتُ أَنْ أَشْتَرِطَ. قاَلَ: « تَشْتَرِطُ بِمَاذَا ؟.» قُلْتُ: أَنْ يُغْفِرَ لِي. قَالَ: « أَمَا عَلِمْتَ يَا عَمْرُو أَنْ الإِسْلاَمُ يَهْدِمُ مَا كَانَ قَبْلَهُ، وَأَنَّ الهِجْرَةَ تَهْدِمُ مَا كَانَ قَبْلَهَا، وَأَنَّ الحَجَّ يَهْدِمُ مَا كَانَ قَبْلَهُ؟»

“Allah islamı kalbime doğdurunca Allah’ın Resulü (Sallallahu Aleyhi Ve Selemle)’e geldim ve ona şöyle dedim: Elini uzat ki sana biat edeyim. Sonra elini uzattı ve ben elini iki elimin arasına alıp tuttum. Dedi ki: Neyin var  Ya Amr? Ona şöyle cevap verdim: Şart koşmak istedin Ey Allah’ın Resulü. Dedi ki: Ne şartı koşuyorsun? Dedim ki: Günahlarımın bağışlanmasını şart koşuyorum. Dedi ki: «Sen bilmez misin ey Amr İslam kendinden önceki günahları yok eder, hicret kendisinden önceki günahları yok eder, hac kendisinden önceki günahları yok eder.»

İkincisi: İmam Müslim, İbn-i Abbas (r.a.)’dan şöyle rivayet eder:

“Müşriklerden, çokça insan öldürmüş ve çokça zina  etmiş bir gurup insan, Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Selem)’e gelerek şöyle derler: Bize haber ettiğin ve kendisine çağırdığın iyililiğe ulaşmamız için bizim günahlarımıza kefaret olacak bir ameli bize haber eder misin? Bunun üzerine şu ayetler iner:

“Yine Allah’ın o salih kulları, Allah ile beraber (tuttukları) başka bir tanrıya yalvarmazlar, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Kim ki bu günahları işlerse günahının cezasını bulacaktır.” (Furkan:68)  

“Deki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin!”   (Zümer:53)

ACABA ALLAH BENİ BAĞIŞLAR MI!?

Bazen kendi kendine şöyle dersin: Tevbe etmek istiyorum fakat günahlarım o kadar çok ki! İşlemediğim hiçbir kötülük ve günah kalmadı! Günahlarım o kadar çoğaldı ki! Acaba Allah yıllar boyu işleyip durduğum dağlar gibi ağırlıklara ulaşmış günahlarımı af eder mi!?

Bu gibi sözleri içinden geçiren ikramı bol, mübarek kardeşim! Ben de sana şöyle seslenmek isterim: Bu sorun sadece size özel bir sorun değildir. Bu sözleri diyerek tevbe ile arasında engeller koyan sadece siz değilsiniz. Bu sözleri tevbe etmek isteyen herkes kalbinden mutlaka geçirir.

Muhterem kardeşim, bu konuyla ilgili tanık olduğum bir olayı size sunmak istiyorum: Bir  genç  gelerek  küçük  bir yaştan beri günah işlediğini, on yedi yaşına ulaştığında çeşitli insanlarla beraber işlediği, küçük günahlardan büyüğüne sırtında çeşit bir çok günahın oluştuğunu ve hatta günlerden bir gün küçük yaşta bir kız çoğuna bile tecavüz ettiğini ve bir çok defa hırsızlık yaptığını ifade etmiş, daha sonra tevbe edip dönüş yaptığını şimdi ise namazlarını kıldığını ve hatta bazı geceler gece namazına bile kalktığını ve Pazartesi ve Perşembe günleri oruçlarının devamlı tuttuğunu ve sabah namazlarından sonra Kur’an-ı Kerim okuduğunu ifade etmiş ve ardından benim tevbem kabul olur mu diye soru soruyordu!

            Bu ve benzeri sorunların soruların cevabını, sorunların çözümünü Kuran ve Sünette aramamız gerekiyor. Kur’ana baktığımız da Yüce Allah’ın bu konuyla ilgili şu ayetini görüyoruz:

“Deki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin!” Size azap gelip çatmadan önce Rabbinize dönün.”   (Zümer:53-54)

Bu ayetlerde bu soruya özet ve açık olarak cevap verilmektedir. Ancak kişinin kendi günahlarının Allah’ın af etmeyeceği kadar büyük ve çok olduğunu düşünmesi şu dört hatadan kaynaklanmaktadır:

Bir: Kişinin Rabbinin rahmetinin ne kadar geniş olduğunu bilmemesi.

İki: Kişinin, Allah’ın günahları af etmeye kadir olduğuna olan inancının az olması.

Üç: Kişinin Allah’ın bütün günahları af edebileceğine olan umudunun zayıf olması.

Dört: Kişinin tevbenin günahları yok edeceğine olan inancının zayıf olması.

Bu şüphelerden her birine kısaca cevap verelim: 

 Birinci şüpheye şöyle cevap veririz: Bu şu şüpheye cevap olarak şu ayet yeterlidir:

“Benim rahmetim her şeyi kuşatmıştır.”    (Araf:156)

İkinci şüpheye olan cevabımız şöyle olacaktır: Bu şüpheye de cevap olarak şu hadis-i kudsi yeterlidir:

قَالَ اللهُ تَعَالَى مَنْ عَلِمَ أَنِّي ذُو قُدْرَةٍ عَلَى مغْفِرَةِ الذُّنُوبِ غَفَرْتُ لَه وَلاَ أُباَلِي مَا لمَ ْيُشْرِكْ بِي شَيْئًا.»

“Allah Teâlâ şöyle buyurur: Kim ki benim günahları af etmeye kadir olduğumu bilirse, şayet şirk koşmamışsa hiç düşünmeden onu af ederim.” [13]

Üçüncü şüpheye cevabımız şu olacaktır: Bu şüpheyi şu hadis-i şerif tedavi edecektir:

« يَا ابْنَ آدَم، إِنَّكَ ماَ دَعَوْتَنِي وَرَجَوْتَنيِ غَفَرْتُ لَكَ عَلىَ مَا كَانَ مِنْكَ وَلاَ أُبَالِي، يَا ابْنَ آدَم لَو بَلَغْتْ ذُنُوبَكَ عَناَنَ السَّمَاءِ ثُمَّ اسْتَغْفَرْتَنِي غَفَرْتُ لَكَ وَلاَ أُباَلِي، يَا ابْن آدَم، لَوْ أنَّكَ أَتَيْتَنِي بِقُرَابِ الأَرْضِ خَطَايَا ثُمَّ لَقِيْتَنِي لاَ تُشْرِكُ بِي شَيْئًا لأَََََتَيْتُكَ بِقُرِابِهَا مَغْفِرَةً.»

“Ey Adem oğlu! Şâyet sen af edilmeyi umarak seni bağışlamam için bana yalvaracak olsan günahlarının çokluğunu umursamadan seni bağışlarım. Ey Adem oğlu! Günahların gökyüzünü dolduracak kadar olsa ve bunun ardından benden bağışlanma dilesen günahlarını hiç umursamadan af derim. Ey Adem oğlu şayet sen bana herhangi bir şirk koşmadığın bir halde yeryüzü dolusu günahla bana gelip karşıma dikilsen sana yine yeryüzü dolusu mağfiret ile gelerek hiç umursamadan seni bağışlarım.”[14]

Dördüncü şüpheye gelince: Bu şüphe içinde cevap olarak şu hadis yeter:

«التَّائِبُ مِنَ الذَّنْبِ كَمَنْ لاَ ذَنْبَ لَهُ.»  

“Günahından tevbe eden hiç günahı olmayan gibidir.” [15]

Çok büyük günahları olup bunların af edilmeyeceğini sanan kardeşlere şu hadisi aktarmak istiyorum:

YÜZ KİŞİ KATİLİNİN TEVBESİ

Ebi Saîd Sa’d Bin Malik Bin Sinan El-Hudri  (Allah ondan razı olsun) Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Selem) şöyle buyurur:

« كَانَ فِيمَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ رَجُلٌ قَتَلَ تِسْعَةً وَتِسْعِينَ نَفْسًا، فَسَأَلَ عَنْ أَعْلَمِ أَهْلِ الأَرْضِ فَدُلَّ عَلَى رَاهِبٍ. فَأَتَاهُ فَقَالَ إِنَّهُ قَتَلَ تِسْعَةً وَتِسْعِينَ نَفْسًا فَهَلْ لَهُ مِنْ تَوْبَةٍ؟ فَقَالَ: لاَ. فَقَتَلَهُ فَكَمَّلَ بِهِ مِائَةَ، ثُمَّ سَأَلَ عَنْ أَعْلَمُ أَهْلِ الأَرْضِ فَدُلَّ عَلَى رَجُلٍ عَالِمٍ، فَقَالَ إِنَّهُ قَتَلَ ماِئَةَ نَفْسٍ فَهَلْ لَهُ مِنْ تَوْبَةٍ ؟ فَقَالَ: نَعَمْ، وَمَنْ يَحُولُ بَيْنَكَ وَبَيْنَ التَّوْبَةِ، انْطَلَقَ إِلَى أَرْضِ كَذَا فَإِنَّ بِهَا أُنَاسًا يَعْبُدُونَ اللهَ تَعاَلىَ فَاعْبُدِ

اللهَ مَعَهُمْ، وَلاَ تَرْجِعْ إِلَى أَرْضكَ فَإِنَهَا أَرْضِ سُوءٍ، فَانْطَلَقَ حَتَّى إِذَا نِصْفِ الطَّرِيقِ أَتَاهُ المَوْتُ، فَاخْتَصَمَتْ فِيهِ مَلاَئِكَةُ الرَّحْمَةِ وَمَلاَئِكَةُ

 العَذَابِ. فَقَالَ مَلاَئِكَةُ الرَّحْمَةِ: جَاءَ تاَئِبًا مُقْبِلاً بِقَلْبِهِ إِلىَ اللهِ تَعَالَى: وَقَالَتْ مَلاَئِكَةُ العَذَابِ: إِنَّهُ لَمْ يَعْمَلْ خَيْرًا قَط. فَأَتَاهُمْ مَلَكٌ فِي صُورَةِ آدَمِي فَجَعَلُوهُ بَيْنَهُمْ-أَيْ حَكَمًا- فَقَالَ: قِيسُوا مَا بَيْنَ الأَرْضَيْنِ فَإِلَى أَيَّتُهُمَا كَانَ أَدْنىَ فَهُوَ لَهُ،  فَقَاسُوا  فَوَجَدُوهُ  أَدْنَى  إِلَى  الأَرْضِ  الَّتِي أَرَادَ، فَقَبَضَتْهُ مَلاَئِكَةُ الرَّحْمَةِ. »[16]

“Sizden önce yaşamış kavimler arasında doksan dokuz kişi öldürmüş biri vardı. Yeryüzünün en bilgili kişisini sordu ve ona bir rahibi gösterdiler. Ona giderek kendisinin doksan dokuz kişi öldürdüğünü, kendisi için tevbe olup olmadığını sordu. O rahip ise ona hayır diye cevap verdi. Daha sonra bu  rahibi de öldürerek bu sayıyı yüz kişiye çıkardı. Daha sonra yine yeryüzünün en bilgili kişisini sordu ve ona alim bir kişiyi gösterdiler. O alim kişiye giderek kendisinin yüz kişi öldürdüğünü, kendisi için tevbe olup olmadığını sordu. O alim kişi ona: “Senin için tevbe vardır, seninle tevbe arasına kim engel koyabilir ki!?” diyerek cevap verdi. Daha sonra ona: Şu şehre git. Orada Allah!a ibadet eden insanlar bulacaksın, onlarla beraber sende ibadet et! Kendi yaşadığın yerlere dönme! Oralar kötülük yapan insanlarla doludur dedi. Adam o şehre doğru yola çıktı ve tam yolu yarılamışken ona ölüm geldi. Rahmet ve azap melekleri onu almak için aralarında tartıştılar. Rahmet melekeleri şöyle dediler: Tevbe edip kalbini Allah’a yönlendirerek geldi, onu biz almalıyız dediler. Azap melekleri ise: O bir hayırlı iş yapmamıştır, onu biz alacağız dediler. Onlar bu halde kavga ederken yanlarında insan suretinde bir melek geldi ve onu aralarında hakem tayin ettiler. Bu hakem onlara dedi ki: geldiği yer ile varacağı yer arasını ölçün o geldiği yere daha yakınsa azap meleklerinindir, gideceği yere daha yakınsa rahmet melekelerinindir dedi. (Böylece gideceği yer daha yakın çıkınca) onu rahmet melekeleri aldılar.” [17]

Aynı hadisin Buhari’de yer alan rivayetinde şu şekilde buyurulur:

«وَكَانَ إِلَى القَرْيَةِ الصَّالِحَةِ أَقْرَبُ بِشِبْرٍ فَجَعَلَ مِنْ أَهْلِهَا.»

“Salih kişilerin olduğu şehre bir karış kadar yakın çıktı ve onu böylece o Salih insanlarla beraber kılarak rahmet meleklerine verdiler.”

Sahihu’l-Buhari’de yer alan başka bir rivayete şöyle buyulur:

«فَأَوْحَى اللهُ تَعَالىَ إِلىَ هَذِهِ أَنَّ تَبَاعَدِي وَإِلَى هَذِهِ أَنْ تَقْرَبِي، وَقَالَ قِيسُوا مَا بَيْنَهُمَا، فَوَجَدُوهُ إِلَى هَذِهِ أَقْرَبُ بِشِبْرٍ فَغُفِرَ لَهُ.»

“Allah yere vahyederek geldiği yer ile öldüğü yer arasındaki mesafenin uzamasını ve öldüğü ye ile gideceği yer arasındaki mesafenin kısalmasını emretti ve gideceği bir karış daha yakın çıkınca günahları af edildi.”

Evet! Tevbe ile kişi arasına kim girebilir ki!? Tevbe etmek isteyen kardeşim! Şimdi sanırım günahlarının bu hadiste yer alan kişininkinden daha fazla olduğunu düşünmüyorsundur. O bu durumda bile umudunu yitirmemiştir ve tevbe yollarını aramıştır.

            Muhterem Kardeşim, bu mesele bununla  kalmıyor. Allahu Teâlâ’nın şu ayeti kerimesine bir bakın:

“Yine onlar ki, Allah ile beraber (tuttukları) başka bir ilaha yalvarmazlar, Allah’ın haram kıldığı bir cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan, günah(ının cezasını) bulur;  Kıyamet günü azabı kat kat artırılır ve onda (azapta) alçaltılmış olarak devamlı kalır.  Ancak tevbe ve iman edip Salih ameller işleyenler bundan müstesnadır. Onlar ki; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır engin merhamet sahibidir.”

            Furkan Suresi 70. ayetin şu bölümü üzerinde biraz durmak istiyoruz:

“Onlar ki; Allah, onların kötülüklerini iyiliklere çevirir.”

Bu âyet-i kerîme Yüce Allah’ın fazlının büyüklüğünü göstermektedir. Alimler âyette sözü edilen geçen “çeviri” nin iki türlü olduğunu ifade etmektedirler:

Bir: Kötü sıfatları iyi sıfatlara çevirmek: Örneğin şirk koşmayı iman etmeye, zinacılığı namuslu olmaya, yalancılıktan doğruluğa ve ihanetten emanete çevirmek gibi.

İki:  Günahları Ahirette sevaba çevirmek: Yüce Allah’ın şu ayetini bir düşünelim:

“Allah, onların günahlarını sevaplara çevirir.”

Bu ayette Allahu Teâlâ her bir günahın yerine bir sevap koyacağını ifade etmiyor. Bu değiştirme olayı tevbenin samimiyetine ve ihlasına göre bire bir de olabilir farklı da olabilir. Yani bir sevapla bir veya birden fazla günah af edilebilir. Burada Allah’ın fazlı kereminin ne kadar büyük olduğu ifade edilmektedir. Şimdi zikredecek olduğumuz şu güzel hadisi şerifte az önce zikrettiğimiz ayette anlatılan Yüce Allah’ın fazlı keremi daha geniş bir şekilde anlatılmaktadır:

Abdurrahman Bin Cübeyr, Ebi Tavil Şatb El-Memdüd’den şöyle rivayet eder:  Ebi Tavil Şatb El-Memdüd, kendisinin Peygamber (Sallallahu Aleyhi Ve Selem)’e gelerek şöyle dediğini rivayet eder: (Hadisin aşağıda belirtilen rivayetinde ise anlatılan kişinin kendisi değil başka bir yaşlının olduğu anlatılmaktadır):

«جَاءَ شَيْخٌ كَبِيرٌ هَرَمٌ قَدْ سَقَطَ حَاجِبَاهُ عَلَى عَيْنِيهِ وَهُوَ يَدْعَمُ عَلَى عَصَى حَتَّى قَامَ بَيْنَ يَدَيّ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: أَرَأَيْتَ رَجُلاً عَمَلَ الذُّنُوبَ كُلَّهَا فَلَمْ يَتْرُكْ مِنْهَا شَيْئًا، وَهُوَ فِي ذَلِكَ لَمْ يَتْرُكْ حَاجَةً وَلاَ دَاجَةً إِلاَّ أَتاَهَا (وَفِي رِوَايَةٍ: إِلاَّ اقْتَطَعَهَا بِيَمِينِهِ لَوْ قُسِّمَتْ خَطِيئَتُهُ بَيْنَ أَهْلِ الأَرْضِ َلأَوْبَقَتْهُمْ «أَهْلَكَتْهُمْ» فَهَلْ لِذَلِكَ مِنْ تَوْبَةٍ؟ قَالَ: «فَهَلْ أَسْلَمْتَ؟» قَالَ: أَمَا أَنَا فَأَشْهَدُ أَلاَّ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَأَنَّكَ رَسُولُ اللهِ، قَالَ: تَفْعَلُ الخَيْرَاتِ وَتَتْرُكُ السَّيِّئَاتِ فَيَجْعَلُهُنَّ اللهُ لَكَ خَيْرَاتٍ كُلَّهُنَّ» قَالَ: وَغَدَرَاتِي وَفَجَرَاتِي!؟ قَالَ:نَعَمْ! اللهُ أَكْبَرُ! فَمَازَالَ يُكَبِّرُ حَتَّى تَوَارَى.»

“Yaşı çok ilerlemiş, elden ayaktan düşmüş, kaşları gözlerinin üstüne düşmüş ve  elindeki asasına dayanarak yürüyen biri Allah’ın Resulü (Sallallahu Aleyhi Ve Selem)’in karşısına dikilerek şöyle dedi: Bütün günahları işleyerek büyük-küçük  işlemediği hiçbir günah bırakmayan [başka bir rivayette: Bütün bu günahları kendi elleri ile işleyen] ve şayet işlemiş olduğu günahlar bütün yeryüzüne yaşayan insanlara dağıtılmış olsa hepsini helak edecek büyüklükte olan bir kişi için tevbe var mıdır!? Peygamber dedi ki:« İslama girdin mi!?» Dedi ki: Ben şahadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve sen Allah’ın Resulüsün. Peygamberimiz dedi ki: hayırlı işler yapmaya gayret et ve kötülükleri bırak, Allah bütün geçmiş günahlarını sevaba çevirecektir.» İhtiyar dedi ki: Bütün eksikliklerimi ve facirliklerimi de mi hayra çevirecek!? Peygamber (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) dedi ki: Evet! İhtiyar dedi ki: Allahu Ekber! Gözden kaybolana kadar tekbir getirmeye devam etti.” [18]

*
  • Tevbe eden kişi bu nokta ile ilgili olarak şöyle diyebilir: Ben namazı kılmayıp dalalete düştüğüm ve İslam milletinden çıktığım günlerde bazı hayırlı ameller yaptım.Acaba tevbe ettikten sonra bu hayırlı amelerim sayılacak mı yoksa onlar yok mu sayılacak!?
*
  • Cevabımız şu şekilde olacaktır: Urve Bin Zübeyrin rivayetettiği bir hadiste Hakîm Bin Hitam’ın kendisine şöyle haber verdiğini söyler: Hakim Bin Hizam Allah’ın Resulüne şöyle der:

«أَيْ رَسُولَ اللهِ، أَرَأَيْتَ أُمُورًا كُنْتُ أَتَحَنَّثُ بِهَا فِي الجَاهِلِيَّةِ مِنْ صَدَقةٍ أَوْ عُتَاقَةٍ أَوْ صِلَةِ رَحْمٍ أَفِيهَا أَجْرٌ؟ فَقَالَ رَسُولُ اللهِ r : «أَسْلَمْتَ عَلَى مَا أَسْلَفْتَ مِنْ خَيْرِ.»

“Ey Allah’ın Resulü cahiliyye vaktinde sadaka, köle azadı, akraba ziyareti gibi hayırlı ameller yaptım. Bunlara bir ecir var mıdır? Allah’ın Resulü şöyle cevap verdi: «O dönemde yapmış olduğun hayırlı amellerle birlikte islama girdin».” [19]

İslama girince geçmiş günahlar af oluyor ve hatta sevaba çevriliyor, cahiliyye dönemindeki hayırlı ameller de korunuyor!! Daha ne olsun ki?!

GÜNAH İŞLEDİĞİMDE NE YAPMALIYIM!?

Aklınıza şöyle bir soru gelebilir: Bir günah işlediğimde nasıl hemen tevbe edebilirim? Günahtan sonra hemen yapmam gereken bir fiil var mıdır?

Bu soruya şöyle cevap verelim: İşlenen bir günahın ardından şu iki şeyin yapılması elzemdir:

Bir: Pişmanlık duygusu ve bir daha aynı hataya düşmeme azmi taşımak. Bu da şayet kişi Allah’tan korkuyorsa kendiliğinden oluşur.

İki: Kişinin namaz ve tevbe gibi değişik ibadetleri yerine getirmesi. Abu Bekir (Radıyallahu Anhü)’den rivayet edilen hadiste kendisi şöyle der:

“Kim ki bir günah işleyip ardından iki rekat namaz kılarak Allah’a tevbe ederse Allah onun bu günahını af eder. Allah’ın Resulü daha sonra şu ayeti okudu:

“Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki!? Bir de onlar işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler.”    (Al-i İmrân:135)

*
  • Sahih bazı rivayetlerde günahlara kefaret olan iki rekat namazın sıfatı hakkında bilgiler sunulmaktadır. Şu hadisi naklederek bu bilgilerin özetini sizlere sunalım:
  1. (مَا مِنْ أَحَدٍ يَتَوَضَّأُ فَيَحْسُنُ الوُضُوءَ)    “Kim ki en güzel bir şekilde abdest alır da…”

Zira günahlar yıkanan abdest azalarından kullanılan veya uzuvlardan son damla ile damlayan su ile çıkar gider..

Abdeste başlarken besmele çekmek ve şu zikirleri yapmak abdesti güzelleştiren işlerdendir:

«أَشْهَدُ أَن لاَّ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ –اللَّهُمَّ اجْعَلْنِي مِنَ التَّوَّابِينَ وَاجْعَلْنِي مِنَ المتَُطَهِّرِينَ- سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ أَشْهَُد أَن لاَّ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ.»

“Şahadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur, o tektir ve hiçbir ortağı yoktur. Yine şahadet ederim ki Hz. Muhammed O’nun kulu ve Resulüdür. Allahım! Beni tevbe edenlerden ve arınanlardan kıl! Allahım! Seni hamd ederek tesbih ederim. Şahadet ederim ki Senden başka ilah yoktur, Sana tevbe ederek bağışlamanı dilerim.”

Abdesten sonra bu duaların yapılmasının çok büyük ecri vardır.

  • (يَقُومُ وَ فَيُصَلِّي رَكْعَتَيْنِ)  …sonra kalkar da iki rekat namaz kılarsa…
  • (لاَ يَسْهُو فِيهِمَا) …iki rekatta da zihnini namazdan ayırmaz…
  • (لاَ يُحَدِّثُ فِيهِمَا نَفْسَهُ) iki rekatta da aklını namaz harici şeylerle meşgul etmezse…
  • (يُحْسِنُ فِيهِنَّ الذِّكْرَ وَالخُشُوعَ) …iki rekatta huşulu olur en güzel şekilde zikirlerini yapıp
  • (ثُمَّ اسْتَغْفَرَ اللهَ) …ardından da Allah’tan bağışlanmasını dilerse…  

Neticede:

  1.    (غفر الله ما تقدم من ذنبه) …Allah o kişinin gelmiş geçmiş bütün günahlarını bağışlar…
  2. (إِلاَّ وَجَبَتْ لَهُ الجَنَّةَ) …cennet ona vacip olur.»[20]

Bundan sonra tevbekârın yapacağı bol bol salih amel işlemektir. Ömer (Radiyellahu Anhu)’e bakınız. Hudeybiye savaşında Allah’ın Resulü ile münakaşa edip hatasını anlamış ve şöyle demiştir: “Bu günahımın bağışlanması için bir çok salih amel işledim.”

            Bu konu ile ilgili Allah’ın Resulünün vermiş olduğu şu misali okuyalım: Allah’ın Resulü şöyle buyurur:

«إِنَّ مَثَل الَّذِي يَعْمَلُ السَّيِّئَاتِ ثُمَّ يَعْمَلُ الحَسَنَاتِ كَمَثَلِ رَجُلٍ كَانَتْ عَلَيْهِ دِرْعٌ ضَيَِّقَةٌ قَدْ خَنَقَهُ، ثُمَّ عَمِلَ حَسَنَةً فَانْفَكَتْ حَلَقَةً، ثُمَّ عَمِلَ أُخْرَى فَانْفَكَتْ الأُخْرَى حَتَّى يَخْرُجَ إِلَى الأَرْضِ .»

“Kötü işleri yapıp ardından iyi işler yapanların misali, üzerinde kendisini sıkan dar bir kalkan giymiş olan bir kişiye benzer ki; bu kişi iyi amel işleyince bu kalkanın parçalarından biri üzerinden düşmüş olur, daha sonra başka bir iyi amel işler ve kalkandan başka bir parça düşer ta ki, bu şekilde o dar kalkandan kurtularak kalkar  ve yeryüzünde rahatça dolaşmaya başlar.” [21]

            Salih ameller kişiyi günah bataklığından kurtarıp onu geniş ve hoş iteat alemine kavuşturur. Kardeşim şimdiye kadar anlattıklarımızın özeti şimdi size aktaracağım şu kıssada özet bulmaktadır:

            İbn-i Mes’ûd şöyle der:

“Bir adam Allah’ın Resulü (Sallallahhü Aleyhi Ve Selem)’in yanına gelerek şöyle dedi: Ey Allah’ın Resulü, ben bahçede bir kadın buldum ve onunla her şeyi yaptım fakat onunla cima (cinsi ilişki) yapmadım. Onu öptüm ve okşadım ama başka bir şey yapmadım. Bana ne istersen onu yap! Allah’ın Resulü (Sallallahhü Aleyhi Ve Selem) ona bir şey demedi ve adam gitti. Ömer dedi ki: Allah ayıbını örtmüş, şayet kendi ayıbını örtse ne olurdu!? Allah’ın Resulü (Sallallahhü Aleyhi Ve Selem) giden adamın arkasından baktı ve şöyle dedi: «Onu bana geri getirin».Daha sonra onu getirdiler ve Allah’ın Resulü (Sallallahhü Aleyhi Ve Selem) ona şu ayeti okudu:

“Gündüzün iki ucunda gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler (salih ameller) kötülükleri (günahları) giderir. Bu öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır.” (Hud:114)

Hz. Ömer’in rivayetinde Muaz’ın şöyle dediği yer alır: Ey Allah’ın Resulü (Sallallahhü Aleyhi Ve Selem) bu sadece onun için mi yoksa bütün insanlar için midir diye sordu: Dedi ki: Bilakis bu bütün insanlar içindir.» [22]

GÜNAHKÂRLAR PEŞİMİ BIRAKMIYORLAR Kİ!?

Tevbe etmek isteyen biri olarak şöyle diyebilirsin: “Ben tevbe etmek ve düzelmek istiyorum fakat eski arkadaşlarım peşimi bırakmıyorlar. Kendimde bir değişiklik yapsam peşime takılıp beni eski kötü halime tekrar döndürmek için ellerinden geleni artlarına bırakmıyorlar. Bu durumda benim ne yapmam gerekir?”

Biz de sana şunu tavsiye ederiz: Sabret! Zirabu gibi imtihanların ve fitnelerin başına gelmesi Yüce Allah’ın has kullarını kötü kullarından, sadık kullarını yalancılarından ayırmak için takip ettiği bir sünnettir.

Madem ki düzelmek için ilk adımını attın o halde adımında sabit kal. Seni eskiye döndürmeye çalışan insanlardan ve cinlerden

olan şeytanlar bunu becerebilmek için aralarında yardımlaşmaktadırlar. Onlara asla itaat etmemelisin! Sana şöyle diyecekledir: Sen aklını yitirmişsin! Bunlar geçici davranış bozukluklarıdır, geçer! Hatta bazıları tevbe eden arkadaşını görünce: İnşaAllah büyük bir şerre düşmediniz!! Gibi laflar bile etmektedirler.

Ne tuhaf bir iştir ki; tevbe eden birinin kendisiyle çeşitli günahlar işlediği bayan arkadaşının yeni bir günah işleme teklifini, tevbe ettiği gerekçesi ile kabul etmeyip telefonu yüzüne kapamak zorunda kalmasına rağmen, bayan arkadaşı bir müddet sonra tekrar arayarak “İnşaAllah biraz önceki vesveseli haliniz geçmiştir!” diyebilmektedir.

Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“De ki: İnsanların kalplerine vesvese sokan (insan Allah’ı andığında) pusuya çekilen cin ve insan şeytanların şerrinden insanların Rabbine, insanların Melikine (mutlak sahip ve hakimine) insanların ilâhına sığınırım! (Nas:1-6)

Kendisine itaat etmen gereken Rabbin midir, yoksa günahkâr arkadaşların mı!?

            Şunu bilmelisin ki onlar her yerde izini sürerek seni takip edecekler ve seni yoldan çıkarmak için her türlü vesileyi kullanacaklardır. Bir kardeşim tevbe ettikten sonra bana eski hayat arkadaşının kendisini asla bırakmadığını, hatta kendisi camiye namaza giderken bile şoförüne emrederek arabayı cami yoluna sürdürmek suretiyle peşine takıldığını ve arabanın camından kendisine çağırarak eski tekliflerini yenilediğini şöyle söyledi!            

            İşte o zor durumda:

â àMÎm6sVムª!$# šúïÏ%©!$# (#qãZtB#uä ÉAöqs)ø9$$Î/ ÏMÎ/$¨V9$# ’Îû Ïo4quŠutù:$# $u‹÷R‘‰9$# ’Îûur Ïou½zFy$# ( ‘@ÅÒãƒur ª!$# šúüÏJÏ=»©à9$# 4 ã@yèøÿtƒur ª!$# $tB âä!$t±tƒ ÇËÐÈ á

 “Allah Teâlâ sağlam sözle iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sapasağlam tutar.” (İbrahim:27)

            Sana her fırsatta maziyi süsleyerek hatırlatacaklardır. Eski hatıralar… Eski sözler… Resimler… Mektuplar… Onlara asla yaklaşmamalısın, onların sana yaklaşıp seni tekrar eski fitnelere düşürmelerine izin vermemelisin! Burada büyük sahabi Ka’ab Bin Malik’i hatırla.. Hani o Tebük savaşına katılmamıştı da Allah’ın Resulü, Allah’tan bir açıklama gelene kadar sahabesine onu yalnızlığa bırakmalarını emretmişti. İşte tam bu sırada kâfir Gassan Kralı kendisine bir mektup göndererek ona şöyle diyordu: «Duyduk ki arkadaşın seni terk etmiş. Allah boş verilmişliğin ve kaybedilmişliğin yurduna seni terk etmemiştir. Bize katıl ve destek bulGördüğünüz gibi bu Kâfir, bu müslümanı kandırarak Medine’den çıkartıp küfür topraklarında kaybolmasını arzu etmektedir.

Bakınız bu fitne karşısında bu sahabi nasıl bir tepki göstermiştir: Ka’ab şöyle diyor: «Bu mektubu okuyunca dedim ki;  işte bu da başka bir beladır ve bu mektubu fırına atarak yaktım.»

Ey Müslüman! İşte sen de böyle olmalısın. Sana sunulan para, makam kadın v.s. her türlü fitneyi ayaklar altına almalısın. Sana gönderilen bu fitneleri elinin tersiyle geri çevir ve bunu yaparken de ahiret ateşini hatırla: 

â öŽÉ9ô¹$$sù ¨bÎ) y‰ôãur «!$# A,xm ( Ÿwur y7¨Z¤ÿςtGó¡o„ tûïÏ%©!$# Ÿw šcqãYÏ%qムÇÏÉÈ á

“(Resulüm!) Sen şimdi sabret. Bil ki Allah’ın vaadi gerçektir. (Buna) iyice inanmamış olanlar sakın seni gevşekliğe sevk etmesin!.”  (Rum:60)

BENİ TEHDİT EDİYORLAR

Bir tevbekâr şöyle yakınıyor:

Ben tevbe etmek istiyorum fakat arkadaşlarım beni yapmış olduğum kötü işleri açığa vurmakla tehdit ediyorlar. Zira ellerinde bazı resimler ve belgeler var. Ben ise toplum önünde rezil olmaktan korkuyorum!!

Sana tavsiyemiz şöyle olacaktır: Şeytan ve dostlarına karşı koy ve bil ki şeytanın hileleri her zaman çok zayıftır. Şeytanın dostlarından gördüğün bu söz konusu baskı ve yıldırmalar mü’minin sabrı ve kararlılığı karşında kısa bir dönem içinde yok olmaya mahkûmdur. Bil ki şayet sen onlara itaat edecek olursan onlar daha da  üzerine gelerek seni çıkmaza sokacaklardır. Bu durumda sen işin başında da sonunda da kaybedenlerden

 olacaksın. Öyleyse Allah’a güvenerek yola çık! “Bana Allah yeter! O ne güzel[23] bir vekildir.” De. Allah’ın Resulü (Sallallahu Aleyhi Ve Selem) bir kavmin şerrinden çekindiğinde şöyle derdi:

«اللَّهُمَّ إِنَّا نَجْعَلُكَ فِي نُحُورِهِمْ، وَنَعُوذُ بِكَ مِنْ شُرُورِهِمْ«

“Allahım! Sen onların boyunlarını tut! Onların şerrinden sana sığınırız.” [24]

            Takdir ediyoruz ki, bu tehditlerin altından kalkmak çok da kolay olmayacaktır. Şöyle bir düşünürsek, örneğin nikahsız bazı ilişkiler kuran aldanmış bir kız, erkek arkadaşına bazı resimlerini vermiş olabilir. O arkadaşı da bu kız ile yaptığı telefon görüşmelerini kayıt etmiş olabilir. Böyle bir durumda tevbe etmek isteyen kızın bu arkadaşı tarafından kendisi ile beraberliğe devam etmeyi ret ettiği durumda elindeki bu resimleri ve ses kayıtlarını ailesine vererek onu rezil edebileceği tehdidi karşısında durması çok da kolay değildir.

            Bakın Şeytanın dostlarının tevbe eden bazı bay ve bayan artist ve tiyatrocularla psikolojik bir savaş sürdürmek için yaptıklarına; Tevbe eden bu kişilerin en başta çıkardıkları en kötü albümleri piyasaya sürmekteler ve bu şekilde onların esasen beceriksizliklerinden dolayı bu işi bıraktıklarını ima ederek psikolojik bir baskı uygulamak istemektedirler. Onlar bu savaşı veredursunlar! Allah takva sahipleri ve tevbe edenlerle ile beraberdir. Yüce Allah onları asla ezdirmez ve asla onları yalnız bırakmaz. O’na sığınan hiç kişi terk edilmemiştir. Şunu biliniz ki; her zorluğun arkasında bir kolaylık vardır ve her darlıktan sonra bir genişlik vardır.

            Tevbe eden kardeşim, şimdi sana bu dediklerimize bir delil ve açıklayıcı olarak şu etkili kıssayı aktarmak istiyorum. Bu kıssa zayıf durumda olan mü’minleri Mekke’den Medine’ye gizlice hicret etmelerine yardımcı olan büyük sahabi, İslam fedaisi Mersed Bin Ebi Mersed El-Ganevî’nin kıssasıdır:

“Mersed Bin Ebi Mersed diye  anılan bir adam vardı. Bu kişi Mekke’de bulunan Müslüman esirleri Medine’yi Münevvre’ye gizli olarak kaçırıyordu. Bu kişi şöyle haber veriyor:  Mekke’de kendisinin de arkadaşı olduğu  İnag adında fahişe bir kadın vardır. Bu kişi de Mekke’de bulunan esirlerden birini kaçırmak üzere onunla anlaşmışlardı. Mersed Bin Ebi Mersed şöyle anlatır: Ay ışığı olan bir gecede o kişiye geldim ve Mekke’nin duvarlarından birinin gölgesinde saklandım. İnag adındaki kadın benim duvarın yanındaki gölgemi fark etti ve yanıma geldi. Yanıma tam olarak yaklaşınca beni tanıdı ve şöyle seslendi: Sen Mersed misin? Evet ben Mersed’im dedim. Dedi ki: Merhaba! Hoş geldiniz! Haydi! Bu gece bizde gecele! Ona dedim ki: Ey İnag, Allah zinayı haram kıldı! (Amacına ulaşamayan kadın öcünü almak için) : Ey çadır ehli! Bu adam esirlerinizi taşıyor diye bağırdı. Bunun üzerine sekiz kişi peşime düştü. (Mekke’nin girişinde bulunan) Handeme denen dağa doğru koştum. Bir mağara veya deliğe gelerek saklandım. Yanıma kadar geldiler ve başımın üzerine durdular. Allah onların gözünden beni sakladı ve beni göremediler. Dedi ki: Daha sonra dönüp gittiler. Ben de götürdüğüm kişiye döndüm ve onu yüklendim. Çok ağır bir adamdı. Gizlenebileceğimiz bir yere gelince (el ve ayaklarını) bağlayan ipleri çözdüm. Onu taşımak beni çok yoruyordu ama onu Medine’ye ulaşana kadar taşıdım. Daha sonra Allah’ın Resulü (Sallallahhü Aleyhi Ve Selem)’nün yanına geldim ve O’na şöyle dedim: Ey Allah’ın Resulü (Sallallahhü Aleyhi Ve Selem), İnağ’ı nikahlayabilir miyim? Bunu iki kez tekrar ettim. Allah’ın Resulü sustu ve bir cevap vermedi. Tâ ki şu ayet inene kadar:

⠒ÏT#¨“9$# Ÿw ßxÅ3Ztƒ žwÎ) ºpuŠÏR#y— ÷rr& Zpx.Ύô³ãB èpu‹ÏR#¨“9$#ur Ÿw !$ygßsÅ3Ztƒ žwÎ) Ab#y— ÷rr& Ô8Ύô³ãB 4 tPÍhãmur y7Ï9¨sŒ ’n?tã tûüÏZÏB÷sßJø9$# ÇÌÈ á

“Zina eden erkek ancak zina eden bir kadın veya müşrik bir kadını nikahlar. Zina eden bir kadın da ancak zina eden veya müşrik olan bir erkekle nikahlanır.” (Nur:3)       

Allah’ın Resulü şöyle dedi: Ey Mersed: Zina eden erkek ancak zina eden bir kadın veya müşrik bir bayanla nikahlanabilir. Zina eden bir bayan da ancak zina eden veya müşrik olan bir erkekle nikahlanabilir. Onu nikahlama.”

Burada Yüce Allah’ın iman edip iyi amel işleyenleri nasıl savunduğuna dikkat ediyor musunuz!?

            En kötü ihtimal olarak bilinmesini istemediğin bazı olaylar ortaya çıkar da açıklama yapma ihtiyacı hissedersen çok açık olarak geçmişte bazı şeylerin olduğunu fakat artık tevbe ettiğini ifade et ve onlara sizden ne istediklerini sor.

Unutulmaması gerekir ki gerçek yüz kızarması ahirette Allah’ın huzurunda meydana gelecek olan yüz kızarmasıdır. İşte o gün, en büyük yüz kızarıklıklarının yaşanacağı gündür. İşte o, gün önünde durduğumuz yüz veya bin kişi değil gelmiş geçmiş bütün insanlık cinler alemi ve meleklerdir.

            Geliniz şimdi İbrahim (Aleyhisselam)’ın duasına bir göz atalım:

⠟wur ’ÏT͓øƒéB tPöqtƒ tbqèWyèö7ムÇÑÐÈ tPöqtƒ Ÿw ßìxÿZtƒ ×A$tB Ÿwur tbqãZt/ ÇÑÑÈ žwÎ) ô`tB ’sAr& ©!$# 5=ù=s)Î/ 5OŠÏ=y™ ÇÑÒÈ á

“(İnsanların) dirilecekleri gün, beni mahcup etme. O gün ne mal fayda verir ne de evlat. Ancak kalb-i selîm (temiz bir kalp) ile gelenler o günde fayda bulur.” (Şuara:87-89)

Zor zamanlarında Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi Ve Selem)’in yapmış olduğu dualarla korun:

«اللَّهُمَّ اسْتُرْ عَوْرَاتِنَا وَآمِنْ رَوْعَاتِنَا. اللَّهُمَّ اجْعَلْ ثَأْرَنَا عَلَى مَنْ ظَلَمَنَا، وَانْصُرْنَا عَلَى مَنْ بَغَى عَلَيْنَا. اللَّهُمَّ لاَ تُشْمِتْ بِنَا الأَعْدَاءَ وَلاَ الحَاسِدِينَ.»    

“Allahım, ayıplarımızı ört! Korkularımızdan bizi emin kıl!  Bize zulmedenlerden öcümüzü ve intikamımızı aldır.Bize saldıranlara karşı bizi muzaffer kıl. Allahım, bizi çekemeyenleri ve düşmanlarımızı üzerimize güldürme.”

GÜNAHLARIM YAŞANTIMI BOZUYOR

Başka bir Tevbekâr kardeşimiz şöyle diyor:  

“Ben bir çok günah işledikten sonra Allah’a tevbe ettim fakat günahlarım beni takip ediyor ve devamlı bir şekilde aklıma gelerek hayatımın düzenini bozuyor, uykumu bölüyor, gecemi kedere boğuyor ve rahatımı kaçırıyor. Rahata kavuşmam için ne yapmam lazım?

Aziz mü’min kardeşim, bu hissettikleriniz tevbenizde sadık olduğunuzu göstermektedir.İşte bu pişmanlığının kendisidir. Şüphesiz pişmanlık tevbenin özüdür. Geçmişe şöyle bir göz at ve Allah’tan günahlarının bağışlanmasını dile. Asla Allah’tan umudunu kesme. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

â tA$s% `tBur äÝuZø)tƒ `ÏB ÏpyJôm§‘ ÿ¾ÏmÎn/u‘ žwÎ) šcq—9!$žÒ9$# ÇÎÏÈ á

“Dedi ki: Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim umut keser!?”  (Hicr:56)

            İbn-i Mesud (Allah ondan razı olsun) şöyle der:” Günahların  en büyüğü Allah’a şirk koşmak, Allah’ın azabından emin olmak (güvende hissetmek), Allah’ın rahmetinden umut kesmek ve O’nun nimetinin genişliğinden umut kesmektir.”[25]

Mümin kişi Allah’a yürürken daima korku ve umut arasında olur. Bunlardan biri, bazı zamanlarda ihtiyaca ve duruma göre diğerine ağır basar. Örneğin günah işlendiğinde tevbe etmek  için korku tarafı ağır basar, tevbe ettiğinde ise Allah’ın affını umarak bu taraf ağır basmış olur. 

GÜNAHLARIM YAŞANTIMI BOZUYOR

Günlerden bir gün hazin bir sesle sordu: “Tevbe etmek istiyorum fakat gidip yaptıklarımı itiraf etmeli miyim!?”

Bütün yaptıklarımı kadı huzurunda itiraf edip kendime had cezası uygulanmasını istemem tevbem için şart mıdır?

Recmedilen Maiz’in ve bahçede bir kadını öpen erkeğin kıssalarından ne anlamalıyız?

Müslüman kardeşim sana cevap olarak şunları demek isterim: Kulun Rabbi ile bağlantısında hiçbir aracı koşmaması tevhidi inancın en büyük özelliklerindendir. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

â #sŒÎ)ur y7s9ry™ “ÏŠ$t6Ïã ÓÉi_t㠒ÏoTÎ*sù ë=ƒÍs% ( Ü=‹Å_é& nouqôãyŠ Æí#¤$!$# #sŒÎ) Èb$tãyŠ ( ÇÊÑÏÈ á

“Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara) ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dilediğini veririm.”   (Bakara:186)

            Tevbenin sadece Yüce Allah’a olduğuna iman ediyorsak işlemiş olduğumuz günahları itiraf edeceğimiz makamın da O olması gerektiğine  iman etmemiz gerekmektedir. Seyyidi’l-istiğfar duasında şu ibareler geçmektedir:

«أَبُوءُ لَكَ بِنِعْمَتِكَ عَلَّي وَأّبُوءُ بِذَنْبِي »

“Benim üzerinde bir çok nimetin olduğunu biliyorum ve günahlarımı huzurunda itiraf ediyorum.”

            Allah’a hamd olsun ki bu konuda, Hıristiyanlarda olduğu gibi tevbe etmek için papazın önünde itiraf kürsüsüne oturup günah çıkartmak ve günahların bağışlandığına dair belge almak gibi bir inancımız yoktur. 

            Yüce Allah şöyle buyur muyor mu:

â óOs9r& (#ûqãKn=÷ètƒ ¨br& ©!$# uqèd ã@t7ø)tƒ spt/öq­G9$# ô`tã ¾Ïnϊ$t7Ïã ä‹è{ùtƒur ÏM»s%y‰¢Á9$# žcr&ur ©!$# uqèd Ü>#§q­G9$# ÞOŠÏm§9$# ÇÊÉÍÈ á

“Onlar bilmezler mi ki Allah kullarının tevbesini kabul edendir!?”  (Tevbe:104)

Bu âyette kulların direk olarak Allah’a tevbe etmeleri gerektiği açık bir şekilde ortaya konmaktadır.

            Bir Müslüman had cezası gerektiren bir günah işlemişse ve bu durumu da devlet bakanına veya kadıya ulaşmamışsa Allah’ın ortaya çıkarmadığı bu günahı saklamasında bir sakınca yoktur. Fakat bu kişi bu günahından tevbe etmelidir. Allah’ın isimlerinden biri de Sittîr (ayıpları örten)’ dir. Allah kullarının ayıplarını örtmeyi sever. Sahabelerden Maiz gibi yapmış oldukları zinayı gelip itiraf edenlere gelince; onlar, kendi nefislerini temizleme konusunda aşırı bir arzu içinde olarak esasen üzerlerine farz olmayan bir işi yapmışlardır. Zira zina eden Maiz ve diğer kadın Allah’ın Resulüne gelip arınmak istediklerini belirtince Allah’ın Resulü başta onlardan yüz çevirmiştir. Aynı  zamanda bahçede bir kadını öptüğünü itiraf eden kişi için Hz. Ömer: “Allah ayıbını örtmüştü şayet kendi ayıbını örtseydi” demiş Allah’ın Resulü (Sallallahu Aleyhi Ve Selem) ise bu söz karşısında susarak bu sözü tasdik etmiş olmuştur.

Sözü geçen hataları[26] işleyen birinin şayet Yüce Allah bir kişinin hatalarını ortaya çıkarmamışsa bir mahkemeye gidip itiraflarda bulunarak hatasını resmi olarak belgeletmesine lüzumun olmadığı anlaşılmaktadır. Yine böyle birinin bulunmuş olduğu mahallin imamına veya bir  arkadaşına giderek kendisine had cezası uygulatmasına lüzum yoktur.

Bazı cahiller kişiler tevbede itirafın şart olduğunu düşünerek tevbeden önce bu itirafı yapmak isterler. Yapmak isterler ama sonucuna da katlanabilecek değillerdir. Bu konuda bazı acı kıssaları çok duymuşuzdur. İşte size sadece birinin özeti:

Adamın biri tevbe etmek isteyince oturduğu semtin imamına gider ve ona günahını itiraf ederek ne gerekiyorsa yapacağını söyler. İmam da kendisinin önce mahkemeye giderek bu itirafını resmileştirmesi gerektiğini ve daha sonra kendisine had cezası uygulanacağını ifade eder. Bu miskin kişi  durumun zorluğunu görünce tevbe etmekten de vazgeçer ve eski günahkâr hayatına döner. Bu kişi tevbe için itiraf etmenin gerekli olduğunu düşünmeseydi bu hala gelmeyecekti belki. Ama cehaletinin kurbanı oldu.

Bu kıssada anlatılan olayı fırsat bilerek şöyle haykırmak istiyorum: Ey Müslümanlar! Dininizin kurallarını sağlam kaynaklardan öğrenmeniz boynunuzun borcudur. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

â (#ûqè=t«ó¡sù Ÿ@÷dr& ͍ø.Ïe%!$# bÎ) óOçGYä. Ÿw tbqçHs>÷ès? ÇÍÌÈ á

“Eğer bilmiyorsanız bilenlere sorun.”   (Nahl:43)

â …ö@t«ó¡sù ¾ÏmÎ/ #[ŽÎ6yz ÇÎÒÈ á

“Bunu bir bilene sor.”   ( Furkan:59)

Her ağzı laf yapan böyle işlere kalkışmamalıdır. Bir Müslüman fetva alacağı yerden mesuldür. Zira bu iş ibadetle ilgili bir durumdur. Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sapan ve saptırıcı imamların ümmetine zarar vermelerinden çok korkmuştur. Geçmiş Salih insanlardan biri şöyle demektedir: “Bu ilimler dindir, dininizi kimden aldığınıza dikkat ediniz. Ey Allah’ın kulları ayağınızı kaydıracak tuzaklardan sakının. Takvalı ilim ehli kişilerden bilmediğiniz konuları öğrenin. Allah yardımcımız olsun..

TEVBEKÂRLARDAN GELEN BAZI SORULAR VE CEVAPLARI

Tevbe etmek isteyen biri olarak şöyle diyebilirsin:

“Ben tevbe etmek istiyorum fakat tevbe ile ilgili hükümleri bilmiyorum. Zihnimde bazı günahlarımdan yapmış olduğum tevbenin sıhhati konusunda bir şüpheler dolaşıyor. Allah’a ait haklar konusundaki hatalardan nasıl tevbe edilir? Haklarına girdiğim insanların haklarını nasıl geri verebilirim?” Bu ve benzeri sorulara cevap bulabilir miyim?

Şimdi tevbekârların sıkça sordukları bazı soruları ve vermiş olduğumuz cevapları aktarmak istiyorum:

            Soru:1- Ben bazı günahları işliyor sonra tevbe ediyorum. Daha sonra nefisime kanıp aynı günahı bir daha işliyorum. Bu durumumdan dolayı birinci tevbem bozulup eski günahlarımı yenisi ile beraber tekrar yükleniyor muyum?

            Cevap:1- Alimlerin çoğu tevbenin geçerli olabilmesi için kişinin bir daha o günaha dönmeme şartının bulunmadığını ifade etmekte olup tevbenin kabulü için şu şartların olması gerektiğini bildirmişlerdir:

  1. Tevbe edilen günahı terk etmek.
  2. O günahtan pişmanlık duymak.
  3. Aynı günahı bir daha işlememeye azmetmek.

Bu durumda bir kişi daha önce tevbe etmiş olduğu eski günahına dönerse bu eski tevbesine tesir etmez ve o kişi yeni bir günah işlemiş gibidir. Böyle bir kişi tekrar etmiş olduğu günaha yeniden tevbe etmelidir.

+  +  +

            Soru:2- Hali hazırda bir günahı işlemeye devam etmekteyken başka bir günahtan tevbe edebilir miyim?

Cevap:2- Başka bir günah işleme konusunda ısrarlı olan bir kişi, bırakmaya azmettiği başka bir günahına tevbe edebilir. Burada önemli olan günahların farklı olmasıdır. Örnek olarak şöyle diyelim: İçki içen ve aynı zamanda faiz yiyen bir kişi sadece içkiden tevbe edip faizden tevbe etmese içkiyle ilgili tevbesi doğrudur. Fakat açık faizden tevbe edip dolaylı faizden tevbe etmez ise tevbesi kabul değildir. Çünkü günahlar çeşit olarak aynıdır. Yine bir insan eroin kullanmaktan tevbe edip içki kullanmaya devam etse tevbesi makbul değildir. Zira her ikisi de çeşit olarak aynı olan haram bir uyuşturucudur. Aynı şekilde bir insan bir kadınla yaptığı zinadan tevbe başka bir kadınla zina etmeye devam ederse tevbesi makbul değildir. Zira günahların biri bırakılmış ama aynı türden olan başka bir günahı yapmaya devam edilmiştir.

+  +  +

Soru:3: Geçmişte Yüce Allah’ın bazı haklarını yerine getirmedim. Namaz kılmadım, oruç tutmadım, zekat vermedim. Şimdi ben ne yapmalıyım?

Cevap:3- Tercih edilen görüşe göre geçmişte namazı terk edenlerin daha sonra bu namazları kaza etmeleri gerekmez. Zira bu namazların vakitleri geçmiştir ve yerine getirilmeleri mümkün değildir. Bu durumda o müslüman çokça tevbe ve istiğfar eder nafile ibadetleri çoğaltır. Bu şekilde Yüce Allah’ın kendisini af etmesi umulur.

Kişi müslüman olup üzerine oruç farz olduğu halde Ramazan orucunu tutmadıysa, bu oruçları kaza etmeli ve aynı zamanda kefaret olarak diğer Ramazan ayına girene kadar özür olmadan orucunu kaza etmediği için de tutmadığı her gün için bir fakir doyurmalıdır.

Örneğin:Bir kişi 1990’nın Ramazan ayında üç gün ve 1991’in Ramazanında ise beş gün tembellik yaparak oruç tutmamış olsun. Bu  kişi yıllar sonra tevbe etse toplam sekiz gün kaza orucu tutması ve de her gün için bir fakiri doyurması gerekir. (Aynı fakir sekiz defa doyurulsa da olur.)

İkinci Bir Örnek: Bir kız 1900 senesinde akıl baliğ olmuş olsun. Bu kız ailesi adet olduğunu anlamaması için sekiz gün süren adet günlerinde de oruç tutmuş olsun. Aradan yıllar geçince tevbe etse birinci örnek de olduğu gibi sekiz günü kaza etmesi ve aynı zamanda her gün için de bir fakiri doyurması gerekmektedir.

Namazını terk etmekle orucunu terk etmek arasında fark vardır. Bilerek günlerce terk edilen namazın kazası olmaz fakat orucun kazası olmaktadır. Bazı alimler bilerek özürsüz olarak terk edilen orucun da kazası olmayacağını ifade etmişlerdir.

Verilmeyen zekata gelince; zekat bir yandan Allah’ın hakkı diğer yandan fakirlerin hakkıdır. Kaç senenin zekatı verilmemişse bunlar hesaplanıp verilmelidir.

Soru:4- İşlenen günah insan hakkı ile ilgili olursa tevbe nasıl olur?

            Cevap:4- Konu ile ilgili ana hükmü şu hadisi şerif beyan etmektedir:

« مَنْ كَانَ ِلأَخِيهِ عِنْدَهُ مَظْلَمَةٌ مِنْ عِرْضٍ أَوْ مَالٍ، فَلْيَتَحَلَّلْهُ اليَوْمَ قَبْلَ أَنْ يُؤْخَذَ مِنْهُ يَوْمَ لاَ دِينَارَ وَلاَ دِرْهَمَ، فَإِنْ كَانَ لَهُ عَمَلٌ صَالِحٌ أُخِذَ مِنْهُ بِقَدْرِ مَظْلَمَتِهِ، وَإِنْ كَانَ لَمْ يَكُنْ لَهُ عَمَلُ أُخِذَ مِنْ سَيِّئَاتِ صَاحِبِهِ فَجُعِلَتْ عَلَيْهِ.»

“Kim kardeşinin namusunu ve şerefini lekeleyerek veya haksız yere  onun malını alarak ona zulmetmişse bu hakların dinar veya dirhemin kabul edilmeyeceği o gün gelmeden ona hakkını helal ettirsin. Orada hakka giren kişinin salih ameli varsa zulüm ettiği ölçüde alınarak hak sahibi kişiye devredilir. Şayet salih ameli yoksa hak sahibi kişinin günahlarından hak ölçüsünde alınarak o kişinin üzerine devredilir.” [27] 

+  +  +

Soru:5- Bazı kişilerin gıybetini yaptım ve bazı kişilere iftiralar attım. Şimdi ise tevbe etmek istiyorum acaba haklarına girdiğim bu kişilere gidip onlardan bana haklarını helal etmelerini dilemeli miyim? Şayet böyle bir şart yoksa nasıl tevbe edebilirim? 

            Cevap:5- Bu mesele fayda-zarar dengesine göre değişir. Şayet kendilerine karşı yapılan gıybet ve iftira gibi hatalar onlara haber verildiğinde onlar kızmayacaklarsa, bu kişiye karşı kinleri ve düşmanlıkları artmayacaksa bu durumda kendilerine karşı yapılan bu hatalar “Ben size karşı bazı sözler söyleyerek hatalar yaparak hakkınıza girdim” şeklinde genel cümlelerle de olsa açıklanarak hak helalliği talep edilebilir. Şayet kendilerine karşı yapılan gıybet ve iftira gibi hatalar onlara haber verildiğinde onlar kızacaklarsa, bu kişiye karşı kinleri ve düşmanlıkları artacaksa bu durumda kendilerine karşı yapılan bu hatalar kendilerine haber verilip hak helalliği dilenmez. Haklarına girilen insanlar genel ifadelerle bu durum haber verildiğinde olayın ayrıntısını isterler -ki insanların çoğu böyledir-  bu hatalar onlara açık bir şekilde anlatıldığında kızgınlıkları artar bu durumda onlara bu konuyu hiç açmamak daha evladır. Zira İslam şeriatı zararın artmasını asla emretmez. İnsanlar normal ilişkilerine devam ederken bu gibi açıklamalarla ilişkilerin kesilmesi soğukluk ve nefretin artması islamın öngörmediği bir durumdur. Zira İslam şeriatı, müslümanlar arasında kardeşliklerin, dostlukların, sevginin artmasını öngörerek toplumsal bağların güçlenmesini gâye edinmiştir.  Böyle bir durumda tevbenin şu şartları taşıması yeterlidir:

  1. Pişmanlık duymak ve işlenen bu cürümün kötülüğü ve haramlığı düşünülerek Allah’tan bağışlanmayı dilemek.
  2. Yanında bir kişinin gıybeti yapılıyor ve o bazı fiilleri yapmakla itham ediliyorsa buna izin vermemek o kişinin bu gibi yakıştırmalardan beri olduğunu savunmak.
  3. Gıybetini yaptığı kişiyi hangi ortamlarda gıybetini yaptıysa o ortamlarda o kişiyi hayırla anmak ve iyiliklerini söylemek.
  4. O kişinin biri tarafından gıybetinin yapıldığı görse onu savunması, ona bir kötülük yapılmak istendiğini gördüğünde o kötülüğü ondan uzaklaştırmaya gayret etmesi.
  5. Onun haberi olmadan onun günahlarının bağışlanmasını dilemesi. [28]

Burada dikkat etmemiz gereken bir husus; mali haklar ile gıybet ve iftira gibi şahsiyet hakları arasındaki farkları anlayabilmektir. Bir kişinin mali haklarını üzerine geçiren bir kişi mutlaka hak sahiplerini haberdar ederek bu hakları geri vermelidir. Zira hak sahipleri bu haklarından faydalanacaklardır. Bu haklarını elde etmek onları sevindirecek bu şekilde toplumsal bağların güçlenmesine ve toplum arasındaki  güvenin oluşmasına katkı sağlanmış olacaktır. Öte taraftan, gıybet gibi hataları gıybeti yapılan şahsa giderek haber vermek daha büyük dargınlıklara sebebiyet verebilir.

+  +  +

Soru: 6- Bilerek birini öldürenin tevbesi nasıl olur?

Cevap:6- Bilerek birini öldüren bir katil bu yaptığı cürümden  dolayı üç tür hakka girmiş olmaktadır:

  1. Allah’ın hakkı.
  2. Öldürülenin hakkı.
  3. Varislerin hakkı.

Allah’ın hakkı tevbe olmadan asla ödenmez.

Varislerin haklarına gelince; katil kendini varislere teslim eder, onlarda ya kısas isterler, ya diyet isterler ya da onu af ederler.

Son olarak öldürülenin hakkı kalmaktadır ki, katilin bu hakkı dünya da ödeme durumu yoktur. Bu noktada ilim ehli şöyle der: Şayet katil çok iyi bir tevbe yaparsa Allah ondan öldürülenin hakkını kaldırır ve kıyamette öldürülene büyük hayırlar bahşeder.

Bu söz bu konuda söylenmiş sözlerin en güzelidir.[29]

+  +  +

Soru:7-Hırsızın tevbesi nasıl olur?

Cevap:7- Tevbe etmek isteyen hırsız derhal çalıntı malı sahibine teslim etmelidir. Şayet çalıntı malda bir eksiklik olduysa veya eskidiyse veya bu mal yendiyse bu zararları karşılamalı ve ardından tevbe etmelidir. Şayet malın sahibi kendisini af ederse buna şükredilmelidir. 

+  +  +

Soru:8- Malını çaldığım kişiden çok utanıyorum ve bu yüzden ona bu durumu haber verip beni bağışlamasını dileyemiyorum. Ben bu durumda ne yapmalıyım?

Cevap:8- Malın sahibinden utanıyorsanız bu durumda başka  yollarla bu malı sahibine teslim etmelisiniz. Bir başkası aracılığı ile, posta ile bu malı sahibine ulaştırabilirsiniz. Veya terviye yaparak malın sahibine gelip: “Bu mal sizin malınız. Bunu bana veren şahıs adının zikredilmesini istemiyor.” diyebilirsiniz.

+  +  +

Soru:9- Babam anlamadan onun cebinden para çalıyordum. Şimdiye kadar çaldığım paranın miktarını bilmiyorum. Babama bu durumu söylemeye utanıyorum. Şimdi tevbe ettim. Bu durumda nasıl bir yol izlemeliyim?

Cevap:9- Önce çalmış olduğunuz paranın miktarını yaklaşık bir rakamla tespit ediniz. Sonra bu miktarı gizli olarak babanıza geri veriniz. Verecek olduğunuz paranın tahmin ettiğiniz paradan biraz daha fazla olması daha evladır.

+  +  +

Soru:10- Hırsızlık yaptım ama çaldığım malların sahiplerini bilmiyorum. Bu durumda ne yapmalıyım?

Başka biri şöyle diyor: Çalışmış olduğum yurt dışında şirketten gizlice mal kaçırmıştım, şimdi bu malları geri vermek istiyorum ama şimdi ben o ülkeyi terk ettim. Haklarını nasıl ödeyebilirim?

Diğer bazıları ise; bir ticarethaneden mal çaldım ama daha sonra pişman oldum haklarını ödemek için bu yeri aradım ama onlar bilmediğim bir yere taşınmışlardı. Bu durumda ben ne yapmalıyım? Demketedirler.

Cevap:10 Size düşen o hak sahiplerini elinizden geldiği kadar arayıp şayet bulabilirseniz onlara haklarını geri vermenizdir. Eğer hak sahibi ölmüşse malı varislerine veriniz. Şayet bütün gayretlerinize rağmen hak sahiplerini bulamazsanız o malları onların adına sadaka olarak veriniz. Mal sahipleri kafir de olsa onlara mallarını veriniz.

Bu mesele, İbn-i Kayyim’in “El-Medaric” adlı kitabının, birinci cildinin, 388. sayfasında zikrettiği şu meseleye benzemektedir:  Müslümanların ordusundanbir kişi şeytana kanarak ganimetlerden bir mal çalar. Belli bir zaman sonra pişman olur ve elindeki çalıntı mal ile birlikte ordu komutanının yanına gider. Fakat ordu komutanı şöyle diyerek o malı kabul etmek istemez:

 “Ben bu malı terhis olan askerlere nasıl ulaştırabilirim ki!?”

 Bu Tevbekâr daha sonra Haccac Bin Eş-Şair’e gelerek ondan bu konuda bir fetva ister, o da şöyle fetva verir:

 “Ey filan! Allah bu askerlerin isimlerini de neseplerini  bilmektedir. Malın beşte birini hazineye bırak, gerisini askerler adına sadaka ver. Allah hak sahiplerine haklarını ulaştıracaktır.” Der. Adamda bu denileni yapar. Daha sonra Muaviye’ye gelerek durumu ona iletir ve Muaviye ona şöyle der:

“Sana bu fetvayı verebilmek bana  bu mülkümün yarısından daha sevgili gelirdi.” Şeyhu’l- İslam İbn-i Teymiyye’nin de buna benzer bir fetvası vardır.

+  +  +

Soru:11- Ben yetimlerin mallarından gasp ettim ve mallarla ticaret yaptım ve mal kat kat çoğaldı. Şimdi ise pişman oldum nasıl tevbe edebilirim?

Cevap:11- Bu konu da alimlerin değişik görüşleri vardır. Bu görüşlerden en orta yollusu ve adil olanı böyle yapan bir kişinin, hak sahiplerine, malın aslını ve onlarla şirket kurmuş gibi elde edilen kârın yarısını vermesidir.

Bu görüş İmam Ahmed’den rivayet edilen görüşlerden biridir. Aynı zamanda bu görüş Şeyhu’l-İslam İbn-i Teymiyye ve öğrencisi İbn-i Kayyim’in görüşüdür. [30]

Aynı zaman gasp eden kişinin gasp ettiği mal  deve, koyun ve benzeri olup bunlar çoğalmış olsalar yine malın yarısı ve aslı hak sahiplerine verilecektir. Eğer malın aslı kaybolmuşsa onun kıymetini veya bedelini de vermelidir.

+  +  +

Soru:12- Hava yolu kargosunda çalışan bir kişi kargoda kalan mallardan gizli olarak bir kasetçalar alıyor ve yıllar sonra tevbe ediyor ama bu teybin aynısını pazarda bulamıyor. Bu durumda ne yapmalıdır? Bu kasetçaların aslını mı, yoksa benzerini mi, yoksa kıymetini mi geri vermelidir?

Cevap:12- Eskime payını da ilave ederek bu teybin aslını uygun bir yol ile geri vermelidir. Şayet sahibini bulamazsa o kişi adına teybin kıymetini sadaka olarak ermelidir.

+  +  +

Soru:13- Faizden kazandığım paralarım vardı ve bunların hepsini harcadım. Şimdi tevbe ettim ne yapmalıyım?

Cevap:13- Tevbeden başka bir şey gerekmez. Bir daha asla dönmeyeceğinize dair tevbe ediniz. Faiz tehlikelidir. Kur’an-ı Kerimde sadece faiz alıp verenlere harp ilan edilmesine izin verilmiştir. Madem ki bu malları yediniz bu durumda tevbeden başka yapacak bir şey kalmamıştır.

Soru:14- İçinde haram karışık param ile bir araba aldım. Ne yapmalıyım?

Cevap:14- İçinde haram karışık bir mal ile ev veya araba gibi parçalanması mümkün olmayan bir mal satın alan kişi, helal olan malından satın aldığı mala karıştırdığı haram mal miktarı kadar sadaka verir ve bu şekilde malını haramdan temizlemiş olur. Şayet haram olan kısım başkalarının hakkı ise ve hak sahipleri de biliniyorsa onların hakları geri verilmedir.  

  • +  +

Soru:15- Sigara ticaretinden para kazandım ve bu para helal kazancıma da karıştı bu durumda ne  yamalıyım?

Cevap:15- Kim ki hükmünü bilerek müzik aletleri, müzik kasetleri, sigara ticareti gibi haram yollarla para kazanmış olup da tevbe etmek isterse bu durumda haramdan kurtulmak için kârını hayırlı bazı işlere harcamalıdır. Fakat bu harcanan mal sadaka yerine geçmez. Allah güzeldir ve sadece güzel olanı kabul eder.

Şayet bu haram kazançlar helal kazancına karıştıysa bu haram miktar yaklaşık olarak takdir edilir ve malı hayırlı işlerde sadaka niyeti taşımadan ve sadece ondan kurtulmak için harcanır. Bu şekilde malını haramdan temizlemiş olur. Haram kazancı terk edene Allah mutlaka ona daha büyük bir kazanç fırsatı verecektir.

Şayet kişi haram kazancını kazanırken kafirse ve sonradan Müslüman olmuşsa Müslüman olduğunda bu malları elinden çıkarması gerekmez. Zira peygamberimiz (Sallalahu Aleyhi ve Selem) sahabe islama girdiğinde onlardan böyle bir şey istememiştir. Şayet bu haram kazancı elde ederken bu işin haramlığını bilen bir müslümansa bu durumda bu haram miktarı elinden çıkarması gerekmektedir.

+  +  +

Soru:16- Rüşvet alan birine Allah hidayet etse de bu kişi tevbe etse kazandığı malları ne yapması gerekir?

Cevap:16- Bu kişi için iki durum vardır:

1- Bu kişi şayet bu rüşveti hakkını ancak rüşvet vererek almak zorunda kalan mazlum birinden aldıysa bu durumda aldığı parayı geri vermelidir. Zira aldığı bu mal gasp edilmiş hükmündedir. Bu malı ona veren kişi kendi hakkını alabilmek için istemeyerek bu rüşveti vermiştir.

2- Şayet rüşvet alan bu kişi rüşveti kendisi gibi zalim bir kişiye hak etmediği bir mal veya imkanı sağlamak için aldıysa bu durumda aldığı rüşveti geri vermez fakat fakirlere yardım etmek gibi hayırlı işlere harcayarak bu haram maldan kurtulur. Aynı zamanda hak sahiplerinin hakkını başkalarına aktardığı için ayrıca tevbe etmelidir.

+  +  +

Soru:17- Haram işler karşılığında bazı mallar kazandım. Ben şimdi tevbe ettim. Kazandığım bu malları sahiplerine vermem gerekir mi?

Cevap:18- Haram işler veya hizmetler karşılığında mal kazanan biri tevbe ettiği takdirde bu malları aldığı kişilere geri vermez. Fakat bu mallardan hayırlı yollara harcayarak kurtulur.

Para karşılığı zina eden bir kadın tevbe ettiği takdirde bu malı kendisiyle zina eden kişilere geri vermez. Bir şarkıcı tevbe ettiği takdirde konserine gelenlerden aldığı parayı onlara geri vermez.

Uyuşturucu ve alkollü içecekler satan biri tevbe ettiği takdirde kazandığı parayı müşterilerine geri dağıtmaz.

Yalancı şahit bu şahitliği karşılığında aldığı parayı tevbe ettiği takdirde geri vermez. Bunun sebebi ise, böyle rüşvetle hak etmediği malları alan asi bir kişiye hem rüşvetle hak etmediğini verip hem de verdiği malı geri vermekle bu asi kişinin bir taşla iki kuş vurmasını sağlayarak günahına devam etmesinin sağlanacak olmasıdır. Bu mal bu asi kişiye verilecek olursa ona günahında yardımcı olunmuş olunacaktır. Bu yüzden bu rüşveti alan kişi hayırlı işlerde bu parayı harcayıp ondan kurtulmalıdır. Bu İbn-i Teymiyye öğrencisi İbn-i Kayyim’in seçtiği bir hükümdür. (El-Medaric:1/390).

  • +  +

Soru:18- Öyle bir günah işledim ki ne zaman hatırlasam strese ve bunalıma giriyorum. Ben bir bayanla zina ettim ve tevbe etmek istiyorum ne yapmalıyım? Bu durumu örtmek için onunla evlenmem caiz olur mu?

Başka biri de şöyle soruyor: Yurt dışında bir bayanla zina ettim ve benden hamile kaldı. Bu çocuk benim çocuğum sayılır mı? Ben bu çocuğun nafakasını annesine göndermeli miyim?

Cevap:18- Bu konuda sorular o kadar arttı ki; artık müslümanların kendilerini  kontrol etmeleri Kur’an ve sünnet ışığında kendilerini ıslah etmelerinin zamanı gelmiştir. Zinaya götüren yollar kapanmalıdır. Özellikle gözler haramdan aklanmalıdır, bir bayanla bir yerde baş başa kalınmamalı, onlarla toka yapılmamalıdır. Bayanlar islamın emrettiği örtüyle örtünmeli, erkekler ve bayanlar kafir ülkelere seyahat etmekten ve birbirlerine karışmaktan çekinmelidirler. Hane reisleri hanımlarına ve çocuklarına sahip çıkmalıdırlar. Genç kızlar ve erkekler erken evlilik yapmaya gayret etmelidirler.

Sorunun cevabına gelince; zina yapanın erkeğin iki durumu vardır:

1- Erkek, kadını zorlayarak onunla zina etmiş olabilir. Bir erkek bir kadınla zor ve tehdit kullanarak zina ederse bu durumda ona verdiği zarara karşılık o kadının dengi bayanlara verilen mihir miktarınca bir mihir vermekle yükümlüdür. Aynı zamanda tevbe etmelidir. Olay imam veya ona vekalet eden kadıya ulaştıysa had cezası uygulanmalıdır.[31]

2- Kadının rızası ile onunla zina etmiş olabilir: Bu durumda tevbeden başka bir şey gerekmez. Zina ile hamile bıraktığı kadının karnındaki çocuğu kendisine intisap ettirmez. Bu çocuğun nafakasını sağlamak kendisine bir görev değildir. Zira çocuk zina sonucu meydana gelmiştir ve gönül rızalığı ile bu işi yapan kadının hamile kaldığı çocuk kendisine aittir. Tevbe eden bir erkeğin zinadan tevbe etmeyen bir bayanla evlenmesi caiz değildir. Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır.

⠒ÏT#¨“9$# Ÿw ßxÅ3Ztƒ žwÎ) ºpuŠÏR#y— ÷rr& Zpx.Ύô³ãB èpu‹ÏR#¨“9$#ur Ÿw !$ygßsÅ3Ztƒ žwÎ) Ab#y— ÷rr& Ô8Ύô³ãB 4 tPÍhãmur y7Ï9¨sŒ ’n?tã tûüÏZÏB÷sßJø9$# ÇÌÈ á

“Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenemez; zina eden bir kadın da ancak zina eden veya müşrik olan bir erkek ile evlenebilir.” (Nur:3)

Kendisinden olsa bir erkeğin hamile olan bir bayanla evlenmesi caiz değildir. Yine hamile olup olmadığını bilmeyen bir kadınla nikah yapılamaz.

Fakat erkek veya kadın sadık bir tevbe ile tevbe ederseler kadının da hamile olmadığı anlaşılırsa bu durumda zina etmeyenlerle nikahlanmaları caiz olur. Bu şekilde onlar Allah’ın seveceği yeni bir hayata başlarlar.

+  +  +

Soru: -Allah bütün Müslümanları korusun- ben bir kadınla zina ettim ve ardından onunla evlendim. Evliliğimizin üzerinden seneler geçti. İkimizde tevbe ettik. Şimdi ne yapmamız lazım?

Cevap:19- Madem ki tevbenizde sadık oldunuz evliğinize devam ediniz. Fakat kendi aileniz arasında da olsa kadının velisi ve iki şahit huzurunda tekrar nikah kıyınız.  

  • +  +

Soru:20- Kadının biri şöyle diyor: Ben salih bir bay ile evlendim. Ama ben onunla evlenmeden önce Allah’ın razı olmayacağı işler yaptım. Şimdi ise kalbim rahat değil. Acaba kocama geçmişte yaptıklarımı haber vermeli miyim?

Cevap:20- Eşlerden ikisinin de geçmişte yaptıkları kötü işleri birbirlerine anlatma zorunlulukları yoktur. Kim ki geçmişte böyle bir takım ahlaksızlıklara bulaşmış olup da Allah onun bu ayıbını örtmüşse ona düşen Allah’ın örttüğünü açığa vurmamaktır. Sadık bir tevbe etmek yeterlidir.

Bir kişi bekar sanarak bir kız ile evlense de gerdek gecesi onun daha zina yapması sebebi ile bekaretinin gittiğini öğrense bu durumda ona verdiği mihri geri almaya ve onu boşamaya hakkı vardır. Fakat onun bu fiilinden samimi bir şekilde tevbe ettiğini öğrenir de onun bu ayıbını örterse Allah katında ecrini alacaktır.

+  +  +

Soru: 21- Bir kişi homoseksüellikten tevbe etse ne yapması gerekir?

Cevap:21- Bu işi yapanlar büyük bir tevbe ile tevbe etmelidirler. Allah tarihte Lut kavmi gibi bu büyük cürümü işleyenlere çeşitli büyük azaplar vermiştir:

1-Onların gözlerini yerinden çıkararak onları kör etmiştir. Yüce Allah bu durumu şöyle haber etmektedir:

â !$uZó¡yJsÜsù öNåks]ãŠôãr& ÇÌÐÈ á

“Onların gözlerini kör ettik.”   (El-Kamer:37)

2-Onların üzerlerine çığlık sesi göndermiştir.

3-Onların kentlerini ters çevirerek altını üstüne getirmiştir.

4-Başlarına kuru balçıktan yapılmış taşlar yağdırmıştır.

O yüzden bu işi yapanların cezası evli olsunlar bekar olsunlar öldürülmektir. Allah’ın Resulü şöyle buyurur:

« مَنْ وَجَدَتُّمُوهُ يَعْمَلُ عَمَلَ قَوْم لُوطٍ  فَقْتُلُوا الفَاعِلَ وَالمَفْعُولَ بِهِ »

  “Lut kavminin işini yapanları bulduğunuzda hem yapanı hem de yapılanı öldürünüz.” [32]

Soru:22- Ben tevbe ettim.  Elimde daha önce satın aldığım müzik aletleri, filimler ve müzik kasetleri var bunları satabilir miyim?

Cevap:22- Haram olan her türlü şeyi satmak caiz değildir. Bunlardan kazanılan para da haramdır. Allah’ın Resulü şöyle buyurur:

« إِنَّ اللهَ إِذَا حَرَّمَ شَيْئًا حَرَّمَ ثَمَنُهَا»

“Allah haram kıldığı bir şeyin kıymetini (satımını) de haram kılmıştır.” [33]

Bir malı sattığınız kişinin o malı haram yolda kullanacağını biliyorsanız o malı ona satmanız caiz değildir. Yüce Allah şöyle buyurur:

⠟wur (#qçRur$yès? ’n?tã ÉOøOM}$# Èb¨urô‰ãèø9$#ur 4 ÇËÈ á

“Günahta ve düşmanlıkta birbirinizle yardımlaşmayın.” (Maide:2)

Dünyadaki ticaretinde belki zarar edeceksin ama bil ki Allah’ın sana vereceği nimetler daha güzel ve daha kalıcıdır. Yüce Allah fazlı ve keremi ile bu zararınızı karşılayacaktır.

            Soru:23- Önceden sapık bir insandım. Din dışı fikirler taşır bunları yayardım. İnsanı küfre davet eden makaleler ve kıssalar yazardım. Fuhşa ve günaha davet  eden şiirler yazardım. Hal böyle iken Allah bana acıdı ve hidayet etti. Beni karanlıklardan aydınlığa çıkardı. Nasıl tevbe etmeliyim bu günahlarımdan?

            Cevap:23- Vallahi çok büyük şükürleri gerektiren büyük bir nimet üzerinesin. O da hidayete ermendir. Allah’tan seni bu yolda sabit kılmasını ve sana olan fazlını artırmasını dilerim.

            Bir kişi dilini ve kalemini İslam ile harp etmek için, sapık bir takım inançları yaymak veya bidatleri, hurafeleri, fasıklığı yaymak için kullanmışsa şunları yapması gerekir:

            Bir: Bütün bu yaptıklarından tevbesini ilan etmesi gerekmektedir. Yazıları ile saptırmış olabileceği bütün insanlara her türlü vesileyi kullanarak ulaşmalı ve onlara bu düşünlerin yanlış olduğunu ve onlardan dönüş yaptığını bildirerek, onlardan özür dilemelidir. Bu beyan tevbe için yerine getirilmesi gereken bir şarttır. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

⠞wÎ) tûïɋ©9$# (#qç/$s? (#qßsn=ô¹r&ur (#qãZ¨t/ur y7Í´¯»s9résù ÛUqè?r& öNÎköŽn=tæ 4 $tRr&ur Ü>#§q­G9$# ÞOŠÏm§9$# ÇÊÏÉÈ         á

“Ancak tevbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar başkadır. Zira ben onların tevbelerini kabul ederim.”  (Bakara:160)

            İki: Tevbeden sonra kalemini islamın yayılması için kullanmalıdır. Bütün gücünü ve becerisini Allah’ın dininin yayılması için kullanmalı, insanlara  hakkı anlatıp onları hakka davet etmelidir.

            Üç: Sahip olduğu bu maharetleri Allah’ın düşmanlarına cevaplar vermede kullanmalı, nasıl ki daha önce İslam düşmanlarına yardım ettiyse aynı şekilde onların hile oyunlarını boşa çıkarmada müminlere yardım etmelidir. Batıla karşı hakkın kılıcı olmalıdır. Kimi batıla saptırmışsa onlara elinden geldiği kadar ulaşmalı ve onlara doğruları anlatmalıdır ki bunlar bu günahlarına kefaret olsun. Hidayete erdiren Yüce Allah’tır.

SONSÖZ

            Ey Allah’ın kulu! Yüce Allah tevbe kapısını açmıştır, girmez misin!?

«إِنَّ لِلتَّوْبَةِ بَابًا عَرْض مَا بَيْنَ مِصْرَاعَيْهِ مَا بَيْنَ المَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ -فِي رِوَايَةٍ: عَرْض مَسِيرَةِ سَبْعِينَ عَامًا- لاَ يُغْلَقُ حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ مِنْ مَغْرِبِهَا »

“Tevbenin öyle bir kapısı vardır ki kapının genişliği doğu ile batı arasındaki mesafe kadardır. –Başka bir rivayette: genişliği yetmiş yıllık mesafedir, güneş batıdan doğuncaya kadar asla kapanmaz.” [34]

            Allah kullarına şöyle hitap eder:

«يَا عِبَادِي إِنَّكُمْ تُخْطِئُونَ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَأَنَا أَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا، فَاسْتَغْفِرُونِي أَغْفِر لَكُمْ »

“Ey kullarım! Siz gece gündüz günah işler durursunuz, ben ise bütün günahları bağışlayanım, benden af edilmenizi dileyin ki ben de sizi af edeyim.” [35]

            Tevbe istiğfar etmez misin!? Allah gece ellerini uzatıyor ki gündüz günah işleyenleri bağışlamak için, yine gündüz ellerini uzatıyor ki gece günah işleyenleri bağışlamak için.. Allah, özür dilemeni seviyor. Acaba sen hala kararsız mısın!?

            Allah için bakınız.. Tevbekârın şu sözleri ne kadar güzeldir:

Boynumu bükmüş, zelil bir halde huzuruna geldim ve senin izzetinle sana yalvarıyorum…! Bana rahmet etmezsen halim nicedir!!? Bütün zaafımla geldim ve senin kuvvetini anarak sana yalvarıyorum…! Senin bana asla ihtiyacın olmaz, ama ben sana daima muhtacım…! İşte şu günahkâr ve  yalancı perçemim iki elinin arasında…! Senin benden başka bir çok kulun var ama benim senden başka bir efendim yoktur..!! Senin azabından korkarak yine sana  sığınıyorum…! Zira benim, senin kapından başka sığınacak başka bir kapım yoktur…! Benim, senin kapından başla bir kurtuluşum yoktur…! Sana bir fakir, miskin, muhtacın yalvarışıyla yalvarıyorum…! Zelil bir halde önünde eğilip boyun büküyorum…! Korku içinde biçare biri olarak huzuruna geldim sana yalvarıyorum…! Sana boyun bükenlerin yalvarışı ile… Zelil bir halde yüzü toprağa değenlerin, senin rahmetini umarak iki gözü iki çeşme olanların, buruk ve hüzün dolu bir kalple sana yalvaranların yakarışı ile huzuruna geldim, sana yalvarıyorum…! Beni bağışla Ey Rabim…!

Tevbe ile ilgili şu kıssaya bir kulak ver:

Rivayete göre, Salih kişilerden biri yolda gezerken evlerden birinin kapısı açılır ve o kapıdan annesinin kovalayıp kovduğu bir çocuğun, şiddetle ağlayıp imdat çağırarak fırladığını görür . Çocuk kapıdan çıkınca anne kapıyı onun yüzüne kapatır ve eve girer. Çocuk yürüyerek evden biraz uzaklaşır ama sonra durur düşünür..Kendisinin kovulmuş olduğu evden başka sığınacak başka bir evi olmadığını, onu annesinden başka birinin asla bağrına basmayacağını anlar. Daha sonra kalbi kırık ve hüzünlü bir şekilde evine döner ki kapı yüzüne kapanmıştır. Kapının eşiğinin üzerine yanağını koyarak orada uyur. Göz yaşları iki yanağından aşağıya doğru akmaktadır. Bir müddet sonra anne çıkar ve onu o halde görünce kendini tutamaz çocuğun üzerine atılır, onu çevirir ve ağlayarak şöyle der: Ey çocuğum! Sen nerelere gittin!? Benden başka kim sana bakar!? Ben sana demiyor muyum bana karşı gelme diye!? Allah benim fıtratıma rahmet ve şefkat koymuştur, sen beni fıtratım dışında işler yapmaya zorlayarak seni cezalandırmaya mecbur bırakma! Dedi… Daha sonra anne çocuğunu aldı ve eve girdi.

 Allah’ın Resulü şöyle buyuruyor:

“Allah’ın kullarına olan merhameti bu annenin bu çocuğuna olan merhametinden daha fazladır.” [36]

Her şeyi kuşatan Allah’ın merhameti yanında annenin merhameti nedir ki!

Allah kulunun tevbe etmesinden mutluluk duyar:

«لِلَّهِ أَشَدُّ فَرَحًا بِتَوْبَةِ عَبْدِهِ حِينَ يَتُوبُ إِلَيْهِ مِنْ رَجُلٍ كَانَ فِي سَفَرٍ فِي فُلاَةٍ مِنَ الأَرْضِ، وَبِهِ مَهْلَكَةٌ  وَمَعَهُ رَاحِلَتُهُ عَلَيْهَا طَعَامُهُ وَ شَرَابُهُ فَأَوَى إِلَى ظِلِّ شَجَرَةٍ، فَوَضَعَ رَأْسَهُ فَنَامَ نَوْمَةً تَحْتَهَا، فاَسْتَيْقَظَ وَقَدْ ذَهَبَتْ رَاحِلَتُهُ فَطَلَبَهَا، فَأَتَى شَرَفًا فَصَعِدَ عَلَيْهِ فَلَمْ يَرَ شَيْئًا، ثُمَّ أَتَى الآخَرَ فَأَشْرَفَ فَلَمْ يَرَ شَيْئًا، حَتَّى إِذَا اشْتَدَّ الحَرُّ وَالعَطَشُ قَالَ: أَرْجِعُ إِلَى المَكَانِ الذِّي كُنْتُ فِيهِ فَأَنَامُ حَتَّى أَمُوتُ، فَأََتَى شَجَرَةً فَاضْطَجَعَ فِي ظِلِّهَا قَدْ أَيِسَ مِنْ رَاحِلَتِهِ فَبَيْنَمَا هُوَ كَذَلِكَ، رَفَعَ رَأْسَهُ فَإِذَا رَاحِلَتَهُ قَائِمَةُ عِنْدَهُ تَجُرُّ خُطَامَهُ ] عَلَيْهَا زَادَهُ طَعَامَهُ وَشَرَابَهُ فَأَخَذَ بِخُطَامِهَا ، فَاللهُ أََشََدُّ فَرَحًا بِتَوْبَةِ المُؤْمِنِ مِنْ هَذَا بِرَاحِلَتِهِ وَزَادِهِ [

“Allah, kulu kendisine tevbe ettiğinde o kadar sevinir ki onun bu sevinci şu yolcunun sevincinden daha fazladır: Bu yolcu ıssız ve uçsuz bucaksız bir arazide bineği ile yolculuk ederken korkunç ve tehlikelerle dolu bir yerde mola verir. Yanında bineği ve bineğinin üzerinde yiyecekleri ve içecekleri vardır. Bir ağacın gölgesinde oturarak orada uyur. Bir de uyanır ki bineği yanında yoktur ve onu aramaya başlar. Yüksekçe bir yerin üzerine çıkarak etrafa bakar ama bir şey göremez. Daha sonra başka bir yüksekliğin üstüne çıkar ve etrafa bakınır ama yine bir şey göremez. Ta ki güneş iyice kızdırıp adamın susuzluğu iyice artınca kendi kendine şöyle der: Mola verdiğim yere gideyim de orada ölene kadar uyuyayım. Ağacın gölgesine tekrar gelir ve uzanır bineğinden artık umudu kalmamıştır. O bu şekilde üzgün ve umutsuz beklerken başını bir de kaldırır ki bineği yularını sürüyerek gelmiş başucunda durmaktadır. Hemen sevinerek bineğinin ipini tutar. İşte Allah mümin bir kulunun tevbesine üzerinde erzakı ile birlikte  bineğini bulan bu kişiden sevinmesinden daha fazla sevinir.[37]    

Kardeşim, bilmelisin ki gerçek bir tevbekâr Rabbinin huzurunda durduğu zaman boynu bükülür, yüzü kızarır. Tevbekârın üzüntü dolu iniltileri Alemlerin Rabbi olan Allah’a çok sevgili gelir. 

Mü’min kul günahını aklından çıkarmayıp bu günahı sebebiyle pişmanlık ateşiyle yanıp günahını af ettirmek için çeşitli Salih ameller yaptıkça şeytan kahrolur ve hatta onu o günaha düşürdüğüne pişman olur. Bazı tevbekârlar düşmüş oldukları hatalardan etmiş oldukları tevbelerinin kuvvetine göre söz konusu günahı işlemeden önceki durumlarından daha iyi bir dereceye ulaşabilirler. Allah kendisine yönelen bir tevbekâr kulunu asla terk etmez.

Şöyle bir düşünür müsün!? Bir çocuk babasının evinde yaşıyor.. Babası ona en güzel yiyecekleri yediriyor en güzel içecekleri içiriyor, en güzel giyecekleri giydiriyor, her türlü ihtiyacını karşılıyor ve onu en güzel şekilde terbiye ediyor. Durum böyle devam ederken bu baba onu bir iş için bir yere gönderiyor. Yolda adamın biri çocuğu görüyor ve onun elini ayağını bağlayarak düşman ülkesine kaçırıyor. Bu adam, çocuğa babasının tersine çok kötü davranıyor. Kötü muameleye maruz kalan çocuk eski günlerini, babasının onu terbiye şeklini hatırlayarak ağlıyor ve kalbi acılar içinde hasret ateşi ile yanıyor.

Adam çocuğa bu işkenceleri çektirip sonunda onu boğazlamayı planlamaktadır. Çocuk bu esaret içinde çeşitli işkencelere maruz kalmakta iken kendi ülkesini ve babasını gözleriyle aradığı bir anda bir de ne görsün! Babası onu arayıp  bulmuştur ve o şimdi tam karşısında durmaktadır. Sevincinden ne yapacağını şaşıran çocuk büyük bir hasret ve mutluluk içinde Babacığım…! Babacığım…! Babacığım! Diye bağırarak babasına doğru koşar ve onun kucağına atılır. Sevinç ve hasret gözyaşları bir yağmur gibi iki yanağını ıslatmaktadır çocukcağızın…Bu sırada onu kaçıran gelmiş çocuğu almak istemektedir. Çocuk ise babasına sımsıkı sarılmış kendisini babasının koruyacağından emin bir şekilde beklemektedir. Zira babası ölümüne de sebep olsa onu koruyacağını söylemektedir. Bu çocuğun aklından babasının kendisini düşmana teslim edeceği düşüncesi geçebilir mi!? Tabi ki asla geçmez. Zira çocuk babasının kendisini ne kadar sevdiğini bilmektedir. Bir babanın evladına olan şefkatidir bu.. Bir o kulu yaratanın ona olan şefkatini düşünün… Elbette O’nun şefkati bütün ana ve babaların şevkatlerinden daha büyüktür.

Bir kul düşmanından kaçar gibi ağlayıp sızlayarak yaratanına koşar, O’nun kapısına kendini atar da: Ey Rabbim! Sen başka merhamet edicisi olmayana merhamet et!! Sen başka yardımcısı olmayana yardım et! Senin kapından başka sığınağı olmayana merhamet et! O Senin Miskinindir…! Fakirindir…!  Sen onun sığınağısın..! Sen onun kurtuluşusun…! Senden başka bir sığınak ve kurtuluş kapısı yoktur…! Senin azabından yine sana sığınırım…! Diye ağlasa acaba  yaratanı onu ret mi eder!! Elbette sevinerek ona rahmet kapılarını ardına kadar açacaktır.. Öyleyse haydi hayırlı işlerde yarışalım!! Sevap kazanmak için gayret edelim.. Salih insanlarla beraber olalım.. Hidayeti bulduktan sonra sapıklığa düşmekten korkalım.. Allah sizinledir..

Esselamü Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berakatuhu..

SON

İÇİNDEKİLER

Takdim……………………………………………………….      2

Önsöz ………………………………………………………..      4

Günahları Hafife Alınmanın Tehlikesi………..     7

Tevbenin Şartları ve Tamamlayıcı Unsurları      12

Büyük Tevbeler…………………………………………..    21

Tevbe Geçmiş Bütün Günahları Siler……………… 25

Acaba Allah Beni Bağışlar mı?……………………….. 28

Yüz Kişi Katilinin Tevbesi……………………………… 33

Günah İşlediğimde Ne Yapmalıyım?………………. 42

Günahlar Peşimi Bırakmıyorlar ki!………………… 48

Beni Tehdit Ediyorlar!……………………………….. … 53

Günahlarım Yaşantımı Bozuyor…………………….. 59

İtiraf Etmeli miyim?………………………………………. 63

Tevbekârlardan Gelen Bazı Sorular ve

Cevapları……………………………………………………….. 66

Soru:1- Ben bazı günahları işliyor sonra…………. 67

Soru:2- Hali hazırda bir günahı……………………… 67

Soru:3: Geçmişte Yüce Allah’ın bazı………………. 68

Soru:4- İşlenen günah insan hakkı………………….. 70

Soru:5- Bazı kişilerin gıybetini yaptım……………. 70

Soru:6- Bilerek birini öldürenin tevbesi………. … 73

Soru:7-Hırsızın tevbesi nasıl olur?………………….. 74

Soru:8- Malını çaldığım kişiden çok……………….. 74

Soru:9- Babam anlamadan onun cebinden……… 75

Soru:10- Hırsızlık yaptım ama çaldığım………… . 75

Soru:11- Ben yetimlerin mallarından gasp………. 78

Soru:12- Hava yolu kargosunda çalışan bir…….. 78

Soru:13- Faizden kazandığım paralarım vardı… 78

Soru:14- İçinde haram karışık param ile bir……..           78

Soru:15- Sigara ticaretinden para kazandım…. . 79

Soru:16- Rüşvet alan birine Allah hidayet etse… 80

Soru:17- Haram işler karşılığında bazı mallar       81

Soru:18- Öyle bir günah işledim ki ne zaman….. 82

Soru:19-Allah bütün Müslümanları korusun….. 84

Soru:20- Kadının biri şöyle diyor: Ben Salih…. . 85

Soru:21- Bir kişi homoseksüellikten tevbe………. 85

Soru:22- Ben tevbe ettim.  Elimde daha önce… 86

Soru:23-Önceden sapık bir insandım……………… 87

Sonsöz……………………………………………………………. 90

İçindekiler………………………………………………….. 97-98


[1] Büyük sahabelerden Damad Bin El-Ezdi, Allah’ın Resulü’nden bu sözleri duyunca etkilenerek islama girmiştir.  Muhatar-i Sahih-i Müslim: No:409.

[2]  Bu risalenin aslı 27 Rebiu’l-Evvel 1409 hicri tarihinde verdiğim bir konferanstır.

[3] Bu bildiğimiz saat dilimi de olabilir, gündüzden veya geceden belli bir zaman dilimi de olabilir. Lisanü’l-Arap. Madde: سوع  . Feyzu’l-Kadir. El-Menavi.

[4]  Et-Tabarani, El-Kebir’de, El-Beyhakî, Şuabi’-İman’da rivayet etmiştir. El-Albani ise hadisin hasen olduğunu bildirmiştir. (Silsiletü’l-Ehadisü’s-Sahiha:1209)

[5] Buhari.

[6]  Ahmed rivayet etmiştir. (Sahıhu’l-Camii:2686-2687)

[7]  Ahmed ve İbn-i Mace rivayet etmiştir.  (Sahıhu’l-Camii:6802)

[8]  Ahmed ve Tirmizi rivayet etmiş sahih olduğunu belirtmiştir. (Sahihi’-Terğib ve’t-Terhib:1/9.) 

[9] Ahmed ve Tirmizi rivayet etmiştir. (Sahıhu’l-Câmi: 6132)

[10] Müslim

[11] Müslim

[12] Abdurrazzak Musannıf’ında rivayet etmişitir.  7/325.

[13] Et-Tabarani El-Kebir’de, El-Hakim ise Sahihul-Cami’de rivayet etmişlerdir.No:4330.

[14] Tirmizi rivayet etmiştir. (Sahihu’l-Cami:4338)

[15] İbn-i Mace rivayet etmiştir. (Sahihu’l-Cami:3008)

[16] Muttefekun Aleyhi.

[17] Buhari-Müslim.

[18]  El-Heysemî şöyle der:Tabarani ve Bezzar’ın bu rivayete yakın rivayetleri vardır. El-Mülemma:1/36. El-Münzirî,Et-Terğîb adlı eserde hadisin isnadının iyi ve güçlü olduğunu bildirmiştir. İbn-i Haber ise El_İzabe’de hadisin şartla sahih olduğunu bildirmiştir. 4/149 Şatb’ın tercemesi.                                  

[19] Buhari.

[20] Sahihu’t-Terğib (1/94-95).

[21] Et-Tabarani El-Kebir’de rivayet etmiştir. (Sahihu’l-Camii:2192)

[22] Müslim.

[23] Ebu Davud rivayet etmiştir. Sahıhu’l-Camii: 4582.

[25]  Abdurrezzak rivayet etmiş, Heysemi ve İbn-i Kesir doğrulamıştır.

[26] Bu hatalar kul hakkı ile ilgili olursa itiraf edilmelidir. (Müt.)

[27]  Buhari.

[28]  El-Medaric: 1/291. El-Muğni Şerhi:12/78.

[29] El-Medaric:1/299.

[30]  ElüMedaic 1/392.

[31]  El-Medric’e bakınız. C.1 s.366.

[32] Ebu Davud, Tirmizi, îbn-i Mace rivayet etmiştir. Albani hadisin sahih olduğunu bildirmiştir. (El-İrvai’l-Galil:2350)

[33] Ebu Davud rivayet etmiştir. Hadis sahihtir.

[34]  Tabarâni El-Kebir’de rivayet etmiştir. (Sahıhu’l-Cami: 2177)

[35]  Müslim.

[36] Müslim.

[37] Bu konuyla ilgili sahih rivayetlerden oluşan bir anlatımdır. Tertib’s-Sahih adlı esere bakınız.4/368.

SORU VE CEVAPLARLA TEVHİD İNANCI

Dr. İbrahim Bin Salih El-Hudayrî

Tercüme:

 Fikri Göncü

بسم الله الرحمن الرحيم

Önsöz

Allah’a hamd, bütün peygamberlerin efendisi Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e ve onun âline ve ashabına salat ve selam olsun!

Elinizdeki bu kitap tevhid ilmi konusunda bazı soru ve cevapları konu almaktadır. Bu cevapları Kur’an ve sünnet ışığında, seçkin alimlerin sözlerinden faydalanarak hazırladım. Böyle bir kitabın kaleme alınması düşüncesi Riyad’ın Şifa mahallesinde bulunan Davet ve İrşat Mektebi’nin -benim de üyesi olduğum- İlim Lecnesi’ndeki kardeşlerim tarafından, müslüman kardeşlerimizin ve özellikle de islama yeni girmiş kardeşlerimizin, tevhidî inancı öğrenmede izleyecekleri bir yol olması için ileriye atıldı. Konuların kolay anlaşılabilmesi için kitabı soru ve cevap şeklinde kaleme almayı uygun gördüm.

Yüce Allah’tan bu çalışmamın meyvesini vermesini, bu amelimi salih amellerden eyleyip kabul buyurmasını, kıyamet günü onu salih amellerim kefesine koymasını, hesap günü beni, anne-babamı ve bütün mü’minleri bağışlamasını, dâvet çalışmaları yapanların, hayırlı işler yayıp hayra çağıranların ve şerli  işleri yerip şerre engel olanların gayretlerini   bereketlendirmesini niyaz ederim.

Riyad Büyük Mahkemesi Kadısı

Allah onu, anne-babasını ve bütün mü’minleri bağışlasın!

15/10/1421 H.- 20/4/2000 M.

SORULAR VE CEVAPLAR

Allah (azze ve celle) bizi niçin yarattı, delili ile birlikte belirtiniz?[1]

hAllah Teâlâ bizleri kendisine kulluk etmemiz için yarattı. Delili Allah (azze ve celle)’nin şu sözüdür:

]وَمَا خَلَقْتُ الجِنَّ وَالإِنْسَ إِلاَّ لِيَعْبُدُونَ[

“Cinleri ve insanları ancak bana kulluk etmeleri için yarattım.”                                                       (Zâriyat:56)

4İslam şeriatı ne demektir, bu şeriatın en önemli özellikleri nelerdir?

hİslam Şeriatı, Allahu Teâlâ’nın peygamberine ve Peygamberin ümmetine din olarak seçtiği hayat nizamıdır.

İslam Şeriatının en önemli özellikleri şunlardır:

  1. Bu şeriat Allah’tan gelen bir şeriattır.

 Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]ثمَّ جَعَلْنَاكَ عَلَى شَرِيعَةٍ مِنَ الأَمْرِ فَاتَّبِعْهَا وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءَ الذِّينَ لاَ يَعْلَمُونَ[

“Sonra da seni din konusunda bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy; bilmeyenlerin isteklerine uyma.”             (Câsiye:18)

Başka bir âyette şöyle buyurulur:

]وَاللهُ بَصِيرٌ بِالعِبادِ[

“Allah kullarını çok iyi görür” (Âl-i İmrân). Dolayısı ile onların iyiliğine olacak olan işleri en iyi bilen de odur.

2-İslam şeriatı her yönüyle kâmil bir şeriattır ve hayatın her alanını kapsar: Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]اليومَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعمَتِي وَرَضِيْتُ لكُمْ الإِسْلاَمَ دِيناًَ[

“Bu gün size dininizi ikmal ettim, üzerinize olan nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak islama razı oldum.”                                                        (Mâide:3)

Başka bir âyette şöyle buyurulur:

]وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسيًّا[

“Senin rabbin unutkan değildir.”               (Meryem:64)

3-İslam şeriatı bütün zaman ve mekanlar için geçerlidir: İslam şeriatının güneşi her zaman ve asırda dünyayı nuruyla aydınlatmaya devam etmektedir. Her medeniyet bazı sorunlarını halledebilmek için onun nurundan belli ölçülerde yararlanmaktadır. Güzellikleri ve doğruları hangi akıl daha doğru bir şekilde farkedebiliyorsa o akıl onun nurundan o derece faydalanma yoluna gidecektir. İslam şeriatının güzelliğine ve mükemmelliğine delil olacak unsurları kendi bünyesinde bulmak mümkündür. O, şüphesiz Allah’ın müminlere bahşettiği en büyük nimetidir. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]لقد مَنَّ اللهُ عَلَى المُؤْمِنِينَ إِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولاً مِنْ أَنْفُسِهِمْ يَتْلوُ عَلَيْهِمْ ءَايَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمْ الكِتَابَ والحِكْمَةَ وَإِنْ كَانوُا مِنْ قًبْلُ لَفِي ضَلاَلٍ مُبِينٍ[

 “Andolsun ki içlerinden kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah, mü’minlere büyük bir bir lutufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.”         (Âl-i İmrân:164)

4-Fert ve toplum için dünya ve âhirette emniyetli bir hayatı garanti etmesi: Bu nedenle bir insan ne derece islamı tanıma  fırsatı bulursa o derece ona karşı sevgisi, ihtiramı, hürmeti, ona bağlılığı ve onu yayma azmi o derece artar. Dünyanın en huzurlu, en sitressiz ve en istikrarlı insanı islama en iyi şekilde bağlanan insandır. Alahu Teâlâ şu ayette kalplerin ancak kendisini zikretmekle huzur bulacağını ifade etmektedir:

]أَلاَ بِذِكْرِ اللهِ تَطْمَئِنُّ القُلُوبُ[   

“Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”                                                                    (Râd:2)

 Şu âyette islam şeriatının toplumsal huzuru sağlamada sunmuş olduğu esaslardan birine şu şekilde işaret olunuyor:

]وَلَكُمْ فِي القِصَاصِ حَيَاةٌ ياَأُوْلِي الأَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ[

“Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki korkarsınız.”                              (Bakara:179)

İslam şeriatına uymak insanı dünya saadetine kavuşturduğu gibi âhirette de ateşin yakıcı azabından korur. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]الذينَ آمَنُوا وَلَمْ يلبسوا إِيمَانَهُمْ بظُلْمٍ أُوْلئِكَ لَهُمُ الأَمْنُ وَهُمْ مُهْتَدُونَ[

“İnanıp da imanlarına herhangi bir haksızlık bulaştırmayanlar var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır.”                                (En-âm:82)

5-İslam Şeriatının başka bir özelliği de kişiye dâimî mutluluk kazandırmasıdır: Zaten bütün beşeriyet mutluluk peşinde değil midir! Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]وَأَمَّا الذينَ سُعِدُوا فَفِي الجَنَّةِ خَالِدِينَ فِيهَا مَا دَامَتِ السَّمَاوَاتُ والأَرْضُ إلا ما شاء ربك[

“Mutlu olanlara gelince, onlarda cennettedirler. Rabbinin dilediği hariç, gökler ve yer durdukça onlar da orada ebedî kalacaklardır.”                        (Hud:108)

]ياَأَيُّهَا الذينَ آمَنُوا إِنْ تَتَّقُوا اللهَ يَجْعَل لَّكُمْ فُرْقَانًا وَيُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ[

“Ey iman edenler! Eğer Allah’tan korkarsanız O, size iyi ile kötüyü birbirinden ayırt edebileceğiniz bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar.”                                                                                  (Enfâl:29)

Bütün akıllılar mutluluk peşindedirler ve onu bulmaları ancak  temiz islam şeriatı ile tanışmakla olur.

4Her müslümanın mutlaka öğrenmesi gereken dört meseleyi yazınız.

hBir: İlim: İlim Allahu Teâlâ’yı, O’nun Peygamberi H.z. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i ve islam dinini delilleri ile birlikte bilmek.

İki: Bu ilimle amel etmenin gerekliliği.

Üç: Buna davet etmenin gerekliliği.

Dört: Bütün bunları eda ederken sabır etmenin gerekliliği.

4Sabrın gerekli olduğunu belirten bir âyet zikrediniz?

hAsır sûresinin son âyeti:

]وَالعَصْرِ%إِنَّ الإِنْسَانَ لَفِي خُصْرٍ%إِلاَّ الذِّينَ آمَنُوا وَعَمِلُ الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالحَقِّ وَتَوَاصَوا بِالصَّبْرِ%

“Asra yemin olsun ki insanoğlu hüsrandadır. Fakat iman edip salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiya edenler bunlardan müstesnadır.”                                  (Asır:1-3)

4Allah bizi yarttıktan sonra başıboş mu bırakmıştır?

hHayır. Blakis bizi yaratmış, bize rızık vermiş ve bize Resûl göndermiştir ki; kim ona iteat ederse cennete girer, yine kim ona isyan ederse cehenneme girer. Bunun delili Allahu Teâlâ’nın şu âyetleridir:

]إنَّا أَرْسَلْنَا إِلَيْكُمْ رَسُولاً شَاهِدًا عَلَيْكُمْ[

“Biz size, sizin üzerinize şahitlik yapması için Resûl gönderdik.”                                          (El-Müzemmil:15)

]أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لاَ تُرْجَعُونَ[

“Sizleri başıboş bir şekilde yarattığımızı, bizlere tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?”   (Mü’minun:115)

4Rabbimiz başkalarını yüce zatına ortak koşmamıza razı olur mu?

hAsla râzı olmaz. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]وَلاَ يَرْضَى لِعِبَادِهِ الكُفْرَ[

“O kullarının asla küfre girmelerine razı olmaz.” (Zümer:7)

Âyette bahsedilen küfre girme ibaresine Allah’a ortak koşmakta dahildir.

]وَأَنَّ مَسَاجِدَ للهِ فَلاَ تَدْعُوا مَعَ اللهِ أَحَدًا[

“Mescidler Allah’ındır. O halde Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın (kulluk etmeyin).”           (Cin:18)

Allah’ın bu konuda ki nehyi buna razı olmadığını göstermektedir.

4Zamanımızda islam âleminde yaygın olan şirk çeşitlerinden örnekler veriniz?

hKabirler etrafında tavaf, Allah’tan başkası adına kurban kesmek, şarkıcı veya danscılara ibadet etmek, İslam ve ehli ile alay etmek v.b.

4Bir müslüman kâfirlere karşı nasıl davranmalıdır?

hBir:Onları Allahu Teâlâ’ya çağırır, onların hidayete ermelerini ister.

İki:Şayet barış içinde yaşıyorsalar onları kendi hallerine bırakır. Fakat onların tutmuş oldukları yolu kötü görür. Onların bayramlarını kutlamaz, onların ibadetlerinde hazır bulunmaz. Daima onların hak yol üzerinde olmadıklarını onlara vurgulamaya çalışır.

Üç:Şayet müslümanlarla savaşırlarsa onlarla Allah’ın dini hakim oluncaya kadar Allah yolunda cihat eder. Bunlara koministler ve putçular da dahildir. Onlar arap yarımadasına yerleşemezler ve onlar küfürlerinde ısrarlı oldukları müddetçe orada uzun müddet asla durdurulamazlar.[2]

4Şayet evlat müslüman, baba kâfir olursa durum ne olur?

hBu durumda çocuk bu dünyada başkasına iyilikle muamele eder. Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

]وَإِنْ جاَهَدَاكَ عَلَى أَنْ تُشرِكَ بِي مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ فَلاَ تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفَا وَاتَّبِعْ سَبِيلَ مَنْ أَنَابَ إِلَّي[

“Eğer onlar (anne-baban) seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara iteat etme, onlarla dünyada iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy.”         (Lokman:15)

]لاَتَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللهِ وَرَسُولِهِ وَلَوْ كَانُوا ءابَاءَهُمْ[

“Allah’a   ve   âhiret   gününe   inanan   bir   toplumun

-babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa- Allah’a ve Resûlüne düşman olanlarla dostluk ettiklerini göremezsin.”                             (Mücadele:22)

Çocuklar, anne-babasına iyilikte bulunmalı, onlara en güzel şekilde hizmet etmeli, onların ihtiyaçlarını gidermeli, onlara ikramda bulunmalı, onların şirki inançlarına razı olmamalı ve onları bu batıl inançlardan sakındırmalı, usanmadan, yılmadan onları islama çağırmalıdırlar.

4Bir kişinin islamın hak din olduğunu bildiği halde; öldürülme, aile tarafından dışlanma, işinden olma gibi ihtimalleri göz önünde bulundurarak bu sorunları islama girmemek için özür olarak görmesi kendisi için câiz bir durum olur mu?

hCâiz olmaz. Fakat böyle bir kişi müslüman olup müslümanlığını saklayabilir. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الغَيِّ[

“Dinde zorlama yoktur. Artık doğruluk ile eğrilik birbirinden ayrılmıştır.”                             (Bakara:256)

]إِلاَّ مَنْ أُكْرِهَ وَقَلْبُهُ مُطْمَئِنٌّ بِالإِيماَن[

“Kalbi imanla dolu olduğu halde (inkâra) zorlanan hariç.”                                                                (Nahl:106)

4Allah’ın emrettiği en büyük şey ve yasakladığı en büyük şey nedir?

hAllah’ın emrettiği en büyük  şey tevhiddir. Yine Allah’ın yasakladığı en büyük şey de O’na ortak (şirk) koşmaktır. Bunun delili Allahu Teâlâ’nın şu âyetidir:

]أُعْبُدُوا اللهَ وَلاَ تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا[

“(Sadece) Allah’a ibâdet ediniz, O’na (kesinlikle) ortak koşmayınız.”                                                        (Nîsâ:36)

4Tevhidi tarif ederek çeşitlerini belirtiniz?

hTevhid, ibâdeti sadece ve sadece Allah’a yapmaktır.

Tevhid üç çeşittir:

Bir:Rububiyet Tevhidi:Yaratıcının, rızık vericinin, kâinatta, bütün işlerde yegane tasarruf sahibi olanın sadece Allahu Teâlâ olduğunu bilmek ve buna iman etmektir. Tevhidin bu türünü müşrikler kabul etmişler fakat bu durum onların islama girmeleri için yeterli olmamıştır. Çünkü tevhid bir bütündür parçalanamaz. Bir kişinin islama girebilmesi için tevhidi bütün çeşitleri ile kabul etmesi lazımdır. Bunun delili şu âyettir:

]وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ اللهُ[

“Onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan; Allah  yarattı diyeceklerdir.”                                   (Zuhruf:87)

İki:İsim ve Sıfatlar Tevhidi: Kitab ve sünnette belirtilen Allah’ınbütün isim ve sıfatlarını onları hiçbir şeye benzetmeden ve onlara örnek göstermeden, O’nun celaline azâmetine uygun bir şekilde kabul etmektir. Bu tevhidi bazı müşrikler kabul etmiş bazıları da inatla inkâr etmişlerdir.

Üç:Ulûhiyyet Tevhidi: Bu tevhid; sevgi, korku, rica, tevekkül, dua ve ibadetin her çeşidini sâdece Allah  için yapmaktır. Bu tevhid müşriklerin inkâr ettikleri bir tevhiddir.

4Uluhiyyet Tevhidinin rükünleri kaçtır ve bunlar nelerdir?

hİkidir: Sâdık ve ihlaslı olmak: Sadık olmak kişinin inandığı değerleri kalbi, dili ve ameli ile tasdik etmesidir. İhlas ise; ibâdetlerde Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ibâdetleri sadece O’nun için yapmaktır.

4İnsanın bilmesi gereken üç temel inanç nedir?

h1-Kulun rabbini bilmesi.

2-Kulun dinini bilmesi.

3-Kulun, Peygamberini yani Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i bilmesi.

4Rabbin kimdir?

hRabbim, beni ve bütün âlemi nimetleri ile kuşatan Allah’dır. O benim ilahımdır, O’ndan başka ilah yoktur. Bunun delili Allah’ın şu âyetidir:

]الحمدُ للهِ رَبِّ العَالَمِينَ[

“Hamd (övme ve övülme) âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.”                                                        (Fatiha:2)

Allah’tan başka bütün her şey âlemdir ve ben de bu âlemin bir parçasıyım.

4Allah’ın varlığını ve birliğini nasıl anlarız?

h1-Allah’ın mahlûkâtına bakıp bunları düşünerek:

Bu düşünce O’nu bilmeyi, O’nun sultanlığının büyüklüğünü, O’nun kudretinin, hikmetinin ve rahmetinin kemaliyetini bilmeyi sağlayacaktır. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]أَوَلَمْ يَنْظُرُوا في مَلَكُوتِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَا خَلَقَ اللهُ مِنْ شَيْءٍ[  

“Göklerin ve yerin hükümdarlığına, Allah’ın yarattığı herşeye  hiç bakmadılar mı?”                     (El-Âraf:185)

]إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَيْلِ وَ النَّهَارِ الآيَاتٍ لأُولِ الأَلْبَابِ[  

“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim olanlar için gerçekten açık ibretler vardır.”             (Âli-İmrân:190)

2-Allah’ın şer’î ayetleri olan vahyi inceleyerek: Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]أَفَلاَ يَتَدَبَّرُونَ القُرْءَانَ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللهِ لَوَجَدُوا فيه اخْتِلاَفًا كَثِيرًا[

“Hâla Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda bir çok tutarsızlık bulurlardı.”                 (Nîsâ:82)

3-Allahu Teâlâ mü’minin kalbine öyle his verir ki, sanki o mü’min onu gözüyle görür gibi olur: Bunun içindir ki Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisine ihsanın ne olduğu sorulunca şöyle buyurur:

]أَنْ تَعْبُدَ اللهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ[

“İhsan Allah’ı görüyormuş gibi O’na ibadet etmendir sen O’nu görmesen de O, seni görmektedir.”[3]

4Dinin nedir?

hDinim islamdır.

4İslam nedir?

hİslam, Allah’ı birleyerek O’na teslim olmak ve O’na boyun bükerek iteat etmekdir.

4Dinin mertebelerini sayınız?

hDin üç mertebedir: İslam, iman ve ihsan.

4İslamın şartlarını sayınız?

hİslamın şartları beştir: Allahtan başka ilah olmadığına, Hz. Muhammed’in onun kulu ve Resûlü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, Zekât vermek, ramazan orucunu tutmak ve hacca gitmek.

4İmanı târif ediniz, imanın ve şartlarını şubelerini zikrediniz?

hİman kelime olarak tasdik etmek manasına gelmektedir. Istılah manası ise; dil ile söylemek, kalp ile tasdik etmek ve vucud âzaları ile inanılanları amel sahasına dökmek manasına gelmektedir. İman Allah’a iteat ile arttığı gibi ve O’na isyanla azalır.

İman 70 küsür şubedir. En yükseği “La ilahe illallah” sözüdür, en düşüğü insanlara eza veren bir şeyi yol üzerinden kaldırmaktır.

İmanın şartları altıdır: Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe ve kadere ve hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine iman etmek. Bunun delili şu âyetlerdir:

]ليس البر أَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الَمَشْرِقِ وَالمَغْرِبِ وَلَكِنَّ البِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللهِ وَاليَوْمِ الآخِرِ وَ المَلاَئِكَةِ وَالكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ[

“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere inanır.”                                                          (Bakara:177)

]إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ[

“Biz her şeyi bir kader ile yarattık.”          (Kamer:49)

4İhsan nedir?

hİhsan, Allah’ı görüyormuş gibi O’na ibadet etmendir. Şayet sen O’nu görmesen de O seni görmektedir. Bunun delili daha önce geçen, Cibril-i eminin hadisidir ve aynı zamanda Allahu Teâlâ’nın şu âyetidir:

]إِنَّ اللهَ مَعَ الذينَ اتَّقَوا وَالَّذِينَ هُمْ مُحْسِنُونَ[

“Çünkü Allah (kötülüklerden) sakınanlarla ve daima güzel amel edenlerle beraberdir.”                   (Nahl:128)

4Peygamberin kimdir?

hPeygamberim H.z. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’dir. O, Muhammed Bin Abdullah Bin Abdulmuttalip Bin Haşim’dir. Önde gelen arap kabilelerinden olan Kureyş kabilesinden olup İsmail Bin İbrahim Halil’in zürriyetindendir.

Peygamberimiz 63 sene yaşamıştır. Bunun kırk senesi peygamberlikten önceki dönem, 23 senesi ise peygamberlikten sonraki dönemdir. Kendisine ikra sûresi ile peygamberlik verilmiş, El-Müddesir sûresi ile resüllük verilmiştir. Allah onu, insanları şirkten sakındırmak ve tevhide çağırmak için göndermiştir. Bunun delili Allahu Teâlâ’nın şu âyetleridir:

]ياَ أَيُّهَا المُدَّثِّرُ%قمْ فَأَنْذِرْ%وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ%وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ%وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ%وَلاَ تَمْنُنْ تَسْتَكْثِرُ[

“Ey bürünüp yatan (Resûlüm)! Kalk ve insanları uyar. Sadece Rabbini en büyük  olarak tanı. Elbiseni temiz tut. Kötü şeyleri terket. Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma.”                                       (El-Müddesir:1-6)

]ياَأَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا%وَدَاعِيًا إِلَى اللهِ بِإِذْنِهِ وَسِراجًا مُنِيرًا[

“Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeleyeci, bir uyarıcı, Allah’ın izniyle bir dâvetçi ve nur saçan bir kandil olarak (gönderdik).”        (Ahzab:45-46)

4Peygamberimiz ne zaman ve nasıl miraca çıktı?

hBazı ilim ehlinin görüşüne göre Peygamberimiz, peygamber olarak gönderilişinden on yıl sonra miraca çıkartıldı. Bu çıkışın ne zaman olduğu konusunda on görüşten fazla görüş vardır. Kesin bir delil olmadıkça da bu konuda kesin bir tarih söylemek mümkün değildir. Bu durumun keyfiyetine gelince: peygamberimiz Cebrail ile birlikte göğe çıkartılmış orada peygamberlerden bazıları ile karşılaşmıştır. Sonra Sidreti’l-Münteha’ya yükselmiş ve oradaki güzellik gözlerini bürümüştür. Allahu Teâlâ burada ona ve ümmetine beş vakit namazı farz kılmıştır. Peygamberimiz orada cenneti görmüş sonra Mekke’ye dönerek şehre girmiş, orada oturmuş ve sabah namazını kılmıştır.

4Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ne zaman hicret etmekle emredilmiştir?

hPeygamberimiz müşriklerin baskıları tamamen artınca hicretle emrolunmuştur. Peygamber olarak gönderilişinin 13. Yılında, rebiü’l-evvel ayında hicret gerçekleşmiştir. Hicret sözlükte; terk etmek manasına gelmektedir. Istılah manası ise; şirk ülkesinden islam yani barış ve emniyet ülkesine göçmek manasına gelmektedir.

Şirk beldesi, içinde küfrî şiarların tatbik edildiği; ezan, namaz, cuma namazı ve dini bayramlar gibi islamî şiarların tatbik edilmediği beldedir.

4Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ne zaman, zekât, hac, cihat, ezan, iyiliği emretmek, kötülükten nehyetmek gibi islamın diğer şiarlarını tatbik etmekle emronuldu?

hMedine’ye yerleşince emrolundu. Mekke’de on üç sene tevhide çağırdı. Daha sonra üzerine beş vakit namaz farz kılındı. Mekke’de on üç sene tevhide çağırdıktan sonra Medine’ye hicret etti.

4Allah’ın Resûlü’nün vefatının dine bir tesiri oldu mu?

hKesinlikle olmadı. Zira bu din tamamlanmış bir şekilde ümmetin elinde duruyordu ve hiç bir hayırlı iş kalmamıştı ki Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu ümmetine bildirmemiş olsun ve yine hiç bir şerli iş kalmamıştı ki ondan sakındırmamış olsun.

4Peygamberimizin bize göstermiş olduğu hayır ve bizi sakındırmış olduğu şer nedir?

hHayır, tevhiddir ve Allah’ın sevip razı olduğu bütün işlerdir. Şer ise, şirktir ve Allah’ın kötü görüp sakındırdığı bütün işlerdir. Peygamberimizin bizlere beyan etmediği hayırlı bir iş kalmamıştır. Bu hayırlı işlerin en büyüğü tevhiddir. Yine Peygamberimizin bizi sakındırmadığı  hiç bir şerli iş kalmamıştır. Bu şerli işlerin en büyüğü şirktir.

4Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kimlere gönderilmiştir. Delili ile birlikte söyleyiniz?

hPeygamberimiz bütün insanlara ve cinlere gönderilmiştir. Allahu Teâlâ ona iteat etmeyi bütün insanlara ve cinlere farz kılmıştır. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]قلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا[

“(Resûlüm) de ki; ey insanlar ben sizin hepinize gönderilen Allah’ın elçisiyim.”                   (El-Âraf:158)

Allahu Teâlâ H.z.Muhammed’i son Peygamber olarak göndererek insanlığa gönderdiği elçileri tamamlamıştır

4Allahu Teâlâ niçin elçiler göndermiştir? İlk gönderilen elçi ve son göderilen elçi kimlerdir?

hAllahu Teâlâ elçilerini müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndermiştir. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]رُسُلاً مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ لِئَلاَّ يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ[

“Müjdeleyici ve sakındırıcı olarak peygamberler gönderdik ki, insanların peygamberlerden sonra Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın.”            (Nîsâ:165)

Peygamberlerin ilki Nuh (Aleyhi’s-Selam), sonuncusu H.z.Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’dir. Bunun delili Allahu Teâlâ’nın şu âyetidir:

]إِنَّا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ كمَا أَوْحَيْنَا إِلَى نُوحٍ وَالنَّبِيِّينَ مِن بَعْدِهِ[ 

“Biz Nuh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik.”            (Nisa:163)

Buhari’de yer alan şefeat hadisinde Allah’ın Resûlü şöyle buyurur:

]إِنَّ النَّاسَ يَأْتُونَ إِلىَ نُوح فَيقُولُونَ أَنْتَ أَوَّل رَسُول أَرْسَلَهُ اللهُ إِلَى أَهْلِ الأَرْضِ[

“İnsanlar Nuh’a gelirler ve ona şöyle derler: Sen Allah’ın, yeryüzü ehline gönderdiği ilk elçisin…”[4]

Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

]ماَ كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِن رِّجَالِكُمْ وَلَكِن رَّسُولَ اللهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ  ,وَكَانَ اللهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيماَ[

“Muhammed sizin adamlarınızdan herhangi birinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” (Ahzab:40)

4Allahu Teâlâ bütün ümmetlere ayrı ayrı elçi göndermiş mi dir? Göndermiş ise niçin göndermiştir?

hEvet, göndermiştir. İlk peygamber H.z. Nuh ile son peygamber H.z.Muhammed arasında birçok peygamberler gönderilmiş olup bunlar gönderildikleri kavimlere sadece Allah’a ibadet etmeyi emretmişler ve onları tağutlara kulluk etmekten sakındırmışlardır. İnsanların bahane uydurmamaları için onlara, resûller ve onların getirdikleri dinler aracılığı ile gerekli uyarılar yapılmıştır. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]وَلقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُوا اللهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ[

“Andolsun ki biz, «Allah’a kulluk edin Tağut’tan sakının» diye emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik.”                                   (Nahl:36)

Allahu Teâlâ başka bir âyette şöyle buyurur:

]وَإِن مِّنْ أُمَّةٍ إلاَّ خَلاَ فِيهَا نَذِيرٌ[

“Her millet için mutlaka bir uyarıcı (peygamber) bulunmuştur.”                                                  (Fatır:24)

Bu peygamberlerin hepsi insanları Allah’a ibâdet etmeye davet etmişler ve onları şirkten sakındırmışlardır.

4Tağutu tarif ediniz?

hKulun ibâdet ettiği Rabbi, tâbî olduğu ve iteat ettiği kişi konusunda haddini aşmasıdır.”

4Tağutlar kaçtır?

hTağutlar çokturlar. Fakat başlıcaları şunlardır:

Bir:İblis (Allah’ın lâneti üzerine olsun.)

İki:Allah ile beraber kendisine ibâdet edilen veya Allah’tan başka ibadet edilip de kendiside bu duruma razı olmuş olan kişi.

Üç:Kendisine ibadet edilmeye çağırarak kendisinin yüceltilmesini ve büyütülmesini kabul eden kişi. Firavun gibi.

Dört: Gaybî ilimleri bildiğini iddia eden kişi. Müneccim, arraf, sihirbaz ve kâhin gibi.

Beş:Allah’ın indirdiği hükümler dışında başka bir hükümle hükmeden kişi. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]وَمَن لَّمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللهُ فَأُولئِكَ هُمُ الكَافِرُون[

“Kim Allah’ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin tâ kendileridir.”             (Mâide:44)

]وَمَن لَّمْ يحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللهُ فَأُولئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ[

“Kim Allah’ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar zâlimlerin tâ kendileridir.”            (Mâide:45)

]وَمَن لَّمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللهُ فَأُولئِكَ هُمُ الفَاسِقُونَ[

“Kim Allah’ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar fasıkların ta kendileridir.”             (Mâide:47)

]أَفَحُكْمَ الجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللهِ حُكْمًا لِقوْمٍ يُّوقِنُونَ[

“Yoksa onlar (islam öncesi) cahiliyye idâresini mi arıyorlar? İyi anlayan bir topluma göre hükümranlığı Allah’tan daha güzel olan kim vardır?”        (Mâide:50)

Şayet hükümdar Allah’ın yasakladığı bir şeyi yaparken bu bu şeyin helal olduğunu veya kendi hükmünün islamın hükmünden daha iyi olduğunu veya kendi hükmüne eşit olduğunu veya Allah’ın hükmüyle bu asırda hükmedilemeyeceğini düşünürse bu durumda o hükümdar kâfir olur.

4Allah’ın bütün kullarından yapmalarını istediği en önemli şey nedir?

h Bütün tağutları inkâr edip sadece Allah’a iman etmeleridir. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]فمن يكفر بالطاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالعُرْوَةِ الوُثُقَى لاَ انْفِصَامَ لَهَا[ 

“Kim tağutu reddedip Allah’a inanırsa, kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır.”                   (Bakara:256)

Tevhidin manası da budur. Hadis-i Şerifte şöyle buyurulur:

«رَأْس الأَمْرِ الإِسْلاَمُ، وَعَمُوده الصَّلاَةُ، وَذِرْوَةِ سَنَامِهِ الجِهَادُ فِي سَبِيلِ اللهِ»

“İşlerin başı (en önemlisi) islama girmektir ve islamın direği namaz zirvesi ise Allah yolunda cihat etmektir.”[5]

Allah’a iman; O’nun varlığını, birliğini, rabliğini, isimlerini, sıfatlarını ve ibadet edilmeyi sadece O’nun hak ettiğini kabul ve tasdik etmektir.

Tağutları inkâr ise; putları ve putlara ibadeti terk etmek, onlara kesinlikle ihtiram göstermemek, onlara hürmet göstermeye sebeb olacak her türlü şeyden uzaklaşmak, kâhin ve sihirbazlardan uzaklaşmak demektir.

Âyette geçen “sağlam kulp” ibâresinden kasıt tevhid kelimesi «La İlahe İllallah»’dır.

4İslam şeriatında ibadetin manası nedir?

hİbadet sözcüğü, Allahu Teâlâ’nın râzı olup sevdiği bütün sözleri, gizli ve açık bütün amelleri kapsayan genel bir sözcüktür.

4Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]وَقَضَى رَبُّكَ أَلاَّ تَعْبُدُوا إِلاَّ إِياهُ وَبِالوَالِدَيْنِ إِحْسَانَا[

“Rabbin sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti.”                                                                (İsra:23)

Bu âyeti açıklayınız.

hHiç bir ortağı olmayan Allahu Teâlâ sadece kendisine ibadet edilmesini -müşrik dahi olsalar- anne ve babaya daima iyilikle muamele etmeyi emretmiştir. Zira onların çocukları üzerlerindeki hakları çok büyüktür. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفًا[

“Onlara dünyada sahip çıkarak onlara çok iyi  davran.”                                                        (Lokman:15)

4Muaz’dan (Allah ondan râzı olsun) şöyle rivayet edilir. O şöyle der:

]قالَ النَّبِي r «حَقُّ اللهِ عَلَى العِبَادِ أَنْ يَعْبُدُوهُ وَلاَ يُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا وَحَقُّ العِبَادِ عَلَى اللهِ أَلاَّ يُعَذِّبَ مَنْ لاَ يُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا[

“Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:«Allah’ın kulları üzerindeki hakkı sadece O’na ibadet etmeleri ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır. Kulların Allah üzerindeki hakları ise; kendisine şirk koşmayanlara azap etmemesidir.” (Buhari-Müslim.)

4Allah’ın kullar üzerindeki hakları ile kulların Allah üzerideki hakları arasındaki fark nedir? Bu hadisten istifade edilecek noktalar nelerdir?

hAllah’ın kullar üzerindeki hakkı; kulların yerine getirmek zorunda oldukları bir borçtan ibarettir. Kulların Allah üzerindeki hakları ise; Allah’ın kullarına olan bir fazlı ve ihsanıdır (iyiliğidir). Hadiste  sadece Allah’a ibadet edilmesinin gerekliliği, Yüce Allah’ın kullarına olan rahmetinin genişliği ve onlara olan fazlı ve keremi anlatılmaktadır.

4Tevhidin bazı faziletlerini zikrediniz?

h1-Bir kişinin kalbinde -nohut tanesi kadar da olsa-  bir tevhid inancı varsa, bu tevhid o kişinin cehennemde ebediyyen kalmasını önler. Şayet tevhid kemale ermişse bu durumda bu tevhid o kişiyi ateşten tamamen korur.

2-Tevhid olmadığı takdirde amellerin kemale ermesi ve kabul edilip sevaba dönüşmesi mümkün değildir.

3-Allahu Teâlâ tevhid ehli olanları dünyada muzaffer, izzetli ve şerefli kılacağını, onlara doğru yol üzerine olmayı bahşedip onların sıkıntılarını gidereceğini vaat etmiştir.

4-Allahu Teâlâ, imanı olgunlaşmış tevhid ehli olan kullarının başından dünyada ve âhirette karşılaşabilecekleri sıkıntı ve kötülükleri başlarından uzaklaştırıp onlara güzel bir hayat bahşedecektir.

4Tevhidî bir inanç nasıl gerçekleşir ve böyle bir inancın karşılığı nedir?

hTevhidî bir inanç, onu her türlü şirk, hurâfe ve bid’atlerden temizlemekle, günah olan fiil ve sözlerden uzaklaşmakla, bu inancı iyi tanıyarak onunla gereği gibi amel etmekle gerçekleşir ve bunun karşılığı da   sorgusuz- sualsiz, hiçbir azap görmeden cennete girmektir.

4Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]إِنَّ إِبْرَاهِيمَ كَانَ أُمَّةً قَانِتًا لِّلَّهِ حَنِيفًا وَّلَمْ يَكُ مِنَ الُمُشْرِكِينَ[

“İbrahim, gerçekten hakk’a yönelen, Allah’a itaat eden bir önderdi; Allah’a ortak koşanlardan değildi.”     (Nahl:120)

   أمة،قانتا،حنيفا kelimelerinin ne manaya geldiklerini söyleyerek âyetin manasını açıklayınız.

hBu âyette Allahu Teâlâ İbrahim Halil’i öyle sıfatlarla vasfetmiştir ki; bu sıfatlar tevhidin gâyesidir:

1(أمة) İbrahim (Aleyhi’s-Selam) örnek bir imam ve hayırlı bir insandı.

  • (قانتا) Onun Allah’a iteati devamlı surette idi.
  • (حنيفا) O, sadece Allah’a yönelmiş ondan başkasından

yüz çevirmişti.

4-O, hiç bir zaman ne sözlü ne de fiilî olarak Allah’a ortak koşmamıştır. Onun ihlasının doğruluğu, samimi inancı ve bütün şirkî şeylerden uzak durması buna delildir.

4Şirk çeşitlerini belirterek her birinin tarifini yapınız?

hŞirk, iki çeşittir:

Bir:Büyük şirk: Bu kişinin ibadette Allah’a ortak koşmasıdır. Kişi Allah’tan başkasına yalvarır, O’ndan başkasından yardım diler, O’ndan başkasından korkar ve O’ndan başkasını daha çok sever veya herhangi bir ibadeti O’ndan başkasına yaparsa büyük şirk işlemiş olur. Bu tür bir şirke düşerek müşrik olmuş kişiye Allah cenneti haram kılmıştır, o kişinin yeri cehennemdir.

İki:Küçük şirk: Küçük şirk, insanı büyük şirke götüren her türlü söz, fiil ve davranıştır. Allah’tan başkası adına yemin etmek, ibadetlerde gösteriş yapmak gibi.

4Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]إِنَّ اللهَ لاَ يَغْفِرُ أَن يُّشْرَكَ بِهِ وَ يَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ لِمَنْ يَشَاءُ[

“Allah kendisine şirk koşulmasını asla af etmez fakat bunun haricindeki günahlar için dilediğini bağışlar” (Nîsâ:48). Bu âyeti açıklayarak bu âyetten istifade edilenleri özetle belirtiniz.

hAllahu Teâlâ bu âyette, kendisini müşrik olarak karşılayan bir kulunu asla bağışlamayıp bunun haricindeki günahlar da dilediğini bağışlayacağını bildirmektedir.

Âyet, şirkin günahların en büyüğü olduğunu belirtiyor. Çünkü Allahu Teâlâ dünyada iken şirkten tevbe etmeyenlerin bu günahını af etmeyeceğini belirtiyor. Yine Allahu Teâlâ bu âyette şirk dışındaki günahları dilediği için bağışlayacağını belirtiyor. Bütün bunlar kulların şiddetle şirk koşmaktan kaçınmalarını gerektirmektedir.

4Riya nedir? Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) neden ashabının bu günaha düşmesinden korkmuştur?

hRiya, ru’ye kelimesinden türemedir. Riya, bir insanın salih amellerini -ibadet kastı olmaksızın veya ibadet niyetiyle- birlikte başkalarına gösteriş için yapmasıdır. Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ashabının riyaya düşmesinden korkmuştur. Çünkü riya kötülüğü emreden nefsin arzularına uygun bir durumdur. Bu durum genelde insanlara hoş gelir. Aynı zamanda riyanın insanlara bulaşması çok kolay ve gizlidir. Şeytan özellikle övülmeyi seven kişileri, gizli yollarla riyaya sürükler. Riya küçük şirktir. Çünkü riya, gecenin karanlığında siyah bir karıncanın, siyah bir taşın üzerinde yürümesinden daha gizlidir.

4İbni Mes’ud’dan rivayet edilen bir hadisi şerifte Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

]منْ مَاتَ يُشْرِكُ بِاللهِ شَيْئًا دَخَلَ النارَ» وفي لفظ «وَهُوَ يَدْعُو للهِ نِدًّا[

“Kim ki Allah’a şirk koşar, (başka bir lafızda):«Allah ile birlikte başkasına da dua eder (veya Allah’a eş koşmaya davet eder de» bu hal üzerine ölürse ateşe girer.”[6]

Bu hadisi açıklayınız? “Dua” ve “nidden” kelimesinden kasıt nedir?

hPeygamberimiz bu sözüyle Allah’a şirk  koşup tevbe etmeden bu hal üzere ölenlerin ateşe gireceklerini haber vermektedir. Dua kelimesi hem asıl manasında hem de şirke çağırma manasında kullanılmıştır, hadisteki manası ise her hangi bir ibadeti Allah’tan başkasına yapmaktır. (Nid) kelimesi benzeri ve misli manalarına gelmektedir.

4Cabir (Allah ondan razı olsun) Peygamberimizden şöyle rivayet ediyor:

]منْ لَقِيَ اللهَ لاَ يُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا دَخَلَ الَجَّنَةَ، وَمَنْ لَقِيَهُ يُشْرِكُ بِهِِ شَيْئًا دَخَلَ النَّارَ[

“Kim ki Allah’ı, O’na hiçbir şeyi ortak koşmadan karşılarsa cennete girer, kim de Allah’ı, O’na şirk koşarak karşılarsa ateşe girer.”[7]

Allah’ı karşılamak ne demektir? Bu karşılama ne demektir? Hadisteki olumsuzluk eki neyi isbat ediyor?

hAllah’ı karşılamak; O’nun karşısına çıkmak manasına gelmektir. Bu karşılaşma kıyamet günü olacaktır. Olumsuzluk eki fiilin zıttını isbat etmektedir. Şirkin zıttı da tevhiddir. Yani tevhid inancıyla Allah’ı karşılayan cennete girecektir.

4İslama davet etmenin hükmü nedir? Davetçi bu davete öncelikle nereden başlar ve niçin? Delili ile birlikte belirtiniz.

hİslama dâvet etmek bütün müslümanların üzerine farzdır. Davetçi davetine öncelikle tevhidden başlar; çünkü tevhid farzların en büyüğüdür, bütün amellerin temelidir. Zira ameller doğru bir tevhidî inanç olmadan kabul edilmez. Ebu Hanife (rahimehullah)’ın isimlendirdiği gibi tevhid, en büyük fıkıhtır. Buna delil ise Peygamberimizin Muaz’a söylediği şu sözdür:

]فاليكن أَوَّلَ ماَ تَدْعُوهُمْ إِلَيْهِ شَهَادَةُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهِ وَأَنَّ مُحَمَّداً رَسُولُ اللهِ…[

” Onları ilk olarak çağırdığın şey Allah’dan başka hak ilah olmadığına, Muhammed’in O’nun Resûlü olduğuna iman etmeleri olsun.”[8]

4Sahih adlı eserde Peygamberimizden şöyle buyurulur:

]من قال لاَ إِلَهَ إِلاَّ الله وَكَفَرَ بِمَا يُعْبَدُ مِنْ دُونِ اللهِ حَرُمَ مَالهُ وَدَمهُ وَحِساَبُهُ عَلَى اللهِ عز وجل[

“Kim ki La ilahe illallah der, Allah’tan başka tapınılan şeyleri inkâr ederse onun kanı ve malı’na zarar vermek haramdır, onun hesabı Allah azze ve celle’ye aittir.”[9]

Bu hadiste Peygamber efendimiz can ve mala haram vermenin haramlığını neye bağlamıştır?

hİki şeye bağlamıştır: Birincisi;  kişinin bilerek, inanarak, ihlasla, kalpten, sevgi ile “La ilahe illallah” demesine.

 İkincisi; kişinin Allah’tan başkasına tapınılan put, tağut ve diğer şeyleri terk etmesine.

4Kim “La İlahe İllallah derse” sözünden kasıt nedir?

hYani kim bu sözü, manasını bilerek, gereğini yerine getirerek  ve içerdiği manaya gönülden inanarak söylerse’dir.

Allah’tan gayrı tapınılan şeyleri inkâr ederse» sözünden kasıt nedir?

hYani kişinin, Allah’tan gayrı tapınılmakta olan her türlü putu -ki bunlar melekler, peygamberler, salıh kişiler v.s. olabilir-  inkâr etmesi, onlara ibâdet etmekten uzaklaşması kast edilmektedir. Kendilerine tapınılan bu şeyler esasen kendi rızaları olmadan tapınılmışlardır. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

]وَإِذْ قَالَ اللهُ ياَ عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ ءَأَنتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُوانِي وَأُمِّي إِلهَيْنِ[

“Allah: Ey Meryem oğlu isa! İnsanlara, «Beni ve anamı, Allah’tan başka iki tanrı bilin» diye sen mi dedin?! diye buyurduğu zaman…”              (Maide:116)

Başka bir âyette Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

]وَلاَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تَتَّخِذُوا المَلاَئِكَةَ وَالنَّبِيِّينَ أَرْبَابًا[

“O, size melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi emretmez.”                                               (Âli-İmran:80)

4Malın ve canın haram olması ne demektir?

hYani onunla savaşarak, onun malını almak, kanını akıtmak müslümanlara helal olmaz. Zira o kişi müslüman olmuştur. Böylece islam o kişinin canını, malını ve diğer haklarını koruma altına almıştır.

4“Hesabı Allah (azze ve celle)’ye aittitir” ne demektir?

hYani, kendi diliyle kelimey-i şehadeti getiren kimsenin hesabı Allah’a aittir; şayet sözünde doğruysa Allah onu cennetle mükâfatlandıracaktır ve şayet sözünde yalancıysa Allah onu cehennem ile cezalandıracaktır. Dünyada kişinin zahirine göre hükmedilir. Zira gizlilikleri bilen Allah’tır. Fakat bir kişi had cezasını gerektiren bir fiil yapmışsa bu kelimeyi dese de kendisine had cezası uygulanarak öldürülür. Müslüman olmakla beraber evli olduğu veya başından bir kez evlilik geçtiği halde zina eden veya bilerek adam öldüren veya kendileri ile savaşılan kâfirler tarafından olan kişi gibi.

4İbn-i Mesud (Allah ondan razı olsun) şöyle der: Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şöyle dediğini duydum:

]إِنَّ الرُّقَى وَالتَّمَائِمَ وَالتِّوَلَةَ شِرْكٌ[

“(Kuran ve sünnet) dışındaki  her rukye (şifa bulma niyeti ile okuyuş), muska ve hamalyular şirktir.”[10]

Abdullah İbni Ukeym (Allah ondan razı olsun) merfu olarak şöyle buyurur:

]من تعلق شيئا وُكِلَ إِلَيْهِ[

“Kim (nazarlık, hamalyu) gibi bir şeyler takar da bunlara umudunu bağlarsa takmış olduğu şeye havale edilir.”[11] 

Rukıyyeyi tarif ederek hükmünü belirtiniz?

hRukâ, rukye kelimesinin çoğuludur. Sara ve humma gibi âfetlere yakalananların bu âfetlerden kurtulmak için okudukları şeylerdir. Bu aynı zamanda azîme olarak da isimlendirilir. Azîme ikiye ayrılır:

A-Câiz olan azîme: Bu şirkî sözlerden uzak olup içinde şu üç şartı bulunduran okuyuşlardır.

1– Okunan şeylerin arapça veya başka bir dilde manası bilinen meşru dualardan olması.

2-Allah’ın kelamıyla veya Allah azze ve celle’nin isim ve sıfatları ile olması veya Allah’ın Resûlünün kelamı ile olması.

3-Şifanın doğrudan okunan şeylerden gelmediğine, fakat Allah’ın takdiri ile geldiğine inanılması.

B-Caiz olmayan azîme:Yukarıda sıfat ve şartları belirtilen okuma haricindeki bütün okuyuşlar caiz olmayan okuyuşlardır. Bir kişinin insanlara faydalı olabilmek için ihlaslı olmakla beraber okuma işine bütün vaktini ayırması ve bu işten (geçimini sağlayacak kadar)[12] ücret alması caizdir. (Burada kişinin esas niyeti kesinlikle para toplamak olmamalıdır)[13].  Hasta olan kişi şifa bulma kastıyla kâhinlere, müneccimlere, hurafecilere, bid’atçilere  ve sihirbazlara götürülmemelidir. Okuma işinde kayıt cihazları, ses yükselticiler veya telefon kullanılmamalıdır. Zira bu gibi şeyler ne Peygamberimizin sünnetinde ne de sahabenin hayatında varid görülmemiştir. Bu yapılan bir ibadettir ve ibadetlerde Allah’ın Resûlünü ve onun güzide sahabelerinin onun getirdiği bu dini tatbik şeklini -eksik yada fazla tutmadan- esas almak gerekmektedir. Zira böyle davranmak zamanla şirke ve bid’atlere yol açacak olan gelişmeleri önleyecektir.

4Nazarlığı tarif ederek takılmasının hükmünü belirtiniz?

hGenellikle çocuklara, hayvanlara ve taşıtlara nazardan koruması için takılan nazar boncukları, çeşitli ipler ve muskalara verilen isimdir. İslam nazarlık takmanın bâtıl olduğunu bildirerek bu işi yasaklamıştır. Çünkü gelecek bir zararı def edecek olan ancak Allahu Teâlâ’dır.

4Hamalyu nedir? Bunu takmak neden şirkdir?

hKarı-koca arasında sevgi ve bağlılık oluşturduğu iddia edilen, toplum arasında sıcaklık yazısı diye de bilinen bir çeşit sihirdir. İslama göre yapılan bu iş şirkî bir iş olup böyle bir işin yapılması caiz değildir. Zira bu işte Allah’tan başkasından kâr bekleme veya bir zararın def edilmesini bekleme olayı vardır.

4Taşlardan ve ağaçlardan bereket bekleme olayının ne olduğunu açıklayarak bu olayın hükmünü belirtiniz?

hBu olay bazı taşları ve ağaçları kutsal görerek bereketlenmek kastıyla bunları sıvazlamak veya aynı niyetle onların meyvesini yemektir. Bu yapılan iş şirktir.

4Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]أَفَرَأَيْتُمُ اللاَّتَ وَ العُزَّى%وَمَنَاوةَ الثَّالِثَةَ الأُخْرَى[

“Gördünüz mü o Lat ve Uzza’yı? Ve üçüncüleri olan ötekini, Menat’ı.”                                         (Necm:19-20)

Âyette geçen bu isimlerden kasıt nedir? Bunların bu isimlerle isimlendirilmesinin sebebi nedir? Âyeti açıklayınız.

hLat, Menat ve Uzza cahiliyye devrinde müşriklerin ibadet etmiş oldukları putların isimleridir. Allahu Teâlâ âyette “Bana haber verin ey müşrikler; Allahı bırakarak tapmış olduğunuz bu putlar size bir fayda veya zarar verdiler mi ki onlar Allah’a ortak olsunlar!?

Lat: Te harfinin şeddesiz okunduğu kıraata göre; Lat, Taif’de bulunan ve Sekıyf kabilesinin tapmış oldukları bir taştır. Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Muğire Bin Şube’yi göndererek bu putu yıktırıp yaktırmıştır.

            “T” harfinin şeddeli okunduğu kıraata göre (Latte), hacılara su taşıyan salih bir kişidir. Bu kişi öldüğünde insanlar onun kabri etrafında toplanıp onu yüceltmişler ve sonunda ona tapmaya başlamışlardır. Bu iki durum arasında bir çelişki yoktur, zira çıkış ve sonuçlar aynıdır.

Uzza: Mekke ve Taif arasında kalan Nahle (hurmalık) Vadisinde bulunan bir ağaçtır. Kureyş kabilesi bu ağaça tapmaktaydılar. Allah’ın Resûlü Mekke’nin fetih edildiği  gün Halid Bin Velid’i göndererek onu kestirmiştir. Uzza, izzet kelimesinden türeme bir kelimedir.

Menât:Mekke ve Medine arasında kalan bir taştır. Evs ve Hazreç kabileleri bu taşı yüceltip ona ibadet ediyorlardı. Menât, menan kelimesinden türemiştir. Bereketlenmek kastıyla yanında bir çok kurban kesilerek kan akıtıldığı için “akıtılır”  manasına gelen “yümna” kelimesinden türediği de söylenmiştir. Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “Fetih Yılında” Ali Bin Ebi Talib’i göndererek bu taşı yıktırmıştır.

4Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]قلْ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتيِ للهِ رَبِّ العَالَمِينَ%لاَ شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَا أَوَّلُ المُسْلِمِينَ[

“De ki: Benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir. Onun bir ortağı yoktur. Ben bununla Bütün ibadetleri Allah’a has kılmakla) emronuldum ve ben müslümanların ilkiyim.”                                                    (En’âm:162-163)

Başka bir âyette şöyle buyurulur:

]فصل لِرَبِّكَ وَانْحَرْ[

“Sadece Rabbin için namaz kıl ve sadece O’nun için kurban kes.”                                                    (Kevser:2)

Bu iki âyeti açıklayınız. «Nüsük» kelimesinin manası nedir?

hAllahu Teâlâ birinci âyette şöyle buyuruyor: Ey Muhammed, Allah’tan başkasına ibadet eden, O’ndan başkasına kurban kesen müşriklere şöyle söyle: Muhakkak ki ben sadece Allah için namaz kılar ve sadece O’nun için kurban keserim, hayatımda yaptığım salih ameller ve salih amellerle iman üzere ölüşüm Âlemlerin rabbi Allah içindir. O’nun hiç bir ortağı yoktur. Ben bütün ibadetlerimi Allah’a has kılmakla emronuldum ve ben bu ümmetten müslüman olanların ilkiyim.

«Nüsük» kurban demektir.  

[فصل لِرَبِّكَ وَانْحَرْ] âyeti ise; sadece Allah için namaz kıl ve sadece onun için kurban kes emrini ifade etmektedir.[14]

4Hz. Ali (Allah ondan razı olsun) şöyle rivayet eder:

حَدَّثَنِي رَسُولُ اللهِ r بأَرْبَعَ كَلِمَاتٍ:«لَعَنَ اللهُ مَنْ ذَبَحَ لِغَيْرِ اللهِ، لَعَنَ اللهُ مَنْ لَعَنَ وَالِدَيْهِ، لَعَنَ اللهُ مَنْ آوَى مُحْدِثًا، لَعَنَ اللهُ مَنْ غَيَّرَ مَنَارِ الأَرْضِ»

“Allah’ın Resûlü bana dört şeyden bahsetti. (Bunlar şu sözlerdir): Allah, Allah’tan başkasına kurban kesene lanet etmiştir. Allah, anne-babasına lânet edene lânet etmiştir. Allah suçluyu saklayanlara lanet etmiştir. Allah      yerlerin      sınırlarını      değiştirenlere     lânet

etmiştir.” [15]

 Lânet etmek ne demektir?

hAllah’ın rahmetinden uzaklaşmak ve kovulmak demektir. İnsanlar indindeki lânet ise; sövmek ve beddua etmek manalarına gelir.

4Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) niçin Allah’tan başkasına kurban kesene lânet etmiştir?

hÇünkü bu, Allah’a şirk koşmaktır. Şirk ise en büyük günahtır.

4Bir kişinin anne-babasına lânet etmesi ne demektir? Onlara lânet nasıl olur? Onlara lânet etmenin hükmü nedir?

hOnlara lânet etmek; onlara kötü ve küfürlü sözler söylemektir. Bu da iki türlü olur:

1-Doğrudan sövmek: Bu da anne veya babaya doğrudan lânet etmekle olur.

2-Dolaylı olarak sövmek: Bir kişinin, başka birinin anne veya babasına sövmesi ve dolayısıyla  o kişinin de, onun anne-babasına sövmesi olayıdır. Bu olay büyük günahlardandır.

4Suçluyu saklamak ne demektir?

hYani suçlu bir kişiyi korumak, onu gizlemek ve onun, insanların hakkını vermemesinisağlamak, Allah’ın koymuş olduğu kanunları çiğneyerek yeryüzünde fitne çıkarıp şer’î hakim tarafından suçlu görülen bir kişiyi saklayarak cezasını çekmesini önlemek demektir.

4“Minari’l-ard” ne demektir? Onu değiştirmekten kasıt nedir?

h”Minari’l-ard” yerlerin sınırlarının belli olması için konan işaret ve bellekler demektir. Onları değiştirmek ise; bu işaret ve belleklerin yerlerini değiştirmek veya onlarla ileri-geri oynamaktır.

“Minari’l-ard”dan kastın, insanların yollarını bulabilmeleri için yollar üzerine koydukları veya oralarda bellemiş oldukları belli işaretler olduğunu söyleyenler de olmuştur.

4Yerin sınırlarını değiştirenler neden lânet edilmişlerdir? 

hKomşunun arazisini gasp etmenin ve yoldaki işaretleri değiştirerek yolcuları yanıltmanın büyük günahlardan sayıldığı için.

4Nezrin sözlük ve ıstılah olarak ne manaya geldiğini belirtiniz?

hSözlük manası: Farz kılmak. Istılah manası: Mükellef bir kişinin esasen kendisine farz olmayan bir şeyi kendisine farz kılmasıdır. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]يوفُونَ بِالنَّذْرِ[

“Onlar verdikleri sözde dururlar (adaklarını yerine getirirler).”                                                           (İnsan:7)

4Bu âyet neye delil olur?

hBir adak adandığında o adağın yerine getirilmesinin meşru ve gerekli olduğunu ve adaklarını yerine getirenlerin övülecek bir iş yapmış olduklarını belirtmektedir. Hz. Aişe’den (Allah ondan razı olsun) rivayet edilen bir hadiste Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

]منْ نَذَرَ أَنْ يُطِيعَ اللهَ فَلْيُطِعْهُ وَمَنْ نَذَرَ أَنْ يَعْصِي اللهَ فَلاَ يَعْصِه[

“Kim ki (her hangi bir konuda) Allah’a iteat etmeyi  adamışsa Allah’a iteat etsin. Kim de (her hangi bir konuda) Allah’a isyan etmeyi adamışsa bu adağını yerine getirmesin.”[16]

Bu hadisi açıklayıp hadisten istifade edilen hükümleri belirtiniz?

hAllah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kim yapılması sevap olan bir işi yapmayı adamışsa (bu konuda Allah’a söz vermişse) bunu yerine getirmesini emrediyor. Zira Allah’a itaat etmek farzdır. Yine Allah’ın Resûlü, kim ki yapılması günah olan bir fiili yapmayı adarsa, bunu yerine getirmemesini o kişiye  emrediyor. Çünkü günah işlemek haram bir fiildir.

Bu hadisten istifade edilen şeylerden bazıları şunlardır:

1-Yapılması sevap olan bir işi adandığında onun yerine getirilmesi farzdır.

2- Yapılması günah olan bir fiili yapmayı adamak caiz değildir.

4İstiâze’yi tarif ediniz? İyaz ve liyaz arasındaki farkı belirtiniz?

hİstiaze: Sığınmak ve eman dilemek demektir. İyaz (İstiâze) bir kötülüğü def etmek, liyaz ise; hayrı talep etmek için yapılır.

4Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]وَأَنَّهُ كَانَ رِجَالٌ مِنَ الإِنْسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِنَ الجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقًا[

“Şu da gerçek ki, insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazılarına sığınırlardı da, bu iş onların taşkınlıklarını artırmaktan başka bir işe yaramazdı.”                (Cin:6)

Bu âyeti açıklayarak âyette Allah’tan başkasına sığınmanın şirk olduğuna işaret eden yönü belirtiniz?

hÂyetin manası: Cahiyye devrindeki araplardan biri ıssız bir vadide gecelemek istediğinde cinlerden korktuğundan dolayı “Burada var olan kavmin sefihlerinin (kötülerinin) şerrinden bu kavmin efendisine sığınırım” derdi. Yani cinlerin büyüğüne sığınıyordu. Cinler, insanların kendilerine sığındıklarını görünce, onları daha çok korkutmaya çaba gösteriyorlardı.

Âyette bu işin şirk olduğuna işaret eden yön: Allahu Teâlâ, Hz. Muhammed’in getirmiş olduğu din, cinlerden bir guruba açıklanınca  onların iman edip, insanların düşmüş oldukları bazı şirkî olayları dile getirdiklerini, bu şirkî işlerden birinin de cinlere sığınmak olduğunu dile getirdiklerini hikâye etmiştir. Burada cinlere sığınmak şirk çeşitlerinden biri olarak zikredilmiştir.

4Havle Binti Hakîm’den rivayet edilen bir hadiste o şöyle der:

[سَمِعْتُ رَسُولِ اللهِ r يَقُولُ:«مَنْ نَزَلَ مَنْزِلاً فقَالَ: أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ التَّامَّاتِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ لَمْ يَضُرُّهُ شَيْءٌ حَتَّى يَرْحَلَ مِنْ مَنْزِلِهِ ذَلِكَ»]

“Allah’ın Resûlü (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’i şöyle derken duydum: Kim bir yere dinlenmek için konakladığında «Allah’ın tamam (mütekâmil) olan kelimeleri (Kur’anı) ile, O’nun yaratmış olduğu yaratıkların şerrinden O’na sığınırım» derse o kişi, konaklamış olduğu yerden ayrılana kadar, orada bulunan mahluklardan hiçbiri ona zarar veremez.” 

Bu hadisten istifade edilecek şeyler nelerdir? Hadiste geçen “kelimâtillah” ve “tâmmât” kelimelerinin manaları nedir?

h Hadisten istifade edilecek şeyler:

1-Allahu Teâlâ müslümanlar için, kendi kelimeleri ile (Kur’anıyla) kendine sığınmalarını, cahiliyye devrinde olduğu gibi cinlere sığınmamalarını hüküm olarak koymuştur.

2-Bu duanın ne kadar faziletli olduğu.

“Kelimâtillah”dan kasıt, Kur’an-ı Kerim’dir. “Tâmmât” Kâmil olan, hiç bir ayıbı ve eksiği olmayan demektir. Bu kelimenin “Yeterli ve şifalı” manasına geldiğini söyleyenlerde olmuştur.

4İstiğase’yi tarif edip dua ile istiğase arasındaki farkı belirtiniz?

hİstiğase: Başa gelen bir belâyı uzaklaştırmak için imdat dilemektir. İkisi arasındaki fark ise; İstiğase sadece kötülüklerden kurtulmak için yapılırken dua hem kötülüklerden kurtulmak hem de güzel şeyleri istemek için yapılır.

4İstiğase kaç çeşittir ve bunların hükümleri nedir?

hİstiğase iki kısımdır: Caiz olan istiğase ve caiz olmayan istiğase. Allah’tan başkasının gücü yetmeyeceği konularda O’ndan başkasına yapılan istiğase yasak olan istiğasedir. Ölülerden yardım dilemek gibi. Genel olarak istiğase üç çeşittir:

Bir: Allah’tan istenen yardım. (İstiğase).

İki: Allah’tan gayrısından, bazı kimselerden onların güçlerinin yetmeyeceği konularda istenen yardım. Ölülerden ve gaibde olanlardan fayda sağlamak veya zararı def etmek için yardım istemek gibi. Bu tür bir yardım dileme olayı şirktir ve haramdır.

Üç: Bir kişinin, hayatta olan yanında, hazır bulunan ve istenilen yardımı yapabilecek durumda olan birinden yardım istemesi. Bu caizdir.

4Dua kaç kısımdır? Her kısmı tarifleri ile beraber belirtiniz?

hİki kısımdır. Her iki kısım da Allah’a yapılan birer ibadettir:

1-İbadet olan dua: Bu tür dua Allah’ın kulları için koyduğu ve farz kıldığı namaz, hac gibi salih amellerle olur. Fatiha suresinde olduğu gibi Allah’ı hamd ve sena ile yüceltmek, namaz, hac, oruç ibadetlerinde okunan dualarda bu cümledendir.

2-Yardım isteme duası: Dua eden kişinin kendisine faydası olacak bir şeyi istemesi veya bir zarardan uzaklaşmak için yardım istemesidir.

4Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]وَمَنْ أَضَلُّ مِمَّن يَدْعُوا مِنْ دُونِ اللهِ مَنْ لاَ يَسْتَجِيبُ لَهُ إِلىَ يَوْمِ القِياَمَةِ وَهُمْ عَنْ دُعَائِهِمْ غاَفِلُونَ%وَإِذَا حُشِرَ النَّاسُ كَانُوا لَهُمْ أَعْدَاءً وَكَانُوا بِعِبَادَتِهِمْ كَافِرِينَ[

“Allah’ı bırakıpta kıyamet gününe kadar kendisine cevap vermeyecek şeylere tapanlardan daha sapık kim olabilir? Oysa onlar bunların tapınmalarından habersizdirler. İnsanlar bir araya toplandıkları zaman (müşrikler) tapındıklarına düşman kesilirler ve onlara kulluk ettiklerini inkâr ederler.”                   (Ahkaf:5-6)

Bu âyeti açıklayınız.

hAllahu Teâlâ bu âyette kendisinden başkalarına yalvaranlardan daha sapık bir insan olamayacağını bildirerek kendilerine yalvarılan bu putların kendilerine yalvaranların isteklerine kıyamete kadar cevap veremeyeceklerini, onların kendilerine yalvaranlardan gafil olduklarını, insanlar hesap vermek üzere hesap meydanında toplandıklarında bu ilahların  kendilerine yalvaran bu kişilerden beri olacaklarını bildirerek bu kişilere düşman kesileceklerini bildirmektedir.

4 Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

]أَمَّنْ يُجِيبُ المُضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ السُّوءَ­[

“Darda kalana, yalvardığı zaman karşılık veren ve (başındaki) sıkıntıyı gideren ondan başka kim vardır?”                                                            (Neml:62)

Bu âyeti açıklayarak âyetin delalet ettiği hükmü belirtiniz?

hAllahu Teâlâ bu âyette araplardan ve diğer milletlerden olan müşriklerin darda kalanın imdadına yetişip onun başındaki sıkıntıyı kaldıranın Allah’tan başkasının olmadığını bildiklerini belirtmektedir. Allahu Teâlâ, başkalarını kendisine ortak ilahlar ve şefaatçılar olarak tayin edenlerin aleyhlerine delil olsun diye bu şekilde buyurmaktadır. Şayet onların ortak koştukları bu ilahlar onların imdadına yetişemiyor, onların başlarına gelen sıkıntılardan onları kurtaramıyorlarsa nasıl olur da Allah’a ortak koşulurlar!?

Âyetin belirttiği hüküm: Âyet Allah’tan başkasına yalvarmanın şirk olduğunu belirtiyor.

4Ebu Hureyre Peygamberimizden şöyle buyurur:

«إِذَا قَضَى اللهُ الأَمْرَ فِي السَّماَءِ ضَرَبَتْ المَلاَئِكَةُ بِأَجْنِحَتِهَا خُضْعَانًا لِقَوْلِهِ كَأَنَّهُ سِلْسِلَة عَلَى صَفْوَانَ يَنْفُذُهُمْ ذَلِكَ فَإِذَا فُزِّعَ عَنْ قُلُوبِهِمْ، قَالُوا:مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ؟ قَالُوا:الحَقُّ وَهُوَ العَلِيُّ الكَبِيرُ، فَيَسْمَعُهَا مُسْتَرِقُّو السَّمْعِ وَمُسْتَرِقُّو السَّمْعِ هَكَذاَ بَعْضُهُ فَوْقَ بَعْضٍ-وَصَفَهُ سُفْيَانُ بِكَفِّهِ فَحرفَهَا وَبَدَّدَ بَيْنَ أَصَابِعَهُ- فَيَسْمَعُ الكَلِمَةَ فَيُلْقِيهَا إِلَى مَنْ تَحْتَهُ، ثُمَّ يُلْقِيهَا الآخَرَ إِلَى مَنْ تَحْتَهُ حَتَّى يُلْقِيهَا عَلَى لِسَانِ السَّاهِرِ أَوْ الكاَهِنِ، فَرُبَّمَا أَدْرَكَ الشِّهَابُ قَبْلَ أَنْ يُلْقِيهَا وَرُبَّمَا قَدْ أَلْقَاهَا قَبْلَ أَنْ يُدْرِكَهُ، فَيَكْذِبُ مَعَهَا مِائَةُ كِذْبَةٍ فَيُقَالُ: أَلَيْسَ قَدْ قَالَ لَنَا يَوْمَ كَذَا وَكَذَا؟ فَيُصَدَّقُ بِتِلْكَ الكَلِمَة التِّي سُمِعَتْ مِنَ السَّمَاءِ»

“Allah, semada bir iş yapmayı takdir edip bu emri Cebrail’e vahyettiği zaman Melekler Allah’ ın bu sözü karşısında boyunlarını bükerek kanatlarını vururlar. Allah’tan gelen bu vahiy düzgün taş üzerinde hareket eden  demir zincir sesine benzer bir sesle gelerek meleklerin kalbine nufûz eder. Meleklerin kalbi bu gelen vahiyden dolayı korku ile dolunca birbirlerine şöyle derler: Rabbiniz ne buyurdu? Derler ki: Hak olanı (doğruyu) buyurdu. O, büyük ve yücedir. Bu vahyi gökyüzünün hırsızları (şeytanlar) duyarlar. Gökyüzünün hırsızları şöyle üst üstedirler, -Süfyan avucunu eğip parmaklarını üst üste gelecek şekilde aralayarak durumu bu şekilde vasfetti- en üste olan duyduğu kelimeyi kendisinden bir derece altta olana atar, sonra bir alt derece de olan da duyduğu bu kelimeyi kendisinden bir derece altta olana atar, tâki kelime bir sihirbaz veya bir kâhininin diline ulaşır. Belki de yıldız, vahyi çalmaya çalışan bu hırsızı vurur ve belki de kendisini yıldız vurmadan bir alt derecede olana çaldığı bu vahyi atmış olur. Bu vahiy hırsızı duymuş olduğu bu kelimelere yüz yalan daha ekleyerek diğerlerine anlatır. Denir ki: Bize bir gün şöyle şöyle demedi mi? Ve böylece gökten çalmış olduğu bu doğru bir kelime sayesinde bu şeytanın söylemiş olduğu diğer yalanlar tasdik edilmiş olur.”[17]

Sihirbaz ve kâhin ne demektir?

hSihirbaz: Sihir yaparak bâtılı hak suretinde gösteren kişidir.

Kâhin: Kaybı bildiğini iddia eden kişiye verilen isimdir.

4Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

]يؤمنونَ بِالجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ[

“Putlara ve tağutlara iman ediyorlar”           (Nîsâ:51)

Cibt ve tağut ne demektir?

hÖmer Bin Hattap şöyle buyurur: Cibt; sihir, tağut; Şeytan demektir. Allah’tan başka, kendi rızasıyla ibadet edilen her şey tağuttur.

4Cabir şöyle demektedir: Tağutlar, şeytanın kendilerine indiği kâhinlerdir. Her mahallede birer tane bulunur. Cabir’in  bu sözü ne manaya geliyor? Mahalleden kasıt nedir?

hCabir, bu sözünde kâhinlerin, tağutlardan olduğunu, şeytanların inerek çalmış oldukları vahiyleri haber verdiklerini söylemektedir. Mahalleden kasıt kabiledir. Her kabilede bir kâhin olabileceği söylenmek istenmiştir.[18]

4Kaç çeşit küfür vardır?

hİki çeşit küfür vardır: Büyük küfür, küçük küfür. Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

]وَضَرَبَ اللهُ مَثَلاً قَرْيَةً كَانَتْ ءَامِنَةً مُطْمَئِنَّةً يَأْتِيهَا رِزْقُهَا رَغَدًا مِنْ كُلِّ مَكَانٍ فَكَفَرَتْ بِأَنْعُمِ اللهِ فَأَذَاقَهَا اللهُ لِبَاسَ الجُوعِ وَالخَوْفِ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ[

 “Allah (ibret için) bir ülkeyi örnek verdi. Bu ülke güvenli, huzurlu idi; ona rızkı her yerden bol bol gelirdi. Sonra onlar Allah’ın nimetlerine karşı nankörlük ettiler. Allah’da onlara, yaptıklarından ötürü açlık ve korku sıkıntısını tattırdı.”       (Nahl:112)

Büyük küfür insanı dinden çıkartır, küçüğü ise büyüğüne bir vesiledir.

4Nifağın çeşitlerini zikrediniz?

hİki çeşittir:

1-Îtikâdî nifak; bu insanı dinden çıkartır. (Bu konuda geniş bilgi için tevbe suresine bakınız).

2- Amelî Nifak; Bu da kendi arasında beş kısma ayrılır; Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

«آيَةُ المُنَافِقِ ثَلاَثٌ: إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ، وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ وَإِذَا ائْتُمِنَ خَانَ» وَفِي رِوَايَةٍ«وَإِذَا عَاهَدَ غَدَرَ وَإِذَا خَاصَمَ فَجَرَ»

“Münafığın alâmeti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, bir şeyi yapmayı vaat ettiğinde vaadinde durmaz, kendisine emanet verildiğinde buna ihanet eder.” (Başka bir rivayette):Söz verdiğinde sözünde durmaz, düşmanlık yaptığında facirleşir.”[19]

4İslamdan çıkaran şeyleri sayınız?

hAlimler islamdan çıkaran şeyler konusunda ihtilafa düşmüşlerdir. Bazıları islamdan çıkaran seksene yakın madde saymışlardır. İslamdan çıkartan şeylerin en önemli ilkeri şunlardır:

1-Allah’a şirk koşmak.

2-Sihir.

3-Allah’dan veya Resûlü’nden gelen herhangi bir şeyi inkâr etmek.

4-Allah’ın indirdiği hükümlerden başkası ile bu verilen hükmün helal olduğunu düşünerek hükmetmek.

5-Allah’ın Resûlü’nün getirmiş olduğu bir şeyle alay etmek.

6-Müslümanların azalmasına sevinmek.

7-Allah’ın Resûlü’nün getirmiş olduğu bir şeyden buğuz etmek.

8-Kâfirleri dost edinip onları sevmek.

9-Başkalarının yolunun Peygamberin sünnetinden daha iyi olduğuna inanmak.

4Şefeatin tarifini yapınız. Şefeatin çeşitlerini tarifleri ile birlikte belirtiniz?

hŞefeat, faydalı bir şeyi elde etmek veya zararlı bir şeyin zararından uzaklaşabilmek için başkalarından aracı olmalarını taleb etmektir. Şefeat iki türlüdür:

1-Müsbet Şefeat:Allah’tan, söz ve fillerinden razı olacağı birini kendisi için şefeatçi kılmasını taleb etmek. Veya gücü yeteceği konularda bir beşerden aracı olmasını istemek.

2- Menfi Şefeat: Allah’tan başkasının gücü yetmeyeceği konularda, O’ndan başkasından şefeat (yardım) dilemek, Allah’ın izni olmadan şefeat dilemek veya Allah’a ortak koşulan bir şeyden şefeat dilemek bu tür bir şefeattır.[20]

4Müsbet şefeatin şartlarını delilleri ile birlikte zikrediniz?

hŞartları ikidir:

Bir:Şefeat edene Allahu Teâlâ’nın şefeat etmesi için izin vermesi. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]منْ ذَا الذي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ[

“İzni olmadan O’nun katında kim şefeatçı olabilir ki!?”                                                               (Bakara:255)

İki: Allah’ınşefeat edilenden râzı olması. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]وَلاَ يَشْفَعُونَ إِلاَّ لِمَنِ ارْتضَى[

“Razı olduğundan başkasına şefeat edemezler.” (Enbiya:28)

4Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in âhirette yapacağı kaç tür şefeatı vardır? Bunları zikrediniz?

hPeygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in âhirette altı tür şefeatı vardır:

1-Büyük Şefeat: Mahşerin sıkıntılarından kurtulmak için bütün beşeriyet azimet ehli olan bütün peygamberlerden şefeat isteyecek ve Peygamberimiz bütün peygamberlerin özür beyan edip geri durduğu bu şefeatı yapacaktır.

2-Cennet ehlinin cennete girebilmeleri için onlara şefeatçi olması.

3-Ümmetinden cehenneme girecek olan bir kısım günah ehlinin cehenneme girmemeleri için onlara şefeat etmesi.

4-Esasen tevhid ehlinden olup cehenneme girmiş olan asi kulların cehennemden çıkması için şefeat etmesi.

5-Cennete girmiş olan bir kısım insanların oradaki derecelerini artırmak için onlara şefeat etmesi.

6-Amcası Ebu Talib’in azabının azaltılması için şefeat etmesi.

4Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yapmış olduğu şefeate en fazla kim sevinecektir? Bu şefeatın hakikatı nedir ve bu şefeat kimler içindir?

hKalbinden ihlaslı bir şekilde “La ilahe illallah” diyenler Peygamberimizin şefeatına en fazla sevinecek olanlardır.

 Hakikatı: Allahu Teâlâ ihlasla bu kelimeyi söyleyenleri kendilerine şefeat etmesi için izin vermiş olduğu kişinin duasıyla affedecektir. Bu şefeat tevhid ve ihlas ehli için olacaktır.

4Kur’anın kabul etmediği şefeat hangi şefeattır?

hİçinde şirk olan şefeattır.

4Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]منْ ذَا الذي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ[

“İzni olmadan O’nun katında kim şefeatçı olabilir ki!?”                                                               (Bakara:255)

Bu âyeti açıklayarak iniş sebebini belirtiniz?

hAllahu Teâlâ Âhirette olacak şefeatın ancak kendi izniyle olacağını belirtmektedir.

Âyetin iniş sebebi: Müşrikler dediler ki: “Bizler tapmış olduğumuz bu putlara ancak bizleri Allah’a yaklaştırmaları için ibadet ediyoruz” dediler. Bunun üzerine bu âyet nazil oldu. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]ما نعبدُهُمْ إِلاَّ لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللهِ زُلْفَى[

“Onlara ancak bizleri Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz”                                               (Zümer:3)

4Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]إنَّكَ لاَ تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ[

“Sen her sevdiğini hidayete erdiremezsin”    (Kasas:56)

Bu âyeti açıklayıp ve nuzul sebebini belirtiniz?

hAllahu Teâlâ bu âyette Resûlüne şöyle diyor: Ey Resûlüm sen her sevdiğini hidayete erdiremezsin, yani onların illaki de hidayete ermeleri senin yapman gereken bir görev değildir. Senin görevin sadece tebliğ etmektir. Allah dilediğine hidayet verir, zira O, hidayeti kimin hak ettiğini en iyi bilendir. O’nun bu işi bir hikmete binaendir.

 Âyetin iniş sebebi: Peygamberimizin amcası Ebu Talib’in hidayete erebilmesi için aşırı gayret göstermesi ve onun için üzülmesi.

4Hidayet çeşitlerini örnek vererek söyleyiniz?

h Hidayet iki türlüdür:

Bir: Tevfik  (muvaffak olma) Hidayeti: Allah’ın, sapıklığa düşmüş olan kulunun kalbinde hidayet nurunu yaratmasıdır. Bu tür bir hidayete Allah’tan başkası sahip değildir. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]إنَّكَ لاَ تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ[

“Sen her sevdiğini hidayete erdiremezsin”    (Kasas:56)

Yani sen Allah’ın dalalete düşürdüğü bir insanın kalbinde hidayeti yaratamazsın.

İki: Doğru yolu gösterme ve hakikati açıklama hidayeti: Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]وَإِنَّكَ لَتَهْدِي إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ[

“Muhakkak ki sen doğru olan yolu göstermektesin”         (Şura:52)         

4Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]ياأَهْلَ الكِتَابِ لاَ تَغْلُوا فِي دِينِكُمْ[

“Ey kitap ehli dininizde aşırı gitmeyin”

Bu âyeti açıklayınız. Kitap ehli olanlar kimlerdir. “Ğulû” ne demektir?

hAllahu Teâlâ ehli kitab’a (hiristiyan ve yahudilere) hitap ederek dinde kendi koymuş olduğu kanunların dışına çıkmamalarını, kendi yaratmış olduğu kulları yaratılmış oldukları seviye üzerinde yüceltip büyütmemelerini emretmiştir.

“Ğulû” haddi aşmak, aşırılığa düşmek, söz ve itikadla bir mahluku aşırı yüceltmek manasına gelir.

4Sahih’de İbn-i Abbas’ın (Allah her ikisinden de razı olsun) şu âyet konusunda şöyle dediği rivayet edilir: Âyet:

]وَقَالُوا لاَ تَذَرُنَّ آلِهَتَكُمْ وَلاَ تَذَرُنَّ وَدًّا وَّلاَ سُوَاعًا وَّلاَ يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًا[

“Ve (müşrikler) dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın; hele Ved’den, Suvâ’dan, Yeğûs’tan, Ye’ûk’tan ve Nesr’den asla vazgeçmeyin!”

İbn-i Abbas’ın sözü:

«قَالَ: هَذِهِ أَسْمَاءُ رِجَالٍ صَالِحِينَ مِنْ قَوْمِ نُوحٍ، فَلَمَّا هَلَكُوا أَوْحَى الشَّيْطَانُ إِلَى قَوْمِهِ أَنْ أَنْصَبُوا إِلَى مَجَالِسِهِمْ التَّيِ كاَنُوا يَجْلِسُونَ فِيهَا إِنْصَابًا وَسَمُّوهَا بِأَسْمَائِهِمْ فَفَعَلُوا وَلَمْ تُعْبَدْ حَتَّى إِذَا هَلَكَ أُولَئِكَ وَنُسِيَ العِلْمُ عُبِدَتْ»

“Dedi :Bu isimler Nuh’un kavminden salih kişilerin isimleridir. Bunlar öldüklerinde Şeytan onların kavmine bu salih kişilerin heykellerini kendi oturdukları meclislere dikmelerini fısıldadı. (Onlarda bunu yapıp) o salih kişilerin isimleri ile diktikleri bu putları isimlendirdiler. Bu putlara, onları diken kavim ölene kadar tapınılmadı. Onlar ölüp, ilimde unutulunca onların ardından gelenler o putlara tapmaya başladılar.”[21]

Burada putlardan kasıt nedir? Bu putlara tapış sebebi nedir? İlmin unutulmasından kasıt nedir?

hPutlardan kasıt: Salih insanların heykelleridir?

İbadet ediliş sebebleri: Önceki kavimlerin, bu putların karşısında onlara olan saygı, sevgi ve ihtiramdan dolayı çok sık olarak kabirlerinin karşısında oturmaları, onların heykelleri karşısında eğilmeleri, onları yüceltmeleri, oturdukları meclislere onların resimlerini asmaları ve Şeytan’ın da sonradan gelen kavimlere “Atalarınız bunlara ibadet ediyordu, yağmuru bunlardan istiyorlardı” diye onlara vesvese verip onları kandırmasıdır.

İlmin unutulmasından kasıt; ilim ehlinin ölümü ile ilmin ortadan kalkmasıdır. 

4İbn-i Kayyim şöyle der: Selefden bir çok kişi şöyle demiştir:

“(O salih kişiler) ölünce onlardan kimileri onların kabirlerinin başına oturdular, daha sonra onların timsallerini (heykellerini) yaptılar. Bu hal bu şekilde devam ederken aradan uzun zaman geçtikten sonra onların ardından gelenler o putlara tapmaya başladılar.”

Kabirlerinin başlarında oturmaktan ve timsallerden kasıt nedir?

hKabirlerin başlarına oturmak; çok sık bir şekilde o kabirlerin yanında durmaktır. Timsallerden kasıt ise;  salih kulların heykelleridir.   

4İbn-i Abbas’dan (Allah ondan razı olsun) şöyle rivayet edilir:

((قَالَ رَسُولُ اللهِ r: «إِيَّاكُمْ وَالغُلُوَّ فَإِنَّمَا أَهْلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ  الغُلُوُّ»))

“Sakın olaki (insanları) aşırı bir şekilde yüceltip büyüterek onlar konusunda aşırılığa düşmeyin! Biliniz ki sizden önce gelen bir çok kavmi bu aşırılık helak etmiştir.”[22]

Peygamberimiz bu hadiste ümmetini hangi konuda uyarmaktadır?

hPeygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu hadiste ümmetini, peygamberleri, salih kişileri olmaları gereken mertebeden daha yükseklere çıkarmak suretiyle aşırılığa giderek helak olmuş olan geçmiş kavimlerin düşmüş olduğu bu hataya düşüp onlar gibi helak olmamaları konusunda uyarmıştır.

4İbn-i Mes’ûd’dan (Allah ondan razı olsun) şöyle rivayet edilir:

((أَنَّ رَسُولُ اللهِ r قالَ:«هلكَ المُتَنْطِعُونَ»قَالَهَا ثَلاَثًا.))

“Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: «Aşırı gidenler helak olmuştur» Bunu üç defa söyledi.”[23]

Hadiste geçen “التنطع”  (Et-Tenettu) ve “المتنطعون” (El-mütantıûn) kelimelerinin manası nedir, misali ile birlikte yazınız?

 Hadiste “helak oldu” manasına gelen “هلك” (heleke) kelimesi neden üç defa tekrar edilmiştir?

h Hadiste geçen المتنطعون (El-mütantıûn) kelimesi (التنطع) kelimesinden türemiştir. Bu kelime; “bir şeyde derinleşmek ve aşırılığa gitmek, onu zorlaştırmak manalarına gelir. Konuşurken harfleri tam olarak çıkarabilmek için ağızı aşırı derecedesağa-sola bükmek veya yapılması mübah olan şeyleri terketmek gibi.”المتنطعون” (El-mütantıûn) kelimesi ile bu duruma düşenler anlatılmıştır. Hadiste “helak oldu” manasına gelen هلك (heleke) kelimesinin üç defa tekrarı olayın önemine işaret etmek içindir.

4H.z. Âişe’den (Allah ondan razı olsun) şöyle rivayet edilir:

 ((أَنَّ أُمُّ سَلَمَةَ ذَكَرَتْ لِرَسُولِ اللهِ r كنيسةً رَأَتْها بِأَرْضِ الحَبَشَة وَمَا فِيهَا مِنَ الصُّوَرِ فَقَالَ: «أُولَئِكَ إِذَا مَاتَ فِيهِمِ الرَّجُلُ الصَّالِحُ أَوْ العَبْدُ الصَّالِحُ بَنُوا عَلَى قَبْرِهِ مَسْجِدًا وَصَوَّرُوا فِيهِ تِلْكَ الصُّوَرِ، أُولَئِكَ شِرَارُ الخَلْقِ عِنْدَ اللهِ»

“Ümmü Seleme Habeşistan topraklarında görmüş olduğu bir kiliseyi ve o kilisenin içindeki resimleri Allah’ın Resûlü’ne anlatması üzerine Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona şöyle dedi: Onlar öyle bir kavimdir ki, aralarından salih bir adam veya salih bir kul öldüğünde onun kabrinin üstüne mescid bina ederler ve içine de o kişilerin resimlerini yaparlar. Onlar Allah katında yaratılmış olanların en şerlileridirler.”[24]

Bu insanlar iki fitneyi bir arada toplamışlardır; kabir fitnesi ve yaptıkları timsallerin (heykellerin) fitnesi. Kilise nedir? Peygamberimiz bu hadiste kimi muhatap almaktadır? İşaret ismi olan (أولئك ) kimlere işaret etmektedir?

hKilise, hiristiyanların ibadethaneleridir. Bu hadiste Peygamberimiz, eşi Ümmü Seleme’yi muhatap almaktadır. Buradaki işaret ismiyle kabirler üzerine mescidler yapan ve oralara resimler yapan kavimler kastedilmektedir.

4Allah katında yaratılmış olanların en şerlileri kimlerdir? Onlar neden yaratılmışların en şerlileri olarak nitelendirilmişlerdir?

hAllah katında yaratılmış olanların en şerlileri kabirler üzerine mescidler yapıp oralara resimler yapanlardır. Zira onlar bu işleri yaparak hem kendilerini sapıklığa düşürmüşler hem de kendilerinden sonra gelenlere çok kötü bir miras bırakarak onlarında sapıklığa düşmesine sebeb olmuşlar; onlara salihlerin kabirlerini yüceltme geleneğini örnek olarak bırakarak daha sonra bu kabirlere direk olarak ibâdet edilmesine zemin hazırlamışlardır.

4Kabirlerin üzerine mescid yapmanın hükmü nedir? Delilleri ile birlikte zikrediniz?

hKabirlerin üzerine mescid yapmak haramdır. Delili Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şu hadisidir:

«أُولَئِكَ شِرَارُ الخَلْقِ عِنْدَ اللهِ»

“Onlar Allah katında yaratılmış olanların en şerlileridirler.”[25]

Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu işi yapmayı yasaklayarak bu işi yapanları lânetlemiştir.

4Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

]لقد جاءَكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَّحِيمٌ[

 “Muhakkak ki size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şevkatlidir, merhametlidir.”                          (Tevbe:128)

Bu âyeti açıklayınız? Âyette, Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ümmetine düşkünlüğü konusunda belirtilen sıfatlar neleri içermektedir?

hAllahu Teâlâ âyette mü’minlere vermiş olduğu eşsiz bir nimetten bahsetmektedir. Bu nimet ise şudur: Allahu Teâlâ’nın mü’minlere kendi içlerinden, kendi cinslerinden yani beşer cinsinden, kendilerinin onun eminliğini ve doğruluğunu bildikleri bir elçi göndermiş olmasıdır. Daha sonra Allahu Teâlâ peygamberimizin güzel sıfatlarından bahsetmiştir. Peygamberimizin onların hidayete ermesi için elinden gelen bütün gayreti gösterdiğini, onların rüşde ermiş birer müslüman olmalarını şiddetle arzu ettiğini, onları sıkıntıya sokacak ve onlara zor gelecek olan, onlara dünya ve âhirette zarar verecek olan  herşeyden kaçındırdığını, hasılı onun mü’minlere karşı çok yumuşak ve merhametli olduğunu belirtmiştir.

Bu sıfatlar Peygamberimizin ümmetini uyarmasını, en büyük günah olan şirke düşmekten onları sakındırmasını, onlara şirke götüren yolları belirtmesini iktiza etmektedir. Kabirleri yüceltmek, kabirlerde yatanlar konusunda aşırılığa düşmek, kabirlerin yanında veya kabirlere yönelerek namaz kılmak v.b. kabirlere ibadet etmeye götüren her türlü ameli yapmak söz konusu şirk çeşitlerindendir.

4Müslimde yer alan bir hadiste Sevban (Allah ondan razı olsun) peygamberimizden şöyle rivayet eder:

((أَنَّ رَسُول اللهِ r قَالَ:إِنَّ اللهَ زَوَى لِي الأَرْضَ، فَرَأَيْتُ مَشَارِقَهَا وَمَغَارِبَهَا وَإِنَّ أُمَّتِي سَيَبْلُغُ مُلْكَهَا مَا زُوِيَ لِي  مِنْهَا، وَأُعْطِيْتُ الكَنْزَيْنِ الأَحْمَرَ وَالأَبْيَضَ، وَإِنِّي سَأَلْتُ رَبِّي أَلاَّ يهْلكَهَا بِسَنَةٍ عَامَّةً، وَأَلاَّ يُسَلِّطَ عَلَيْهِمْ عَدُوًّا مِنْ سِوَى أَنْفُسِهِمْ فَيَسْتَبِيحُ بَيْضَتَهُمْ، وَإِنَّ رَبِّي قَالَ يَا مُحَمَّد إِذَا قَضَيْتُ قَضَاءً فَإِنَّهُ لاَ يُرَدُّ، وَإِنِّي أَعْطَيْتُكَ لأُمَّتِكَ أَنْ لاَ أهْلِكَهُمْ بِسَنَةٍ عَامَّةً، وَأَنْ لاَ أُسَلَّطَ عَلَيْهِمْ عَدُوًّا مِنْ سِوَى أَنْفُسِهِمْ فَيَسْتَبِيح بَيْضَتَهُمْ وَلَوِ اجْتَمَعَ عَلَيْهِمْ بِأَقْطَارِهَا، أَوْ قَالَ مِنْ بَيْنِ أَقْطَارِهَا حَتَّى يَكُونَ بَعْضُهُمْ يُهْلِكُ بَعْضًا وَيُسْبِي بَعْضُهُمْ بَعْضًا»

“Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: Allah yeryüzünü (küçülterek) onu gözlerimin önüne serdi de onun doğusunu ve de batısını gördüm. Benim ümmetim yeryüzünün bana gösterilen miktarına sahip olacak. Bana iki hazine verildi; kırmızı olanı ve beyaz olanı. Ümmetimin genelini kuraklık ve kıtlık sebebi ile  toplu olarak helak etmemesi, onların üzerine kendilerinden başka düşman musallat ederek topraklarının istila edilmemesi için Allah’a dua ettim. Rabbim bana şöyle dedi: Ey Muhammed şayet ben bir şeyi takdir etmişsem o  geri çevrilmez. Ben senin ümmetinin, topluca kuraklık ve kıtlık sebebi ile helak edilmemeleri konusundaki duanı ve dünyanın her tarafından da toplansalar -veya şöyle dedi: bazı yerlerinden de toplansalar- kendilerinden olan düşmanları hariç her hangi bir düşmanı üzerlerine musallat edip vatanlarının işgal olunmaması konusundaki duanı  kabul ettim. Tâki onlar birbirlerine düşman olup birbirlerini helak edene ve birbirlerini tutsak edene kadar.”[26]

4Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber vermiş olduğu ümmetinin yeryüzünün en batısı ve en doğusunu ele geçirecekleri haberi gerçekleşmiş midir?

h Evet gerçekleşmiştir. Bu Ümmet batıda ispanya ve Viyana’ya kadar, doğuda ise Hindistan ve Çin’e kadar ulaşmıştır.

4Hadiste geçen kırmızı ve beyaz hazinelerden kasıt nedir? Bu hazineler ne zaman ele geçmiştir?

hBeyaz hazine, Fars Kralı Kisra’nın hazinesidir. Bu hazinesinin çoğunluğunu gümüş ve cevher olduğu için beyaz hazine olarak zikredilmiştir. Kırmızı hazine ise Rumların Kralı Kayser’in hazinesidir. Bu hazinede çoğunlukla altın bulunduğu için kırmızı hazine olarak zikredilmiştir. Bu hazineler Hz. Ömer devrinde müslümanların bu iki kralın topraklarını ele geçirmesi ile Hz. Ömer’e getirilmiştir.

4“Onların üzerine kendilerinden başka düşman musallat ederek topraklarının istila edilmemesi için Allah’a dua ettim.” sözü ne demektir?

hYani, “Kendi aralarından çıkacak olan düşmanlar hariç kâfirlerden olan düşmanlarının kendilerine musallat olup topraklarını, mal ve mülklerini ele geçirmemeleri konusunda Allah’a dua ettim” denmektedir.

4Allahu Teâlâ bu duayı kabul etmiş midir?

hEvet, Peygamberimiz, Allahu Teâlâ’nın müslümanların hepsini birden kâfirler tarafından mağlup edilip, mallarının ve canlarının yağmalanmasına müsâde etmeyeceğini bizlere haber vermiştir. Bu durumun müslümanların çoğunluğu için geçerli olduğunu söyleyenler de olmuştur.

4 “Tâki onlar birlerine düşman olup birbirlerini helak edene ve birbirlerini tutsak edene kadar.” Sözü ne manaya gelmektedir? Bu durum meydana gelmiş midir?

hBu söz şu manaya gelmektedir: Allahu Teâlâ müslümanlar dinlerine bağlı kalıp tefrikaya düşmedikçe onların çoğunluğunun üzerine kâfirleri musallat etmeyecektir. Bu durum meydana gelmiş müslümanlar dinde ihtilafa ve tefrikaya düşerek birbirlerini helak etmeye başlamışlar, Allah yolunda cihadı terketmişlerdir. Allah da onların üzerine düşmanı musallat etmiştir. Şayet müslümanlar zaafa düşmüşlerse bu durum ne islamın kadrini azaltır ne de islamın zayıflıkla nitelendirilmesine sebeb teşkil eder.[27]

4Sihri sözlük ve ıstılah olarak tarif ediniz?

hSözlük manası: Gizli olan şey.

Istılah Manası: Kalbe, bedene tesir eden, hastalığa ve ölüme sebeb olabilen, karı ile kocayı birbirinden ayırabilen değişik yazılar, okuyuşlar ve düğümlerdir.[28] 

4Sihir yapmanın hükmünü ve cezasını delilleri ile birlikte belirtiniz?

hSihir yapmak haramdır. Zira sihir Allah’ı inkârdır ve imanın ve tevhidin zıttıdır.

Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّى يَقُولآ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلاَ تَكْفُر[

“Halbuki o iki melek, herkese: Biz ancak imtihan için gönderildik, sakın yanlış inanıp da kâfir olmayasınız, demeden hiç kimseye (sihir ilmini) öğretmezlerdi.”                                           (Bakara:102)

Sihirbazın cezası ölümdür. Bu hükmün delili delili şu hadistir:

1-Cündüp’ten merfu olarak rivayet edilen hadiste şöyle buyurulur:

«حَدُّ السَّاحِرِ ضَرْبَةٌ بِالسَّيْفِ»

“Sihir yapanın cezası ölümdür.”[29]

2-Hz.Ömer’in (Allah ondan razı olsun) valilerine yazı yazarak sihir yapan her erkek ve kadını öldürmelerini emrettiği rivayet edilmektedir.[30]

3-Mü’minlerin Annesi Hafsa kendisine sihir yapan bir cariyenin öldürülmesini emrettiği rivayet edilmiştir.[31]  Peygamberimizin sahabelerinden üç kişinin sihir yapanların öldürülmelerini emrettikleri rivayet edilmiştir. Bu sahabiler şunlardır: Hz. Cündüp, Hz. Ömer Bin Hattab Mü’minlerin Annesi Hafsa.

4Ahmed Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şöyle dediğini rivayet etmektedir:

«إن العيافةَ والطُّرُقَ وَالطِّيَرَةَ مِنَ الجِبْتِ»

“Kuşları kötü görmek, kuşları yola göndermek, çizgiler çizmek ve tatayyur şirktir.”[32]

Hadiste geçen ibareleri açıklar mısınız?

h”Kuşları kötü görme, kuşları yola gönderme”:Kuşları uğursuz görmek, kuşları uçurarak (sihir kastıyla) bir yerlere gönderme olayı.

“Çizgiler çizme”: Yere ve kum üzerine sihir kastı ile çizgiler çizme olayı. Bunu sihir yapmak için veya kaybî bilmek için taş atma olayı diyen de olmuştur.

“Tatayyur”:Görülebilen veya duyulabilen herhangi bir şeyde uğursuzluk görmek.

4Müslim Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bazı eşlerinden rivayetle Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şöyle dediğini haber vermektedir:

»منْ أَتَى عَرَّافًا فَسَأَلَهُ عَنْ شَيْءٍ فَصَدَّقَهُ لَمْ تُقْبَلْ  لَهُ صَلاَةٌ أَرْبَعِينَ يَوْمًا» 

“Kim ki bir müneccime gider de (ondan kayıp ve gelecek ile ilgili) bir şey sorarsa o kişinin kırk gün kıldığı namaz kabul edilmez.”[33]

Ebu Hureyre Peygamberimizin şöyle dediğini rivayet eder:

«((مَنْ أتَى كَاهِنًا فَصَدَّقَهُ بِمَا يَقُولُ فَقَدْ كَفَرَ بِمَا أُنْزِلَ عَلَى مُحَمَّدٍr))

“Kim ki bir kâhine giderek onun söylediklerine  inanırsa, Muhammed’e indirileni inkâr etmiştir.” [34]

Hakim’in rivayeti ile gelen hadiste şöyle buyurulur:

«مَنْ أتَى كَاهِنًا أوْ عَرَّافًا فَصَدَّقَهُ بِمَا يَقُولُ فَقَدْ كَفَرَ بِمَا أُنْزِلَ عَلَى مُحَمَّدٍ»

“Kim ki bir kâhin (falcı) veya müneccime giderek onun söylediklerine  inanırsa, Muhammed’e indirileni inkâr etmiştir.” [35]

Hadiste Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e indirilenden kasıt nedir?

hAllah’ın kitabı Kura’n-ı Kerim ve Peygamberimizin sünnetidir.

4“Kim ki bir kâhin (falcı) veya arrafa giderek onun söylediklerine  inanırsa, Muhammed’e indirileni inkâr etmiştir”  hadisi ile “Kişinin kırk gün kıldığı namaz kabul edilmez.” hadisi arasında mana  beraberliği nasıl sağlanır? Zikredilen hadislerden istifade edilecek hükümler nelerdir?

hKâhine gidenin namazının kırk gün kabul edilmemesi sözlerini tasdik etmeksizin, sadece kâhine gitmenin sonucudur. Zira bazı sahih rivayetlerde “şayet onu tasdik ederse” lafzı geçmemektedir.  Böyle yapan bir kişinin küfre gireceğini ifade eden rivayet ise kâhine gidip onun sözlerini tasdik eden kişi için geçerlidir.

Hadisten istifade edilecek hükümler:

1-Kâhin ve müneccimler kâfirdirler. Zira onlar sadece Allah’ın bilebileceği kaybî ilimleri bildiklerini iddia etmektedirler.

2-Kâhin ve müneccimlere gidip onların sözlerini tasdik etmek haramdır. Bu kişiler çok büyük bir ceza ile cezalanacaklardır.

3-Onlara gidip onların sözlerini tasdik eden kâfir olur.

4-Kâhini tasdik etmek ile Kur’an’a iman etmek bir arada olamaz.

4Arraf, rimmal, kahin ve müneccim arasındaki farkları belirtiniz?

hKaybî ilimleri bildiklerini iddia eden herkez bu isimlerle isimlendirilir, fakat onların kulandıkları yollar farklı farklıdır.

Arraf: Vahyi çalan  (cinden) çaldığı bu bilgileri alıp kayıptan ve gelecekten haber veren kişidir.

Arrafın, insanın içinden geçenleri bildiğini iddia eden kişi olduğunu söyleyenler de olmuştur. Diğer bazıları da arrafın bir olaya ait ip uçları ile o olayın sonucunun şöyle veya böyle olacağını iddia eden, çalınan veya kaybolan bir şeyin nerede olduğunu bilebileceğini iddia eden kişi olduğunu şöylemişlerdir.

Rimmal: Küçük taşçıkları yere atarak veya kum üzerinde çizgiler çizerek kayıptan haber verdiğini iddia eden kişidir.

Kahin: Kaybî ilimleri bildiğini iddia eden kişiye denir.

Müneccim: Gökyüzüne ve gökyüzünde meydana gelen olaylara bakarak  yeryüzünde meydana gelecek olayları bildiğini iddia eden kişidir.

Müneccimlik üç kısma ayrılır:

Birincisi:Yıldızların kendi hür iradeleri ile etki edecek güçte olduklarına, meydana gelen olayların onların etkisiyle meydana geldiğine inanmaktır ki; bu da küfürdür.

İkincisi:Yıldızların kendi yörüngelerinde haraket etmelerinden birbirleri ile aynı hizaya gelmeleri veya birbirlerinden uzaklaşmalarından yola çıkarak çeşitli olayların meydana gelebileceğini ileri sürmektir. Bu haram ve şirk çeşitlerindendir. Bazı gazetelerin “Bu Günkü Falınız” ve “Bu Haftaki Burcunuz” ünvanlarıyla uydurdukları yalanlar buna örnek olarak verilebilir.

Üçüncüsü: Kıbleyi veya vakitleri tayin etmede kullanılan tesyîr ilmi ki, bu ilim ülemaların çoğunluğu tarafından caiz görülmüştür. Bunun delili ise şu âyettir:

]وَعَلاَمَاتٍ، وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ[ 

“Daha nice alâmetler (yarattı). Onlar yıldızlarla yollarını bulurlar.”                                             (Nahl:16)

Şeyhi’l-İslam İbn-i Teymiye şöyle demiştir:

“Arraf, zikredilen yollarla gaybî olayları bildiklerini iddia eden kâhin, müneccim ve rimmal v.b. kişilere verilen isimdir.”[36]

4Herhangi bir cin, başka bir insana giren cini çıkarabilmek için yardım etmeyi teklif ettiği takdirde o insanın bu teklifi kabul etmesi caiz midir?

hŞeyh Abdulaziz Bin Baz bunu mekruh bir fiil olarak görmüştür. Yine kendisi cinin insana girmesi olayının olağan bir olay olduğunu söylemiştir. Şeyhul’islam İbn-i Teymiye mübah olan işlerde cinlerden yardım almanın caiz olduğunu söylemiştir. Ben ise şöyle diyorum:  Zamanımızda cinlerden yardım alanların yapmış oldukları oyunlar ve deccallikler epeyce artmıştır. Cinlerden yardım almak doğru bir iş değildir. Zira bu durumun mümine, onun inancına bir çok zararları olabilir, onun imanını zayıflatabilir. Aynı zamanda bu işlerle uğraşanların çoğu cahil kişiler oldukları için onların sözlerine güven olmaz: Her şeyin en doğrusunu Allah bilir.

4 Tatayyuru tarif ederek hükmünü belirtiniz?

hTatayyur   kuş v.b. bazı yaratıklarda ve onların seslerinde uğursuzluk olduğuna inanmaktır. Bu durum şirke girdiği için haramdır.

Ebu Hureyre (Allah ondan razı olsun) Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den şöyle rivayet eder:

أَنَّ رَسُولُ اللهِ r قاَلَ:«لاَ عَدْوَى وَلاَ طِيرَةَ وَلاَ هَامَّةَ وَلاَ صَفَرَ»

“Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:Her hastalığın geçici olduğuna, (bazı) kuşların  ve (özellikle) baykuşların uğursuzluğuna inanmak ve sefer ayını uğursuz saymak doğru değildir.”

Bu hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmiştir. Müslim’in rivayetinde şu ek bulunmaktadır: «وَلاَ نَوءَ وَلاَ غَولَ» “Yıldızları ve ğavle’yi uğursuz saymak yoktur”

Cahiliyye devrindeki insanlar bazı varlıkları ve seslerini uğursuz sayarlardı. Hadiste Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cahiliyye devrindeki insanların bu inançlarının yanlış olduğunu belirtmektedir. Hadiste geçen bu ibarelerin manasını belirtiniz?

hAdva: İstisnasız herhastalığın, hastalıklı kişiden sağlıklı kişiye geçeceğine inanma olayıdır. Cahiliyye devrinde insanlar Allah’ın takdiri olmasa da her hastalığın kendi kendine başkasına bulaşacağına inanırlardı.

Tıyara (kuşları uğursuz saymak): Bazı kuşların uğursuz olduğuna inanmaktır.

Hamet: Baykuş diye isimlendirilen gece kuşudur. Cahiliyye devrindeki araplar bu kuşun birinin evine konmasını o kişinin öleceği veya o evden bir kişinin öleceği manasına geldiğine inanırlardı. Bu hadis bu inanışı iptal ederek ortadan kaldırmıştır.

Safer: Bunun sefer ayı olduğunu söyleyenler olmuştur. Cahiliyye devrinde bu ayı uğursuz görürlerdi. Bu kelimeden kastın karında meydana gelen ve acıktığı zaman vahşileşen hatta ölüme bile sebeb olabilen bir kurtçuk olduğunu, bu hastalığın uyuz hastalığından daha tehlikeli olduğunu söyleyenler olmuştur. Peygamberimiz bu inançların batıl olduğunu söyleyerek bunları ortadan kaldırmıştır.

Nû’e: Yıldızların düştüğü yöndür. Bunun bazı insanlar tarafından, yağmuru yağdırdığına inandıkları bir yıldız olduğunu iddia edenler de olmuştur.

Ğavl:Şeytanlardan bir cinstir. Cahiliyye devrinde bu tür şeytanların yollarda insanların önüne çıkıp onları yollarından saptırıp ve daha sonra onları helak ettiğine inanılırdı. Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu inancı iptal etmiştir yani şeytanların Allah’a tevekkül edip Onu zikreden bir kişiye yaklaşamayacağını bildirmiştir.[37]

4Enes Bin Malik (Allah ondan razı olsun) Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den şöyle rivayet eder:

«لاَ عَدْوَى وَلاَ طِيَرَةَ، وَيُعْجِبُنيِ الفَأْلُ» قَالوُا: وَمَا الفَأْلُ؟ قَالَ:«الكَلِمَةُ الطَّيِّبَةُ»

“(Bütün) hastalıkların geçici olduğunu düşünmek ve kuşlarda v.b. şeylerde uğursuzluk görmek doğru değildir. (Lakin) fe’el hoşuma gider”. Dediler ki: Fe’el nedir? Dedi ki: «Güzel sözdür.» [38]

Ebu Davud sahih bir rivayetle Ukbe Bin Amir’in şöyle dediğini rivayet eder:

«ذَكَرْتُ الطِّيَرَةَ عِنْدَ رَسُولِ اللهِ r فَقَالَ:أَحْسَنُهَا الفَأْلُ وَلاَ تَرُدُّ مُسْلِمًا،فَإذَا رَأَى أَحَدُكُمْ مَا يَكْرَهُ فَلْيَقُلْ : اللَّهُمَّ لاَ يَأْتِي بِالْحَسَنَاتِ إِلاَّ أَنْتَ، وَلاَ يَدْفَعُ السَّيِّئَات إِلاَّ أَنْتَ، وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِكَ»

“Tıyarayı Allah’ın Resûlü’nün yanında dile getirdim ve bana şöyle dedi: Onun en iyisi güzel sözdür ve bir müslümanı geri çevirmemendir. İçinizden biri hoşuna gitmeyen bir şey gördüğünde şöyle desin:”Allah’ım senden başkasından iyilik gelmez, yine senden başkası başımızdan kötülükleri def edemez. Senin yardımın olmadan güçlü ve kuvvetli olmamız mümkün değildir”.[39]

Uğursuzluk diye anılan inanç kaç kısımdır? Arapça metinde geçen (fe’el) kelimesinin manası nedir? Fe’el ile  uğursuzluk arasındaki fark nedir?

hUğursuzluk iki türlüdür:

Birincisi: İyi ve güzel söz manasına gelen fe’el’dir. Bu tür iyi ve güzel  sözler insanın kalbine mutluluk sokar,   kişinin Allah ile bağını ve O’na olan güvenini artırır. Bu amel elbette yapılması hoş olan bir ameldir. Zira bu sözler kişinin Allah’a olan hüsnü zannını artırır. Örneğin hasta olan bir kişiye başka bir kişiye “Sen sağlamsın” demesi, hayvanını veya başka bir şeyini kaybeden birini  kaybettiği şeyi ararken gördüğü zaman “Sen onu bulacaksın” demesi gibi. Bu sözleri duyan kişi şayet hasta ise sağlığına kavuşacağına olan inancı ve şayet o kişi bir şeyini kaybetmişse bu sözleri duyunca onu bulacağına olan inancı artar.

İkincisi: Haram olan uğursuzluk inancı: İnsanın yapmaya azmettiği bir şeyi gördüğü bir durum üzerine terketmesi veya yine gördüğü bir durum üzerine onu yapmaya karar vermesidir. Bu düşüncede Allah’tan başkasına itimat etmek ve Allah hakkında kötü bir zanna kapılma durumu olduğu için haram sayılmıştır. Hadiste iyiliğin veya kötülüğün tatayyur ile değil sadece Allah tarafından geleceği, iyiliği celbetmede veya kötülükten sakınmada sadece ve sadece Allah’tan yardım beklenmesi gerektiği  ifade ediyor.

Fe’el ve tatayyur arasındaki fark: Fe’el insana mutluluk veren veya insanı üzen durumlarda kullanılır. Tatayyur ise sadece insanı üzen durumlarda kullanılır.

4Yıldızların yaratılış gayesi nedir? Yıldızlara, yaratılış gayesi dışında birtakım fiiller yüklemenin hükmü nedir?

hAllah yıldızları üç gaye için yaratmıştır:

1-Gökyüzüne süs olmaları için: Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ[

“Muhakkak ki biz dünya semasını kandillerle süsledik.”                                                            (Mülk:5)

2-Şeytanlara atış taneleri olmaları için: Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاطِينَ[

“Onları şeytanlara atış taneleri kıldık”             (Mülk:5)

3-İnsanların yollarını bulmaları için işaret olmaları için: Allahu Teâlâ şöyle buyurur

]وَعَلاَمَاتٍ وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ[

“Onları alâmetler olarak kıldık, onlar yıldızlarla yönlerini bulurlar.”                                            (Nahl:16).

Bu söylenenler haricinde kim başka şeyler iddia ederse yanılgıya düşmüş her türlü hayırdan nasibini kesmiş, bilmediği konularda zoraki ahkâm kesmiş olur.

4İstiskâ nedir, cahiliyye devrinde bu konuda hangi inanç yaygın olarak kabul görüyordu? Enva nedir neden bu isimle isimlendirilmiştir?

hİstiska, su (yağmur) yağmasını istemektir. Cahiliyye devrinde yağmurun bazı yıldızlar tarafından yağdırıldığına inanılırdı.

Enva: Nûe’nin çoğuludur. Yıldızların kaydığı yön manasına gelmektedir. Bu kelimenin gezegen manasına geldiğini söyleyen de olmuştur. Bu kelime esasen yıldız manasına gelmektedir. Cahiliyye devrinde araplar bir yıldızın doğup diğerinin batmasını yağmura işaret sayarlardı. Bu yağmurunda bu yıldızlar tarafından yağdırıldığına inanırlardı. Yıldızların doğup batması diye yorumladıkları şey ise; (dünyanın uydusu olan ayın, hicri bir ayın günleri içersinde, güneşi görüş açısına göre aydınlanan tarafları ile ilgili olarak değişen ve her hicrî ayda bir kez tekrarlanan görünüş şekilleridir; dolunay, yarım ay, hilal v.b.)

Nû’e diye isimlendirilmesinin sebebi batı taraftan batışını tamamladıktan sonra doğudan tekrar doğması sebebi iledir.

4 Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ[

“Allah’ın verdiği rızka karşı şükrü, O’nu yalanlamakla mı yerine getiriyorsunuz!”                               (Vâkıa:82)

Bu âyeti açıklayınız.

hAllahu Teâlâ müşriklere şöyle hitap etmektedir: Ey müşrikler Allahu Teâlâ size bol bol nimet verdiği, yağmur yağdırıp sizler için nebatları bitirip size beldelerinize hayat verdiği halde siz bütün bu olayları Allah değil de yıldızların yaptığını mı iddia ediyorsunuz. Doğrusu siz gerçekten yalanlayıcılarsınız.

4Sevgi çeşitlerini söyleyerek her birini kısaca açıklayınız?

hSevgi dört çeşittir:

1-Allah’ı sevmek: Bu sevgi imanın ve tehvidin aslıdır.

2-Allah için sevmek: Bu sevgi Allah’ın peygamberlerini, resullerini, salih kullarını, O’nun sevmiş olduğu amellere, zaman ve mekânlara v.b. şeylere sevgi beslemek şeklinde özetlenebilir. Bu sevgide Allah sevgisi ile bağlantılı olup bu sevgiyi tamamlayıcı bir özellik taşımaktadır.

3-Allah ile birlikte başkalarını sevmek: Bu sevgi müşriklerin Allah’a eş koşup tapındıkları taş, ağaç, beşer ve melek gibi şeylere besledikleri sevgidir. Bu sevgi ise şirkin aslı ve esasıdır.

4-Tabii olan sevgi ki; bu üç kısımdır:

  A-Saygı ve ihtiramdan kaynaklanan sevgi: Ana-baba’ya olan sevgi gibi.

  B-Şevkat ve merhametten kaynaklanan sevgi: Çocukları sevmek gibi.

  C-İnsanlara iyilik etme sevgisi: Genel olarak insanları severek onlara hoş davranmak ve onlara yardımcı olmak gibi.

       Yeme-içme, giyme ve evlenme sevgisi. Bu ve benzeri sevgiler esasen mübahtır, fakat niyet Allah’a daha en iyi bir şekilde iteat etmek için bunlardan yararlanmak olursa bu yapılan işler o zaman ibadete dönüşür ve şayet niyet Allah’a isyan etmek için bunlardan faydalanmaksa bu durumda bu yapılanlar günaha dönüşür.

4Allah’ın kulunu sevmesine, kulun da Rabbini    sevmesine sebeb olan şeyler nelerdir?

hBu sebebler on tanedir:

1-Kur’anın âyetlerinin manalarını düşünerek ve anlayarak okunması ve onun emirleri ile amel edip hükümlerinin tatbik edilmesi.

2-Farzları yerine getirdikten sonra nafile ibadetler ile Allah’a yaklaşılması, O’na olan iteatın artırılması ve günahlardan sakınılması.

3-Ne hal ve durumda olunursa olunsun dil, kalp ve davranışlar ile devamlı Allah’ı zikretmek.

4-Heva ve hevesin güçlendiği yer ve zamanlarda nefsi değil Allah’ı razı edecek olan fiilleri seçmek.

5-Kalbin Allah’ın isim ve sıfatlarına bakarak O’nun büyüklüğünü tefekkür etmesi.

6-Allah’ın bahşetmiş olduğu gizli ve açık bütün nimetleri düşünerek O’na gereği gibi şükretmeye çalışmak.

7-Allah’ın huzurunda dururken ona boyun büküp, zaaf, acziyeti ve ihtiyacı ortaya çıkarmak suretiyle, bütün saygı ve samimiyet ile O’na yalvarmak.

8-Allah’ın yeryüzü semasına iniş vakti olan gecenin son vakitlerinde yani duaların kabul edileceği o saatlerde Allah’ı anmak, O’na ibadet etmek ve azimli ve ısrarlı bir şekilde  Allah’a yalvarmak.

9-Allah’ı gerçekten bütün samimiyetleri ile seven salih ve sadık kişiler ile oturup kalkmak onlardan istifade etmek.

10-Allah ile kişinin kalbini birbirinden uzaklaştıracak her türlü söz, fiil ve davranıştan kaçınmak. Özellikle yalancı şahitlikten, haram yemekten ve başkalarına zulüm etmekten ve diğer kötü fiillerden kaçınmak.

4Korkuyu tarif ederek kısımlarını hükümleri ile birlikte belirtiniz ?

hKorku ürpermek, tehlikeli birşeyler olacağını hissetmek, ceza beklemek manalarına gelmektedir. Korku dört çeşittir:

1-Kendisine ibadet edilen, rızası kazanılmak istenen bir ilah olarak Allah’tan korkmak: Bu korku iman etmenin gereğini ve esasını teşkil eden en önemli bir konudur.

2-Gizli korku: İnsanın Allah’tan değilde putlardan, tağutlardan, ölülerden veya bilinmeyen bir takım şeylerden korkmasıdır. Bu korku büyük şirktir ve tevhide aykırıdır.

3-Beşer korkusu:Bir insanın başka insanlardan korkarak üzerine farz olan bir şeyi yapmaması olayı: Korku vesilesi ile bu farzı yerine getirmemek haramdır ve durum tevhidi inancı zedeleyen bir tür şirktir.

4-Tabii olan korku: Düşmandan veya yırtıcı bir hayvandan korkmak gibi. Bu korku olağan bir korkudur, hiç kimse böyle bir korkudan dolayı kınanmaz.[40]

4Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]إِنَّمَا يُعَمِّرُ مَساَجِدَ اللهِ مَنْ آمَنَ بِاللهِ وَ اليَوْمِ الآخِرِ وَأَقَامَ الصَّلاَةَ وَءاتَى الزَّكَاةَ وَلَمْ يَخْشَ إِلاَّ اللهَ فَعَسَى أُولَئِكَ أَنْ يَكُونُوا مِنَ المُهْتَدِينَ[ 

“Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar ederler. İşte doğru yola erişmişlerden olmaları umulanlar bunlardır.”                                     (Tevbe:18)

Âyeti açıklayarak âyette geçen “korku” ve “mescidleri imar edenler” ibarelerinden kastedilen manayı belirtiniz?

hAçıklama: Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: Allah azze ve celle’nin evleri olan mescidleri ancak Allah’ı tasdik edenler, ölümden sonra tekrar dirilerek hesap verecek olduklarına iman edenler, kalbiyle iman edip vucut âzaları ile amel edenler, namazını devamlı olmak kaydıyla şartlarına, farzlarına ve sünnetlerine uygun olarak kılanlar, malının zekatını hak sahiplerine verenler, korku ve sevgiyle Allah’ı birleyerek sadece O’ndan korkanlar, elden geldiği kadar bütün farzları yerine getirip bütün yasaklardan sakınanlar imar ederler.

Korkudan kasıt şudur: Alah’ı tâzim etmek ve sadece O’na iteat ve ibadet etmek.

Mescidlerin imarından kasıt şudur:  Maddi planda mescid inşa etmek veya tamir etmek, manevi planda ise; mescidlere giderek oralarda namaz kılmak ve Allah’ı zikretmek gibi ibadetlere  sürekli olarak devam ederek oraları manevi yönden imar etmek kastedilmektedir.

4Tevekkülü tarif ederek, tevekkülün çeşitlerini hükümleri ile birlikte belirtiniz? Tevekkülün iman ile olan bağı nedir?

hTevekkül; bir işi yapmada başkasına güvenmek veya başkasını o işi kendi adına yapması için görevlendirmek manasına gelmektedir.

Tevekkül dörde ayrılır:

1Bütün işlerde Allah’a tevekkül etmek: Bir faydayı elde edebilmek veya herhangi bir zarardan kaçınabilmek için Allah’a tevekkül etmek gibi. Bu ise imanın şartlarındandır ve her müslümanın yapması gereken bir işitir.

2Yaratılmış olanların güçlerinin yetmeyeceği konularda onlardan yardım bekleyerek onlara tevekkül etmek. Ölülere, bizden çok uzaklarda bulunanlara ve benzerlerine isteklerinin yerine gelmesi, işlerinde başarılı olabilmeleri, rızkın artması, tehlikelerden sakınabilmek için bu gibi kimselerden dua veya yalvarma yoluyla yardım isteyip onlara tevekkül etmek gibi. Bu ve benzeri inançlar tevhide aykırıdır ve büyük şirktir.

3Allah’ın kendisini muktedir kıldığı konularda halen hayatta olup hali hazırda ulaşabildiğimiz bir kimseye tevekkül etmek: Bir zararın def edilmesi, rızık v.s. konularda emir veya hükümdarlara güvenmek gibi. Bu küçük şirk çeşitlerindendir.     

4İnsanları güçleri yeteceği konularda bazı işleri yaptırmak için vekil tayin etmek: Alış-veriş, icar v.b. işler de olduğu gibi. Bu tevkil caiz olan bir iştir. Fakat kişi bu işi yaparken sana tevekkül ettim dememeli, bu işinde sadece Allah’a tevekkül etmelidir.

4Alahu Teâlâ şöyle buyurur:

]إِنَّمَا المُؤْمِنُونَ الذِّينَ إِذَا ذُكِرَ اللهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ ءايَاتِهِ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَعَلَى رَبِّهُمْ يَتَوَكَّلُونَ    [

“Muhakkak ki mü’minler öyle kimselerdir ki onların yanında Allah’ın adı anıldığı zaman kalpleri titrer, onlara Alllah’ın âyetleri okunduğunda imanları artar ve onlar daima Rablerine tevekkül ederler.”   (Enfal:2)

Bu âyeti açıklayarak tevekkül konusunda verilen mesajı ve âyetten istifade edilebilecek noktaları belirtiniz?

hAllahu Teâlâ bu âyette mü’minleri güzel sıfatlarla vasıflandırmıştır ki; onlar bu sıfatlar sebebi ile imanın hakikatına ve  kemaline ermişlerdir. Söz konusu bu sıfatlar şunlardır:

1-Onların yanında Allah’ın adı anıldığı zaman kalpleri titrer, Kur’an-ı Kerim’in kendilerine farz kıldığı emirleri yerine getirerek yasakladığı işleri yapmaktan uzak dururlar.  

2-Onlar Allah’a güvenip sadece O’na tevekkül ederler. Âyette öne çıkan sıfat bu sıfattır.

3-Onlara Allah’ın âyetleri okunduğunda onların imanları artar ve güçlenir.

4-Onlar namazlarını vaktinde ve bütün rükünlerini, şartlarını ve sünnetlerini uygulayarak kılarlar.

Bu güzel sıfatları sebebi ile Allah onların derecelerini yükseltmiş, onların hatalarını örterek onları hazırlamış olduğu güzel nimetlerle mükâfatlandırmıştır.

Yine bu âyette imanın iteatla artacağına ve günahla azalacağına işaret vardır.

4Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]وَمَنْ يَقْنَطُ مِن رَحْمَةِ رَبِّهِ إِلاَّ الضَّالوُّنَ[

 “Allah’ın rahmetinden ancak dalâlete düşenler (doğru yoldan çıkanlar) umut keserler.”                    (Hicr:56)

Âyette geçen “Umut kesmek” ibaresi ne manaya gelmektedir? Müellif bu ve bundan önceki âyeti niçin burada zikretmiştir? Dalâlete düşenler kimlerdir?

h“Umut kesmek” ibaresi içine düşülen kötü durumdan kurtulmanın mümkün olmadığını düşünmek ve kurtuluştan umut kesmek manasına gelmektedir.

Müellif bu ve bundan önceki âyeti Allah’tan korkan bir kişinin O’nun rahmetinden umut kesmesinin caiz olmadığını böyle bir kişinin Alah’tan korkmakla beraber Allah’a iteatla edip O’nun rahmetinden daima umutvar olması gerektiğini vurgulamak için zikretmiştir.

Dalalete düşenler: Onlar doğru yolu kaybedenlerdir, yani onlar kâfirlerdir.

4Sabrı, lüğat ve ıstılah olarak tarif ederek kısımlarını ve hükmünü belirtiniz? Sabrın bir insanın imanındaki  yeri nedir?

hSabır; lüğatta, hapsetmek ve engellemek manasına gelir.

Istılah olarak sabır; kişinin kendisini, karşılaştığı üzücü ve ağır bir olay karşısında aşırı bir şekilde korkup paniğe düşmekten koruması, dilini de bağırıp-çağırarak  ah-vah demekten ve umutsuzluk ifade eden ve Allah’ın razı olmayacağı sözleri söylemekten alıkoymasıdır.

Sabır üç kısımdır:

1-Allah’ın emir buyurduklarını yerine getirmede sabır göstermek yani O’na azimle iteat etmek.

2-Allah’ın yasakladıklarından yani günah olan fiillerden kaçınmada sabır göstermek.

3-Allah’ın takdir etmiş olduğu musibetlere yani kaza ve kadere sabır etmek.

Hükmü: Sabretmek her müslümana farzdır.

Önemi:Bir vucutta baş ne ise iman için de sabır odur.

4Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]وَمَنْ يُؤْمِن بِاللهِ يَهْدِ قَلْبَهُ[

“Kim ki Allah’a inanırsa Allah onun kalbini doğruya götürür”                                                         (Teğabun:11)

Bu âyeti açıklayarak ayetten istifade edilecek fikirleri çıkarınız?

hKim ki kendisine bir musibet isabet eder de o kişi bunun Allah’tan geldiğini düşünerek bu musibete sabrederse ve sabrının karşılığını Allah’tan beklerse Allah o kişinin kalbine hidayet verir, dünyalık olarak uğradığı zararı telafi eder.

Bu âyetten istifade edeceğimiz noktalar şunlardır:

İnsanın başına gelen musibete sabır etmesi kalbinin hidayete ermesine, huzura kavuşmasına, Allah katında derecesinin yükselmesine sebeb olur.

Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ%الذِّينَ إِذَا أَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ قَالوُا إِناَّ للهِ وَإِناَّ إِلَيْهِ رَاجِعونَ[

“Kendilerine bir musibet isabet ettiğinde “Biz Allah’tan geldik tekrar Allah’a döneceğiz, diyen sabredenlere müjdele.”                                    (Tevbe:31)

4Allah’ın şu sözünü açıklayınız?

]اتخذوا أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللهِ[

 “(Yahudiler) Allah’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (hiristiyanlar) da rahiplerini rabler edindiler.”                                                        (Tevebe:31)

Allahu Teâlâ müşriklerin Allah’ı bırakarak kendi alimlerine ve abidlerine ibadet ettiklerini haber vermektedir. Zira onların bilginleri ve abidleri Allah’ın haram kıldıklarını helal, helal kıldıklarını   haram kılmışlar, onlarda bunları kabul ederek tatbik etmişlerdir.

4Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]أَفَحُكْمِ الجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُّوقِنُونَ[

“Yoksa onlar (islam öncesi) cahiliyye idaresini mi arıyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, hükümranlığı Allah’tan daha güzel olan kim vardır?                                                      (Maide:50)

Bu âyeti açıklayarak ifade ettiği konuyu belirtiniz?

hÂyette, ne kadar hayır varsa onların hepsini kapsayan ve ne kadar şer varsa bunların hepsinden sakındıran Allah’ın hükümlerini,  -cahiliyye ehlinin yaptığı gibi- heva ve hevese uygun birtakım görüş, düşünce, bidat, hurafe ve aslı olmayan delilsiz söylemlerle değiştirmek isteyenlerin bu istekleri Yüce Allah tarafından çarpık bir yanlış olarak nitelendirilerek reddediliyor.

Âyetin ifade ettiği mana şudur: AllahuTeâlâ bu âyette insanları, cahiliyye hükümlerini tercih edip bu hükümlerin Allah’ın hükümlerinden daha güzel olduğunu iddia etmeleri gibi büyük bir yanlışlığa düşmelerinden şiddetle sakındırıyor.

4Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]وَهمْ يَكْفُرُونَ بِالرَّحْمنِ[

 “Onlar rahman olan Allah’ı inkâr ediyorlar.” (Râ’d:30)

Bu âyetin iniş sebebini zikrediniz ve Allah’ın isim  ve sıfatlarından birini inkâr eden bir kişinin hükmü nedir, belirtiniz?

hArapların müşrikleri Allah’ın “Rahman” ismini inat ederek inkâr edince bu âyet nazil oldu.

Rahman, Allah’ın sıfatlarından biridir ve rahmet etmenin O’nun sıfatlarından biri olduğunu göstermektedir. Bu sıfat Yüce Allah’ın kemal sıfatlarından olup bu sıfatın -diğer sıfatları gibi- Allah’ın celaline, azametine uygun bir şekilde var olduğunu kabul etmek gerekir. Bu sıfatlardan herhangi birini inkâr eden kâfir olur.

4 Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]وَللَّهِ الأَسْمَاءُ الحُسْنَى فَادْعُوهُ بِهَا وَذَرُوا الذِّينَ يُلْحِدُونَ فِي أَسْمَاءهِ سَيُجزَوْنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ[ 

 “Allah’ın güzel isimleri vardır. O halde o güzel isimlerle O’na dua ediniz. Onun isimlerini inkâr edenleri bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır.”                         (Â’raf:180)

Bu âyeti açıklayınız?

hAllahu Teâlâ bu âyetinde kendisinin isimleri olduğunu ve bu isimlerin en güzel isimler olup güzellikte en yüksek seviyede olduklarını, bu isimlerden daha güzel ve daha mütekâmilinin  olamayacağını haber vermektedir. Bizim yapmamız gereken bu isim ve sıfatlarla O’na yalvarmak, (dua etmek), O’ndan yardım beklemek, O’nu en güzel şekilde övmek, cahillerin ve mülhidlerin inkarcı tavırlarını terketmek, bu isim ve sıfatları tahrif etmeyip onları olduğu gibi Allah’ın şanına yaraşır bir şekilde kabul etmektir.

Allahu Teâlâ bu âyetinde isim ve sıfatlarını inkâr edenleri, âhirette yapmış olduklarının bir karşılığı olarak cezalandıracaktır.

4İlhâd nedir, Allah’ın isim ve sıfatları konusunda ilhad ne demektir, ilhadın çeşitlerini örnek vererek belirtiniz?

hİlhad, kastedilen manayı değiştirmek, onu tahrif edip bozmak manalarına gelmektedir. Mezarın hâdlı olması yani; kıbleye bakan yönünün kıble yönünde eğik olması demektir.

Allah’ın isim ve sıfatları konusundaki ilhâd ise; bu isim ve sıfatlarının sabit ve doğru olan manalarını bırakarak bunları yanlış bir takım yorumlarla zoraki değiştirme olayıdır.

İlhâdın çeşitleri vardır:

1-Bazı putların Allah’ın isim veya sıfatları ile isimlendirilmesi. Örneğin; Lât putunun ismi “ilah” kelimesinden, Uzza putunun ismi “aziz” kelimesinden, Menat putunun ismi “Mennan” kelimesinden alınmıştır.

2-Allah’ın, O’na layık olmayan yanlış bir takım isimlerle isimlendirilmesi: Hiristiyanların Allah’ı baba diye isimlendirmeleri gibi.

3-Eksiklik arzeden vasıflarla Allah’ı vasıflandırmak: Yahudilerin Allah’ı fakir olarak isimlendirmeleri, “O istirahata çekildi”, “O’nun elleri bağlıdır” v.s. sözlerle O’na iftira etmeleri gibi.  

4-Allah’ın güzel isimlerinin manalarını değiştirmek veya bunları tamamen inkâr etmek: Cehmiyye mezhebinin, “Bu isimler mücerret isimlerdir, belli manalar ve sıfatlar içermezler” demeleri gibi. Örneğin, Allah’ın “O işitir ve görür” sıfatını  şöyle tevil etmektedirler: O duyusu olmadan duyar, görüşü olmadan görür, demektedirler. Allah bunların bu iftiralarından beridir.

5-Müşebbihe mezhebinin yaptığı gibi Allah’ın sıfatlarını insanların sıfatlarına benzetmek: Onlar: “Allah’ın benim elime benzer eli, benim yüzüme benzer yüzü vardır” derler. Hâşâ, Allahu Teâlâ bunların bu sözlerinden beridir.

4Ehli sünnet ve’l-cemaat mezhebinin Allah’ın isim ve sıfatları konusundaki görüşünü belirtiniz?

hEhli sünnet mezhebi Allahu Teâlâ’nın kendini vasfetmiş olduğu ve Resûlü’nünde bize haber vermiş olduğu bütün isim ve sıfatları Allahu Teâlâ’nın celâline ve azametine yaraşır bir şekilde, misal verip benzetme yapmadan, manasını tahrif etmeden olduğu gibi kabul etmektir. Allahu Teâlâ’nın dediği gibi:

]ليس كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ[ 

“O’na hiçbir şey benzemez, O işiten ve görendir.” (Şura:11)

4Allah’ın güzel isimlerine bazı örnekler verir misiniz?

hEr-Rahmanirrahîm, Es-Semîülbasîr, El-Azîzülhakîm, El-Halîmülalîm, El-Aliyyülkebir, El-Hayyülkayyüm.

4Ebu Hureyre (Allah ondan razı olsun) Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şöyle dediğini rivayet eder:

«إِنَّ لِلَّهِ تِسْعَةٌ وَتِسْعِينَ اِسْمًا مَنْ أَحْصَاهَا دَخَلَ الَجَنَّةَ»

“Allah’ın doksan dokuz ismi vardır, kim bunları sayarsa cennete girer.”[41]

Hadiste geçen “sayarsa” manasına gelen ibareden anlaşılması gereken mana nedir? Allah’ın isimleri sedece doksan dokuz mudur? Delili ile birlikte belirtiniz.

hBu ibareden çıkan mânâ şu üç mertebede özetlenebilir:

1-Bu isimleri adediyle birlikte sayıp ezberlemek.

2-Bu isimlerin mânâlarını ve işaret etmekte oldukları mânâları iyice araştırıp anlamak.

3-Bu isimler ile Allah’a dua edip, O’nu övmek ve bir hacet için O’na yalvarıp yakarmak.

Allah’ın isimleri bu adetle sınırlı değildir. Buna delil olan Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şu hadisidir:

«أَسْأَلكَ اللَّهُمَّ بِكُلِّ اسْمٍ هُوَ لَكَ سَمَّيتَ بِهِ نَفْسَكَ أَوْ أَنْزَلْتَهُ فِي كِتاَبِكَ أَوْ عَلَّمْتَهُ أَحَداً مِنْ خَلْقِكَ أَوْ اسْتَأْثَرْتَ بِهِ فِي عِلْمِ الغَيْبِ عِنْدَكَ»

“Allah’ım! Kendi kendini isimlendirip, kitabında indirdiğin veya yaratmış olduğun kullardan herhangi birine bildirmiş olduğun veya bize bildirmeyip kendi katındaki kaybî ilimlerden kıldığın, senin olan bütün isimlerle sana yalvarırım.”[42]

Bu hadisten anlaşıldığı üzere Allahu Teâlâ kendi isimlerini üçe ayırmıştır:

Birinci kısım:Allahu Teâlâ’nın kendi kendini isimlendirip kullarından dilediğine beyan etmiş olduğu isimler.

İkinci kısım: Kitabında indirip kendini kullarına tanıtmış olduğu isimler.

Üçüncü kısım: Kendi katında kaybi ilimlerden sayıp hiçbir kulunun bilemeyeceği isimler.

4Allah’ın güzel isimlerine iman etmenin rükünleri kaçtır, bunları sayınız?

hÜçtür:

1– İsimlerin varlığına inanmak.

2-İsimlerin taşıdığı manalara inanmak.

3-İsimlerin belirtisi olan her türlü esere inanmak. Örneğin; İman ederiz ki Allah, alîm olan yani herşeyi bilen’dir. Her şeyi kuşatan bir ilme sahiptir. O, azîmdir, herşeyi bilir ve herşeyin üstesinden gelir. O, rahîmdir, rahmet ve merhamet sahibidir. O’nun rahmeti her şeyi kuşatmıştır. O, her şeye kadir olan büyük bir kudret sahibidir. Allah’ın diğer bütün güzel isimlerinin de aynı şekilde değerlendirilmesi gerekir.

4Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]يعرفُونَ نِعْمَةَ اللهِ ثُمَّ يُنْكِرُونَهَا وَأَكْثَرُهُمُ الكَافِرُونَ[

“Onlar Allah’ın nimetini bilirler fakat daha sonra onu inkâr ederler. Onların çoğu inkârcı kafirlerdir.” (Nahl:83)

Bu âyeti açıklayınız?

hAllahu Teâlâ bu âyetinde, esasen kullarına kendisinden gelmiş olan bu nimetlerin başkalarından geldiğini iddia etmek suretiyle kendisine başkalarını ortak koşan kullarını kınamıştır. Bu söz konusu iddialara örnekler verecek olursak; bir kişinin esas malı kendisine veren Allah’ı unutarak “Bu benim malımdır, bu mal bana atalarımdan kaldı”demesi veya bir kişinin “Felanca kişi olmasaydı bu iş asla olmazdı” demesi veya başka bir kişinin “Bu işler putlarımızın sayesinde olmuştur” demesi veya başka bir kişinin “Rüzgarımız iyi, kaptanımızda çok becerikli olmasaydı gideceğimiz yere ulaşamazdık ” v.b. sözler söylemeleri gibi.[43]

4Huzeyfe (Allah ondan râzı olsun) Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şöyle dediğini rivayet eder:

«لاَ تَقُولوُا مَا شَاءَ اللهُ وَشَاءَ فُلاَن، وَلكِن قُولوُا مَا شَاءَ اللهُ ثُمَّ شَاءَ فُلاَن»

“Allah ve felan kişi dilerse (bu iş olur) demeyin, fakat önce Allah sonra felanca kişi dilerse  olur deyiniz.”[44]

İbrahim En-Nakh-î’nin “Allah’a ve sana sığınırım” demeyi kerih görüp, “Önce Allah’a sonra sana sığınırım” demeyi ise caiz gördüğü ve yine “Allah ve felanca kişi olmasaydı” sözünün söylenmesinin yanlış görüp “Önce Allah sonra sen olmasaydın”sözünün söylenmesini caiz gördüğü rivayet edilmiştir.[45] 

Bu hadisi ve sözü tahlil ederek açıklayınız. Allah’tan başkasına sığınmanın, onlardan yardım dilenmenin hükmü nedir?

hSözlerin tahlili: Bir atıf harfi olan (ve) mutlak bir çoğula (cemi’ye atfettiği zaman bu atıf kişiler veya olaylar arasında tertip veya takip olmasını zorunlu kılmaz. Bilindiği gibi yaratıcı ile yaradılanı eşit görmek çok açık bir şirktir. Fakat sonra manasına gelen (sümme) ile atfetme durumu tamamen farklıdır. Zira bu atıf, atfedilen şeyin, üzerine atıf olunan şeyden daha sonra vuku bulduğunu ifade eder. Bu nedenle (sümme) atfı ile bu lafızların söylenmesinde bir mahzur yoktur. Zira ikinci olay birinciye tabi olarak vuku bulmuştur.

Sadece ve sadece Allah’ın gücü yetebileceği konularda O’ndan başkasından yardım istemek büyük şirktir. Fakat beşerin gücü yetebileceği konularda onlardan yardım dilemek caizdir. Yardım isterken kullanılan lafızlar Allah ile kulu arasında eşitlik ifade eden lafızlar olmaması gerekir.

            Aynı zamanda yardım istenilen kişinin hayatta olması, istenilen yardımı yapabilecek veya yardım için sebeb olabilecek kudrette olması gereklidir. Fakat yapılan yardım çağrısını duymaktan, bir zarar veya kâr vermekten tamamen uzak olan ölülerden yardım talep etmek kesinlikle yanlıştır ve caiz değildir.

4Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]وَقَالوُا مَا هِيَ إِلاَّ حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَ نَحْيَا وَماَ يُهْلِكنَا إِلاَّ الدَّهْرُ[

“Dediler ki: Hayat ancak bu dünyada yaşadığımızdır. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman helak eder.”                                (Casiye:24)

Bu âyeti açıklayınız?

hBu âyette Allahu Teâlâ kafirler ve onlara uyan arap müşriklerin öldükten sonra dirilmeye iman etmeyip dirilme gününü inkâr ettiklerini, dünya hayatından başka hayat olmadığına, hayatın sadece yaşayıp öldükleri bu dünya hayatından ibaret olduğuna inandıklarını haber vermektedir. Âyette geçen “ölürüz yaşarız” ibaresiyle bir kavmin ölüp yerine başka bir kavmin dünyaya geldiği kastedilmektedir. Yine âyette kâfirlerin kıyamet gününe iman etmedikleri, sadece ardı ardına gelen gece ve gündüzlerin kendilerini yaşlatıp öldürdüğünü, kendilerini yaşatan ve öldüren bir Rableri olduğunu inkâr ettiklerini anlatmaktadır.

4Ebu Hureyre’nin (Allah ondan râzı olsun) rivayetiyle Buhari ve Müslimde yer alan bir hadiste Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet edilir:

«قَالَ اللهُ تَعَالىَ:يُؤْذِينِي ابْنِ آدَم يَسُبُّ الدَّهْرَ وَأَنَا الدَّهْرُ أُقَلِّبُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ« وَفِي الرِّوَايَةِ:«لاَ تَسُبُّ الدَّهْرَ فَإِنَّ اللهَ هُوَ الدَّهْرُ»

“Allahu Teâlâ şöyle buyurdu: Adem oğlu dehre (zamana) sövmekle bana eziyet vermektedir. (Halbuki) ben dehrim, gece ve gündüzü ardı ardına getirip bu ikisinde vuku bulacak olaylarda tek tasarruf sahibi benim.” Başka bir rivayette:“Dehre sövmeyin, muhakkak ki Allah dehrin kendisidir (yani, onda meydana gelen -hayır veya şer- bütün olayları bir hikmete binaen takdir edip onları cereyan ettiren O’dur.)”[46]

Bu hadisin ne manaya geldiğini belirtiniz. Dehre (zamana) sövmenin hükmünü nedeni ile birlikte zikrediniz?

hHadisin manası: Cahiliyye döneminde araplar başlarına bir musibet, bir sıkıntı veya bir felaket geldiğinde bu kötülükleri dehrin (zamanın) meydana getirdiğini düşündüklerinden “ey uğursuz zaman” diyerek zamana söverlerdi. Bütün bu olaylar Allah tarafından yaratıldığından onların bu sövüşleri gerçekte Allah’a dönmektedir. Bu durumda elbette Yüce Allah’a eziyet vermektedir.

Zamana sövmek onu yaratana sövmek manasına geldiği için haramdır ve bu kötü fiil Allah’a eziyet verir. Zira Allah bu hadiste bu hükmü açık olarak beyan etmiştir.

“Dehre sövmeyin, muhakkak ki Allah dehrin kendisidir (yani, onda meydana gelen -hayır veya şer- bütün olayları bir hikmete binaen takdir edip onları cereyan ettiren O’dur.)”

Zamana söven bir kişi şayet bu zaman içinde meydana gelen olayların Allah tarafından olduğu gibi zaman tarafından da yaratıldığına inanıyorsa bu kişi Allah’a ortak koşmuş, yani şirke düşmüş olur, fakat bu olayların sadece Allah tarafından yaratıldığını kabul etmekle beraber bu kötü fiili yaparsa o zaman bu olayları yaratan Allah’a sövmüş olur.[47]  

4Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ لَيَقُولنَّ إِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُ قُلْ أَبِاللهِ وَآياَتِهِ وَرَسُولِهِ كُنْتُمْ تَسْتَهْزِءُونَ%لا تَعْتَذِرُوا قَدْ كَفَرْتُمْ بَعْدَ إِيمَانِكُمْ[

“Eğer onlara (niçin alay ettiklerini) sorarsan, elbette biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk, derler. De ki: Allah ve O’nun âyetleriyle ve O’nun resulleri ile mi alay ediyorsunuz?!  Boşuna özür uydurmayın, siz bu yaptığınızla iman etmiş olduktan sonra yeniden inkârcı (kâfir) oldunuz.”                                         (Tevbe:65-66)

Bu âyeti açıklayarak âyetten istifade edilen şeyleri zikrediniz?

hAllahu Teâlâ bu âyetinde Resûlü’ne şöyle söylüyor: Ey Muhammed şayet sen seninle ve ashabınla kendi aralarında alay edip sizleri küçük düşürmeye çalışan münafıklara neden böyle bir hatayı işlediklerini sorarsan sana şöyle cevap verirler: “Ey Muhammed, özür dileriz, biz kendi aramızda biraz gülüp eğlenmek ve vakit geçirmek amacıyla laf olsun diye sohbet ediyorduk. Yoksa bizler kesinlikle sizinle alay etmek niyetinde değildik” derler. Ey Muhammed onlara haber ver ki; onların özür dilemeleri onları Allah’ın azabından asla kurtaramayacaktır. Muhakkak ki onlar takındıkları bu alaycı ve küçük düşürme amaçlı tavırlarla iman ettikten sonra bu imanlarını terkedib yeniden kâfir oldular.

Bu âyetten islam dini ve bu dinin ehli ile alay etmenin haram bir fiil olduğu ve sahibini küfre düşüreceği hükmü ortaya çıkmaktadır.

4İteatta şirk koşmak ile ibadette şirk koşmak arasındaki fark nedir?

hİteatte şirk koşmak sadece isimde şirk koşmaktır. Böyle bir şirk ile Allah’tan başkasına ibadet etmek kasdedilmez. Allahu Teâlâ’nın şu âyetinde zikrettiği gibi:

]وَجَعَلاَ لَهُ شُرَكَاءَ[

“O ikisi Allah’a ortak koştular”                     (Âraf:190)

Gatâde burada sözü edilen şirkin iteatte meydana gelen bir şirk olup ibadette meydana gelen bir şirk olmadığını ifade etmiştir.[48]

4İbni Hazm şöyle demiştir:”Ömer’in kulu, Kâbe’nin kulu v.b. Allah’tan başkasına kulluk ifade eden isimler koymak alimlerin ittifakıyla haram kılınmıştır.” Bu sözü açıklayınız?

hEndülüs alimlerinden İbni Hazm insanları Allah’tan başkasına kulluk ifade eden isimlerle isimlendirmenin caiz olmadığı konusunda alimlerin görüş birliği içinde olduğunu zikretmiştir. Çünkü bu durum Allah’ın rabliğine ve ilahlığına ortak koşmaktır. Zira bütün mahlukât Allah’ın mülküdür ve bütün beşer âlemi O’nun kuludur. Allah, bütün beşeriyet âleminin sadece kendisine ibadet etmesi gereken yegane Rab’dır. On’dan başkası kesinlikle kendisine ibadet edilmeyi hak etmez.

4Cabir (Allah ondan razı olsun) Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şöyle dediğini buyurur:

«لاَ يسأل بوجه الله إلا الجنة»

“Allah’ın vechini anarak ancak cennet istenir.”[49]

Bu hadisi açıklayarak hadisten çıkarılabilecek olan hükümleri zikrediniz?

hBu hadis Allah’tan herhangi bir dilekte bulunan kişiye hitap ediyor ve bu kişinin Allah’ın güzel isim ve sıfatlarına saygılı olmasını, dünyevi bir şeyi Allah’tan isterken bu isteğini O’nun vechini aracı kılarak yapmamasını istiyor. Bilakis Allah’ın vechi ile isteklerin ve maksatların en büyüğü olan cennet ve onun içindeki sonsuz nimetler, Rabbin rızası, O’nun vechine bakma nimeti ve O’na hitap etme lezzetini istenmelidir. Bir hadiste şöyle buyurulur:

«مَلْعُونٌ مَنْ سَأَلَ بِوَجْهِ اللهِ وَمَلْعُونٌ مَنْ سُئِلَ بِوَجْهِ اللهِ فَمَنَعَ سَائِلَهُ مَا لَمْ يَسْأَلْ هَجرًا»

“Allah’ın vechini aracı kılarak O’dan bir istekte bulunan melundur. Allah’ın vechini aracı kılarak herhangi birisinden günah olmayan herhangi bir şeyi yapmasını isteyipte bu isteği kabul etmeyen de mel’undur.”[50]

 Hadisten çıkartılan hükümler:

1-Allah’ın vechi ile ancak en büyük istekler istenir ki, bu da cennettir.

2-Bu hadisle Allahu Teâlâ’nın -O’nun celâline ve azametine yaraşır bir şekilde- vechi (yüzü) olduğu isbat edilmektedir.

4Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

] إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ[

“Biz her şeyi kaderi  birlikte yaratmışızdır.” (Kamer:49).

Kaderi nasıl anlamamız gerekir? Kadere imanın mertebeleri nelerdir?

hKadere iman kişinin Allahu Teâla’nın dilediği her şeyin vuku bulup dilemediği şeylerin vuku bulmasının mümkün olmadığına, O’nun izni ve kudreti olmadan hiç bir şeyin meydana gelemeyeceğine, bir kişiye isabet eden bir şeyin onu hataya düşürmek kastıyla olmayıp ve gene onun hataya düşmesine sebeb olan bir şeyin de esasen ona bir musibetin inmesi kastı taşımayacağına   inanmasıdır.

Kadere imanın mertebeleri dörttür:

Birinci mertebe: Herhangi bir şey oluşup meydana gelmeden Yüce Allah’ın bunu bildiğine inamak.

İkinci mertebe:Yüce Allah’ın daha gökleri ve yeri yaratmadan önce Kâinatta meydana gelecek bu olayları kaleme aldığına inanmak.

Üçüncü mertebe: Bütün her şeyin O’nun izniyle cereyan ettiğine inanmak.

Dördüncü mertebe: Bu eşya veya olayları Allah’ın yarattığına iman etmek.[51]

hÎbni Mesud (Allah ondan razı olsun) Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şöyle dediğini rivayet eder:

«خَيْرُ النَّاسِ قَرْنِي ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ ثُمَّ يَجِيءُ قَوْمٌ تَسْبِقُ شَهَادَة أَحَدِهِمْ يَمِينَهُ وَيَمِينَهُ شَهَادَتَهُ»

“İnsanların en hayırlıları benim asrımda yaşayanlardır. Bu asrı hayırlılıkta ondan sonra gelen asır, o asrı da ondan sonra gelen asır takip eder. Daha sonra öyle bir kavim gelir ki onlardan herhangi birinin bazen şahitliğini yemini, bazen de yemini şahitliği geçer.”[52]   

Bu hadis hangi gerçekleri dile getiriyor?

hBu hadis peygamberimizden sonra sırasına göre efdal olacak asırları bildirmektedir. Bu hadis açık olarak göstermektedir ki, diğerlerine göre efdal olan bu asırlar

üçtür. Yine bu hadiste şahitlik etme ve yemin etmede acele etmemek gerektiği ifade edilmektedir. Şahitlikte ve yemin etmede acele etmek o kişinin âhireti unutup dünyaya daldığının ve imanının zayıflığının, Allah’tan hakkıyla korkmadığının ve gerçekler karşısında vurdumduymazlık içinde olduğunun bir işaretidir.

4Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

]وَأَوْفوُا بِعَهْدِ اللهِ إِذَا عاهَدتُّمْ وَلاَ تَنْقُضُوا الأَيْمَانَ بَعْدَ تَوْكِيدِهَا[

“Anlaşma yaptığınız zaman, Allah’ın ahdini yerine getirin ve Allah’ı üzerinize şahit tutarak, pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın.”                              (Nahl:91)

Bu âyeti açıklayınız?

hBu âyette Allahu Teâlâ verilen sözlerin tutulmasını ve yapılan anlaşmalarda döneklik yapılmamasını ve özellikle Allah’a yemin ederek pekiştirilen yeminlerin bozulmaması gerektiğini emretmektedir. Fakat dine aykırı durumda olan cahiliyye devri yeminleri gerçekte geçerli yeminler değildir.

4İnsan öldükten sonra gideceği yer neresidir delili ile birlikte belirtiniz?

hİnsan öldükten sonra kabre konur. Şayet mü’min ise burada nimetlenir ve şayet kâfir ise azap görür. Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

«إِنَّمَا القَبْرُ رَوْضَةٌ مِنْ رِيَاضِ الجَنَّةِ أَوْ حُفْرَةٌ مِنْ حُفَرِ النَّارِ»

“Biliniz ki kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçedir ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur.”[53]

Buhari’de yer alan bir hadiste Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) iki kabrin yanından geçerkenإِنهَّمَا لَيُعَذَّبَانِ» » “Bu iki kabrin sahipleri azap görüyorlar” dediği rivayet edilir. Daha sonra bunlar kıyamet günü yeniden yaratılırlar.  Burada Allah’ın insanları öldürdükten sonra onları mükâfatlandırmak veya cezalandırmak için yeniden yaratacağına işaret edilmektedir. Buna işaret eden başka bir delil ise Allah’ın şu âyetidir:

]منها خَلَقْنَاكُمْ وَفِيهاَ نُعِيدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً أُخْرَى[

“Sizi o (topraktan) yarattık ve yine ona döndüreceğiz ve yine (kıyamet günü) sizi oradan dirilterek çıkaracağız.”                                                       (Taha:55)

Başka bir âyette şöyle buyurulur:

]وَاللهُ أَنْبَتَكُمْ مِنَ الأَرْضِ نَبَاتَا%ثمَّ يُعِيدُكُمْ فِيهَا وَيُخْرِجُكُمْ إِخْرَاجًا[

“Allah sizi yerden ot (bitirir) gibi bitirmiştir. Sonra sizi yine oraya döndürecek ve sizi yine oradan (dirilterek) bir çıkarışta çıkaracaktır.”                           (Nuh:17-18)

4İnsan öldükten sonra kabirde nelerle karşılaşır?

hOrada yeni bir imtihandan geçer. Kendisinin yanına iki melek gelerek: Rabbin kimdir? Dinin nedir? Size gönderilen şu adam kimdir? diye sorarlar. Mü’min olan kişi şöyle cevap verir: “Rabbim Allah’tır, dinim islamdır, (Peyamberimizden rivayet olunan hadiste de ifade edildiği gibi): O kişi Allah’ın kulu ve resûlüdür” diye cevap verir. Kâfir ise; “Haah! Haah! Bilmiyorum!” der. Münafık ise; “Bilmiyorum! İnsanlar bir şeyler söylüyorlardı ben de aynısını söyledim.” der.

4Ölen kişi kabrinde mükâfat (nimet) veya azap görür mü? Delili ile birlikte zikrediniz?

hMü’min kişi hem bedenen hem de ruhen mükâfat (nimet) görür. kâfir kişi ise hem bedenen hem de ruhen azap görür. Günahkâr müslüman da azap görebilir. Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

« إِنَّهُمَا لَيُعَذَّبَانِ وَمَا يُعَذَّبَانِ فِي كَبِير أَمَّا أَحَدِهِماَ فَكَانَ لاَ يَسْتَنْجِي مِنْ بَوْلِهِ، وَأَمَّا الآخَر فَكَانَ يَمْشِي بَيْنَ النَّاسِ باِلنَّمِيمَةِ»

“Bu ikisi azap görüyorlar fakat büyük bir günah sebebi ile değil; bunlardan biri sidiğinden korunmuyordu, diğeri ise insanlar arasında nemime ile dolaşırdı.”                                                             (Buhari)

Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]يثبت اللهُ الذِّينَ آمَنُوا بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الحَيَاةِ الدُّنْيَا وَفِي الآخِرَةِ[

“Allah iman edenleri, hem dünya hayatında hemde âhiret hayatında doğru söz üzerinde sabit kılar.”                                                   (İbrahim:27)

  Başka bir âyette şöyle buyurulur:

]فوقَاهُ اللهُ سَيِّئَاتِ مَا مَكَرُوا وَحَاقَ بِئَالِ فِرْعَوْنَ سوءُ العَذَابِ%النَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّا وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ أَدْخِلوُا ءالَ فِرْعَوْنَ أَشَدَّ العَذَابِ[

“Allah onu, onların kurmuş oldukları tuzakların kötülüğünden korudu. Firavun’un kavmini ise kötü azap kuşatıverdi. Onlar sabah-akşam o azaba sokulurlar. Kıyametin kopacağı gün de: “Firavun’u ve etrafındaki yardımcılarını ve ona tabi olanları azabın en çetinine sokun” diye emredilecektir.”   (Ğafir:45-46) 

Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

«إِنَّ العَبْدَ إِذَا وُضِعَ فِي قَبْرِهِ تَوَلىَّ مِنْهُ أَصْحَابُهُ إِنَّهُ لَيَسْمَعُ قَرْعِ نِعَالِهِمْ فَيَأْتِيهِ مَلَكَانِ فَيقْعِدَانِهِ فَيَقُولاَنِ لَهُ: مَا كُنْتَ تَقُولُ  فِي هَذَا الرَّجُل (محمد r) فأمَّا المُؤْمِنُ فَيَقُولُ أشهد أَنَّهُ  عَبْدُ اللهِ وَرَسُولُهُ فَيُقَالُ انْظُرْ إِلَى مَقْعَدِكَ مِنَ النَّارِ قَدْ أَبْدَلَكَ اللهُ بِهِ مَقْعَدًا فِي الَجَنَّةِ…»

“Kul kabrine konduğunda onun yakınları ondan uzaklaşırlarken o kul, yakınlarının ayak seslerini dahi duyar. Daha sonra iki melek gelir ve onu oturumuna getirirler ve ona şöyle derler: Bu adam (Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hakkındaki inancın nedir? Mü’min “O, Allah’ın kulu ve resûlüdür” der. Ona şöyle denir: Kalacak olduğun ve gerçekte ateşten olması gereken şu yerine bir bak! Allah onu senin için cennet bahçelerinden bir bahçe ile değiştirdi…”[54]

4İnsanlar yeniden yaratıldıktan sonra onlara ne yapılır?

hYapmış oldukları amellerden hesaba çekilirler. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

]ليجزي الذينَ أَسَاءُوا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الذِّينَ أَحْسَنوُا بِالحُسْنى[

“Kötülük yapanları yapmış oldukları bu kötülüklerden dolayı cezalandırmak, iyi amel işleyenleri de yapmış oldukları bu iyiliklerden dolayı mükâfatlandırmak için…”                                                                (Necm:31)

Orada herkeze hakettiği ceza veya mükâfat verilir. Mü’min olan cennete, kâfir olan da    cehenneme girer.

4Ölümden sonra dirilmeyi inkâr edenin hükmü nedir delili ile birlikte zikrediniz?

hKâfir olup islam milletinden çıkar. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]زَعَمَ الذِّينَ كَفَرُوا أَن لَّن يُّبْعَثُوا قُلْ بَلَى وَرَبِّي لَتُبْعَثُنَّ ثُمَّ لَتُنَبَّؤُنَّ بِمَا عَمِلْتُمْ وَذَلِكَ عَلَى اللهِ يَسِيرٌ[

“İnkâr edenler kesinlikle diriltilmeyeceklerini ileri sürdüler. Deki: Rabbime yemin olsun ki mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu, Allah’a göre kolaydır.”     (Teğabûn:7)

Başka bir âyette şöyle buyurulur:

]وَقَالوُا إِنْ هِيَ إِلاَّ حَيَاتُناَ الدُّنْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ%وَلَوْ تَرَى إِذْ وُقِفُوا عَلَى رَبِّهِم قَالَ أَلَيْسَ هَذَا بِالحَقِّ قَالوُا بَلَى وَرَبِّنَا قَالَ فَذُوقُوا العَذَابَ بمِاَ كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ[

“Onlar, yaşayacak olduğumuz bu hayat sadece bu dünyadaki hayatımızdan ibarettir; biz, bir daha diriltilecek de değiliz, demişlerdi. Rablerinin huzuruna getirildikleri zaman sen onları bir görsen! Allah, onlara: Bu (yeniden dirilme olayı) hak değilmiymiş? diyecek. Onlar da «Rabbimize andolsun ki evet!» diyecekler. Allah da, öyle ise inkâr ettiğinizden dolayı azabı tadın! diyecek.”                                (En’âm:29-30)

Başka bir âyette şöyle buyurulur:

]بل كذبوا بِالسَّاعَةِ وَأَعْتَدْنَا لِمَنْ كَذَّبَ بِالسَّاعَةِ سَعِيرًا[

“Bilakis onlar kıyamet gününü inkâr ettiler. Muhakkak ki biz kıyamet saatini yalanlayanlara alevli bir ateş hazırladık.”                                       (Furkan:11)

4Kıyamet günü nedir? Kıyamet gününe iman etmenin hükmü nedir? Delili ile birlikte belirtiniz?

hKıyamet günü dünya günlerinin son günüdür. O gün yeniden diriliş ve bir araya toplanış günüdür. Bu günün varlığına inanmak iman etmenin şartlarındandır. Bu güne iman etmeyen mü’min sayılmaz. O günün gelmesi yaklaşmıştır. Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:

]اِقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ القَمَرُ[

“(Kıyamet) saati yaklaştı, ay (ikiye) yarıldı.” (Kamer:1)

Allahu Teâlâ kıyamet gününü inkâr edenin kâfir olacağını şöyle haber veriyor:

]زَعَمَ الذِّينَ كَفَرُوا أَن لَنْ يُبْعَثوُا قُلْ بَلاَ وَرَبِّي لَتُبْعَثُنَّ ثُمَّ لَتُنَبَّؤُنَّ بِمَا عَمِلْتُمْ وَذَلِكَ عَلَى اللهِ يَسِيرٌ[

“Kâfirler bir daha asla diriltilmeyeceklerini ileri sürdüler. De ki: Rabbime yemin olsun ki yeniden diriltileceksiniz ve sonra yapmış olduğunuz ameller sizlere haber verilecek. Biliniz ki bu Allah’a çok kolaydır.”                                                        (Teğâbûn:7)

Başka bir âyette şöyle buyurulur:

]قدْ خَسِرَ الذِّينَ كَذَّبُوا بِلِقَاءِ اللهِ وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ[

“Allah’ın huzuruna varmayı yalanlayanlar elbette hüsrana uğramışlardır. Zira onlar doğru yolu bulmak isteyenlerden de değillerdi.”                           (Yunus:45)

Allah (Subhanehu ve Teâlâ) kıyametin kopacağı vakti gizlemiştir. Âyette şöyle buyurulur:

]يسألُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَاهَا قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ رَبِّي لاَ يُجَلِّيهَا لِوَقْتِهاَ إِلاَّ هُوَ ثَقُلَتْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ لاَ تَأتِيكُمْ إِلاَّ بَغْتَةً يَسْأَلوُنَكَ كَأَنَّكَ حَفِيٌّ عَنْهَا قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ[

“Sana Kıyameti, onun ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini O’ndan başkası açıklayamaz. O, göklere de yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: Onun bilgisi ancak Allah’ın katındadır; ama insanların çoğu bunu bilmezler.”                                     (Â’raf:187)

Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ise bir hadisinde;

«بُعِثْتُ أَنَا وَالسَّاعَةُ كَهَاتَيْنِ»

“Benim peygamber olarak gönderilmem ile kıyamet saati arasındaki fark (işaret ve orta parmağını göstermek suretiyle bu ikisi arasındaki farkın azlığına işaretle) bu ikisi arasındaki fark gibidir.” [55] diye buyurur.

4Sur’a üfleniş merhalelerinden bahsedermisin?

hBunun üç merhalesi vardır:

1-Korku üfürüşü: Bu üfürüşle bütün Âlem sarsılarak nizamı ve düzeni bozulur. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]وَيَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ فَفَزِعَ مَنْ فيِ السَّمَاوَاتِ وَمَنْ فِي الأَرْضِ إِلاَّ مَنْ شَاءَ اللهُ وَكُلٌّ أَتَوْهُ دَاخِرِينَ[

“Sûr’a üfürüldüğü gün -Allah’ın diledikleri müstesna- göklerde ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları bükük olarak O’na gelirler.”                                          (Neml:87)

2- Ölüm üfürülüşü:  Bu  üfürülüşte bu  Âlemde  var  olan  

 -Allah’ın dilediği hariç- her şey helak olur. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

«وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَصَعِقَ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَمَنْ فِي وَالأَرْضِ إِلاَّ مَنْ شَاءَ اللهُ»

“Sûr’a üflenince, Allah’ın diledikleri müstesna olmak üzere göklerde ve yerde ne varsa hepsi ölecektir.”                                              (Zümer:68)

3-Diriliş ve toplanış üfürülüşü: Allah Teâlâ şöyle buyurur:

]ثمَُّ نُفِخَ فِيهِ أُخْرَى فَإِذَا هُمْ قِيَامٌ يَنْظُرُونَ[

“Sonra ona bir daha üflenince, bir de ne göresin onların hepsi ayağa kalkmış bakıyorlar!”    (Zümer:68)

4İnsanlar kabirlerinden nasıl dirilirler?

hAyakları ve vucutları çıplak olarak, baklanın topraktan bitmesi gibi biterek yeniden dirilirler. Sonra bütün hepsi toplanma yerine doğru sürülerek Allah’ın huzuruna çıkartılırlar.

]يومَئِذٍ تُعْرَضُونَ لاَ تَخْفَى منْكُمْ خَافِيَةٌ[

“(Ey insanlar!) O gün (hesap için) huzura alınırsınız; size ait hiçbir sır gizli kalmaz.”                   (Hakkah:18)

İnsanlar bu şekilde hesaba çekilir ve bu şekilde dünyada yapmış oldukları amelleri hatırlarlar.

]يومَ يَبْعَثُهُمُ اللهُ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلوُا أَحْصَاهُ اللهُ فَنَسُوهُ[

“O gün Allah onların hepsini diriltecek ve (dünyada) yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah onların amellerini bir bir kayda almış onlar ise unutmuşlardır.”                                           (Mücadele:6)

Kulların amellerinin tartılıp iyisi ile kötüsünün bir birinden ayrılması ve onların cennete mi yoksa cehenneme mi gideceklerinin belli olması için mizan (tartı) kurulur.

]وَنَضَعُ المَوَازِينَ القِصْطَ لِيَوْمِ القِيَامَةِ فَلاَ تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئًا وَإِنْ كانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ أَتَيْنَا بِهَا وَكَفَى بِنَا حَاسِبِينَ[

“Biz kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Hiç bir kişiye haksızlık edilmez. (Yapılan iş,) bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu (adalet terazisine) getiririz. Hesap görücü olarak biz yeteriz.”                (Enbiya:47)

]فأمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ فَيَقُولُ هَاؤُمُ اقْرَءُوا كِتَابِيَهْ% إِنِّي ظَنَنْتُ أَنِّي مُلاَقٍ حِسَابِيَهْ%فهوَ فِي عِيشَة رَّاضِيَةٍ%في جَنَّةٍ عَالِيَةٍ%قطوفها دَانِيَةٌ%كلوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا بِمَا أَسْلَفْتُمْ فِي الأَيَّامِ الخَالِيَةِ% وَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِشِمَالِهِ فَيَقُولُ يَا لَيْتَنِي لَمْ أُوتَ كِتَابِيَهْ%وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ%يا لَيْتَهَا كَانَتِ القَاضِيَةِ% ما أَغْنَى عَنّي مَالِيَهْ% هلك عني سُلْطَانِيَهْ% خذُوهُ فَغُلُّوهُ% ثم الجحيم صَلُّوْه% ثم في سلسلة ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًا فَاسْلُكُوهُ%إِنَّهُ كَانَ لاَ يُؤْمِنُ بِاللهِ العَظِيم%وَلاَ يَحُضُّ عَلَى طَعَامِ المِسْكِينَ%فليسَ لَهُ اليَوْمَ هَاهُنَا حَمِيمٌ%وَلاَ طَعَامٌ إِلاَّ مِنْ غِسْلِينَ% لاَ يَأْكُلُهُ إِلاَّ الخاَطِئُونَ[  

“Kitabı sağ tarafından verilen kişi: Alın, kitabımı okuyun; doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı biliyordum, der. Artık, o meyveleri sarkmış yüce bir cennette hoşnut kalacağı bir hayat içindedir. (Onlara denir ki:) Geçmiş günlerde işlediklerinize (iyi amellerinize) karşılık âfiyetle yeyin için. Kitabı sol tarafından verilene gelince, o: Keşke kitabım bana verilmeseydi de hesabımın ne olduğunu bilmeseydim, der. Teşke onunla (ölümle) her iş olup bitseydi! Malım bana hiç fayda sağlamadı. Saltanatım da benden (koptu), yok olup gitti. Onu yakalayın da (ellerini boynuna) bağlayın; sonra alevli ateşe atın onu. Sonra da onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincir içinde oraya sokun! Çünkü o, Yüce Allah’a iman etmez yoksulu doyurmaya teşvik etmezdi. Bu nedenle, bu gün burada onun candan bir dostu yoktur. Yiyecek olarakta günahkârların yediği kanlı irinden başka yiyeceği de yoktur.”                                (Hakkah:17-37)

Daha sonra sırat köprüsü cehennemin üzerine kurulur. Kim bu köprüyü geçmeyi başarırsa o kurtulanlardan olmuştur. İnsanlar bu köprüyü hesapları görüldükten sonra geçmeye başlarlar. Buhari ve Müslim’de bu konu ile ilgili şu hadis geçmektedir:

«وَيُضْرَبُ الصِّرَاط بَيْنَ ظَهْرَي جَهَنَّمُ فَأَكُونُ أَنَا وَأُمَّتِي أَوَّلَ مَنْ عَبَرَ»

“Sırat (köprüsü) cehennemin bir başından diğer başına kurulur ve ben ve ümmetim sıratı ilk geçenlerden oluruz.”

            Mü’minler  sıratı geçtikten sonra dünyada  birlerine geçen haklar konusunda ödeşirler.

            Ebu Saîd El-Hudrî (Allah ondan razı olsun) Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şöyle dediğini rivayet eder:

«يَخلصُ المُؤْمِنِينَ مِنَ النَّارِ فَيُحْبَسُونَ عَلَى قَنْطَرَةٍ بَيْنَ الجَنَّةِ وَ النَّارِ فَيَقْتَصُّ لِبَعْضِهِمْ مِنْ بَعْض فِي المَظَالِمِ التي كَانَتْ بَيْنَهُمْ فِي الدُّنْيَا حَتَّى إِذَا هَذَبُوا وَنَقُوا أُذِنَ لَهُمْ فِي دُخُولِ الَجَنَّةِ»

“Mü’minler ateşten kurtulduktan sonra cennet ile cehennem arasında bir köprüde tutulurlar. Daha sonra dünyada birbiri üzerlerinde kalan haklar konusunda kısas yapmak suretiyle bir ödeşme yaparlar. Bu ödeşmeden sonra onlar günahlardan tamamen arınırlar ve onlara cennete girmeleri için izin verilir.”[56]

4Cennet ve cehennemden özet olarak bahsediniz?

hCennet ve cehennem Allah’ın kullarının dünyadaki yaşantılarından sonra, yapmış oldukları amellere bir karşılık olarak kalacakları iki ebedî yurttur. Cennet Allah’ın veli ve mü’min kulları için hazırlamış olduğu bir ikram ve mükâfatlandırma yurdudur. İçinde öyle nimetler vardır ki; bunları hiç bir göz görmemiş, hiç bir kulak duymamış ve bunlar hiç beşerin aklının ucundan bile geçmemiştir.. Şüphe yok ki cennetin en büyük nimeti onun ehlinin orada Rablerini görecek olmalarıdır.

Allahu Teâlâ şöyle buyurur.

]إِنَّ الذِينَ آمَنُوا وَعَمِلوُا الصَّالِحَاتِ أُولئِكَ  هُمْ خَيْرُ البَرِيَّةِ%وَجَزَاؤُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَناَّتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أُبَدًا رَضِي اللهُ عَنْهُمْ  وَرَضُوا عَنْهُ ذَلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ[

“İman edip salih amel işleyenlere gelince, onlar halkın en hayırlısı onlardır. Onların Rableri katındaki mükâfatı zemininden ırmaklar akan, içinde devamlı olarak kalacakları And cennetleridir. Allah kendilerinden hoşnut olmuş, onlar da Allah’tan hoşnut olmuşlardır. Bu sayılanlar Rabbinden daima korkan (O’na saygı gösterenler) içindir.”               (Beyyine:7-8)

]فلاَ تَعْلَمُ نَفْسٌ مَّا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَاءًا بِّمَا كَانوُا يَعْمَلُونَ[

“Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez.” (Secde:17) 

]وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌ%إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ[

“Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parlayacaktır. Rablerine bakacaklardır (O’nu göreceklerdir.” (Kıyamet:22-23)

Cehennem ise, Yüce Allah’ın kendisini inkâr eden düşmanları için hazırlamış olduğu azap ve intikam yeridir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

]وَاتَّقُوا النَّارَ التِّي أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ[

“Kâfirler için hazırlanan cehenneme girmekten korkun”                                                   (Âl-i İmrân:131)

Cehennemde çok çeşitli azaplar vardır. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]إِنَّا أَعْتَدْناَ لِلظَّالِمِينَ نَارًا أَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَا وَ إِنْ يَسْتَغِيثُوا يُغَاثُوا بِمَاءٍ كَالمُهْلِ يَشْوِي الوُجُوهَ بِئْسَ الشَّرَابُ وَسَاءتْ مُرْتَفَقَا[

“Biz, zalimlere öyle bir azap hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan yanıp) imdatlarına su yetiştirilmesini isteyecek olsalar, onlara erimiş maden suyu gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. O, ne fena bir içecek ve orası ne kötü bir kalma yeridir.”               (Kehf:29)

Cennet ve cehennem ebedî olarak kalıcı mekanlardır. Allah’tan bizleri cennetine koymasını ve cehennemden korumasını niyaz ederiz!

4Meryem oğlu İsa kimdir?

hO, Allah’ın kulu ve resûlüdür. Allah onu babasız yaratmış, ona ol demiş o da oluvermiştir. Allah onu ruhu ve cesedi ile birlikte kendi katına kaldırmıştır. O, dünyanın son zamanlarında tekrar dünyaya gelip Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şeriatı ile hükmedecektir. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]إنَّ مَثَلَ عِيسَى عِنْدَ اللهِ كَمَثَلِ آدَمَ  خَلَقَهُ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ قَالَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ[

“Allah’ın nezdinde İsa’nın durumu, Âdem’in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı ve sonra ona «Ol!» dedi ve oluverdi.”                                      (Âli-İmran:59)

İsa “Ulul azm” olan resûllerdendir. Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in peygamber olarak gönderileceğini de müjdelemiştir. Hz.İsa’nın annesi doğru, saliha, Allah’tan korkan, temiz ve iffetli bir kadındı.

4Peygamberimizin doğum veya miraca çıkış yıl dönümlerinde çeşitli anma merasimleri yapmanın ve bu geceleri mübarek geceler olarak sıfatlandırarak bu gecelere has bazı ibadetler yapmanın hükmü nedir?

hBu işler bi’dat olan işlerdendir ve caiz değildir. Zira bir mü’minin Allah’ın meşru kıldığı ibadetler haricinde yeni bir takım ibadetlerle ibadet yapması caiz değildir. Bu yapılan iş meşru kılınmamıştır. Zira Allahu Teâlâ sadece kendisinin ve Resûlü’nün meşru kıldığı amelleri yapmamızı emretmektedir. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]وَما آتَاكُمْ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا[

“Resûl size neyi emrederse o emri yerine getiriniz, ve sizi neden sakındırmışşa ondan sakınınız.”       (Haşr:7)

Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ise şöyle buyurur:

«مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا مَا لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ رَد»

“Kim ki bu işimize, ondan olmayan yeni birşeyler eklerse o reddedilir.”

Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in doğum yıl dönümünü çeşitli proğramlarla anmak Allah’ın izin vermediği bir iş olduğu için yapılması caiz değildir ve dolayısı ile bu iş bid’attir.

4Ehli sünnet ve’l cemaat’in bazı sıfatlarını zikrediniz?

hOnlar bütün işlerinde Allah’ın Resûlü’ne tâbi olur, onun yolunu izler ve Allah’ın ve Resûlü’nün emirlerine uyarlar. Onlar insanları güzel ahlaka davet ederler kendileri için istediklerini başka mü’min kardeşleri için de isterler. Allah’ın ve Resûlü’nün düşmanlarını sevmezler, onlar sadece mü’minleri severler. İyiliği emrederler kötülükten sakındırırlar. Hikmet ve ilimle Allah’ın yoluna çağırırlar. Hayrı bilir Allah yolunda eziyete sabır gösterirler.

Birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye ederler. Namazı kılarlar, ramazan orucunu tutarlar, zekâtlarını verirler, hacca giderler, Allah’a ve âhiret gününe iman ederler, Allah’ın yolunda cihat ederler, Allah’tan başkasından korkmazlar, ulu’l-emre iteat ederler, Allah ve Resûlü için, bütün müslümanlar ve imamları için nasihat ederler, hiç kimsenin malına ve canına ihanet etmezler, sözlerinde dururlar, iftira etmezler, hak dini, din olarak edinirler ve Allah’ın asla kopmayacak olan ipine sımsıkı sarılırlar.

4Dinde fakih (bilgili) olmanın hükmü nedir? Fıkhı’l-Ekber nedir?

Dinde fakih olmak demek; dini bilgileri şer’î delilleri ile birlikte bilmek, dinden uzaklaştıran, onu zayıflatan, onu bozup yozlaştıran durumları bilmektir. Bu ilimleri bilmek Allah’a doğru bir şekilde kulluk edebilmesi için her müslümanın üzerine farzdır. Bir müslüman kendisinin Allah’a teslimiyetini engellemek isteyenlerin eza ve cefalarına sabırlı olmalıdır ki bu baskılar onu Allah’ın dininden uzaklaştırmasın. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]وَمنَ الناسِ مَنْ يَقُولُ آمَنَّا بِاللهِ فَإِذَا أُوذِيَ فِي اللهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كعذَابِ الله[

“İnsanlardan kimi var ki: «Allah’a inandık» der; fakat Allah uğrunda eziyet gördükleri zaman insanların işkencesini Allah’ın azabı gibi görür.”       (Ankebut:10)

Dinde fakih olmak başımıza gelen bela ve sıkıntıların hikmetini iyice bilip bu sıkıntılar karşısında Allah’ın ve Resûlü’nün istediği gibi davranmak demektir.[57]

Fıkhı’l-Ekber: İnanımızı doğru bir şekilde öğrenmektir.

4Bir müslümanın kendi dinini öğrenmesi için soru sormasının hükmü nedir?

hAllah’ın şu iki âyeti mucibice farzdır:

]فاسألوُا أَهْلَ الذِّكْرِ إِنْ كُنْتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ[

“Şayet bilmiyorsanız zikir ehline (alimlere) sorunuz”                                                  (Enbiya:7)

]وَإِذْ أَخَذَ اللهُ مِيثَاقَ الذِّينَ أُوتُوا الكِتَابَ لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ وَلاَ تَكْتُمُونَهُ[

“Allah, kendilerine kitap verilenlerden, «Onu mutlaka   insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz» diyerek söz aldığında.”                         (Âl-i İmrân:187)

Selefden bazıları şöyle demişlerdir: “Dinin hakkında bilmediklerini o kadar sor ki; tâ ki millet “Bu deli mi ne!”  desinler. Biliniz ki sahabe din konusunda kafalarına takılan her türlü soruyu Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e sorardı.

4Müslümanın başına bazı musıbetlerin gelmesinin hikmeti nedir?

hBunun bir çok hikmetleri vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

]ليبلوكم أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلاً[

“O, hanginizin daha iyi amel edeceği anlasılsın diye sizi çeşitli sıkıntılarla imtihan eder.”                       (Mülk:2)

Bu hikmetlerden biri de insanın bu belalar karşısında sabrının ve ve azminin ne derece olduğunu bilmesidir.

]إِنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلاَدُكُمْ فِتْنَةٌ وَاللهُ عِنْدَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ[

“Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. Büyük mükâfat ise Allah’ın yanındadır.”                                       (Teğabun:15)

Bu nedenle  her kim bu imtihanlar karşısında yenik düşerse kendisini büyük cezalara çarptırılmaya maruz bırakmıştır.

]قلْ إِنْ كَانَ آبَائُكُمْ وَأَبْنَاؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٍ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهاَ أَحَبَّ إِلَيْكُمْ مِنَ اللهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُوا حَتَّى يَأْتِيَ اللهُ بِأَمْرِهِ وَاللهُ لاَ يَهْدِي القَوْمَ الفَاسِقِينَ[

“De  ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Resûlünden ve Allah yolunda cihat etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.”                                         (Tevbe:24)

]وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةً أَتَصْبِرُونَ وَكاَنَ رَبُّكَ بَصِيرًا[

“(Ey insanlar!) Sizin bir kısmınızı diğer bir kısmına imtihan (vesilesi) kıldık; sabredecek misiniz? Rabbin her şeyi hakkıyla görmektedir.”                   (Furkan:20)

Müslümana düşen musibetleri imanla ve Allah’ın ipine sarılarak karşılaması ve hikmetini bilmediği konuları ilim ehline sormasıdır.

4İslam âleminde cemaatlar bayağı çoğaldı ve hepsi de doğru inanç üzerine olduğunu iddia ediyorlar, bu işin doğrusu nedir?

hDoğru yol üzerinde olanlar ehli sünnet ve’l Cemaat’ten olanlardır. Doğru yol üzerinde olanlar Resûlüllah’ın yoluna yani kitabın ve sünnetin yoluna tabi olanlardır. Onlar, Allah’ın kitabını ve O’nun Resûlünün sünnetini en efdal olan asırlarda anlaşıldığı gibi anlayıp onlarla bu şekilde amel edenlerdir. Onlar sahabeyi sevip onların yolu üzerinde olanlar ve insanları Allah’ın kitabına ve Resûlünün sünnetine dâvet edenlerdir.   

4İnsanlara yönelik şiddet içeren fâliyetler doğru ve sağlam bir inançla bağdaşır mı?

hBağdaşmaz. İslamda sadece, bilinen kural ve şartlara uygun olmak şartıyla cihat etmek vardır.

4Bilerek namazını terkeden kâfir olur mu?

hEvet olur. Şu âyetler buna delildir:

]وَإِنْ تَابُوا وَأَقَامُوا الصَّلاَةَ وَءاتَوُا الزَّكَاةَ فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ[

“Şayet onlar tevebe ederler, namazı kılarlar ve zekâtı verirlerse artık onlar din kardeşlerinizdir.”  (Tevbe:11)

]وَإِنْ تَابُوا وَأَقَامُوا الصَّلاَةَ وَءاتوُا الزَّكَاةَ فَخَلُّوا سَبِيلَهُمْ[

“Şayet onlar tevebe ederler, namazı kılarlar ve zekâtı verirlerse artık yollarını serbest bırakın.”       (Tevbe:5)

]ما سلككم في سَقَر%قالوا لم نك من المصلين[

“(Onlara): Sizi bu yakıcı ateşin içine sokan nedir? diye sorarlar. Onlar ise; Biz namaz kılanlardan değildik diyerek cevap verirler.”                       (Müddesir:42-43)

4Müslüman bir bayanın örtünmesi, inancını tamamlayan bir unsur mudur?

hEvet. Müslüman bir bayanın örtünmesi, iffetli olması onun inancını tamamlayan, islamını kemale erdiren bir unsurdur. Kadının islam şeriatındaki örtüsü onun bütün bedenini ve zinetlerini örtmek suretiyle saklayarak onları kendilerine nikâhı düşen her erkeğin kem gözlerinden koruyacak şekilde olmalıdır.korumasıdır. Bu örtü gerek giysi ile ve gerekse ev gibi kapalı bir ortamda bulunmakla sağlanabilir.

4Tevhidî inancı bildiği halde bununla amel etmeyen kâfir sayılır mı?

hŞayet böyle bir kimseye bu durumun küfür olacağı anlatılır da hala icabet göstermezse; bu durumda şartlara göre kâfir, fasık veya günahkâr sayılabilir. Bu Şeyh Muhammed Bin İbrahim’in sözüdür.

4Beklenen Mehdi’nin geleceği doğru mudur?

h Evet doğrudur. Onun geleceğini Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiği bilinen bir gerçektir. İmam Ahmed Bin Hanbel, Şeyhu’l-islam İbn-i Teymiye gibi alimler ve Şeyh İbn-i Bâz gibi bir kısım araştırmacı alimler bu gerçeği teyit etmişlerdir. İmam Ahmed Bin Hanbel’in İbn-i Mes’ud’dan rivayet etmiş olduğu hadiste peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

«لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَلِي رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ بَيْتِي يُوَاطىء اسْمَهُ اسْمِي»  

“Ehli beytimden ismi benim ismime muvafık olan bir adam gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır.”

Başka bir hadiste şöyle buyurulur:

«لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تَمْتَلِىءُ الأَرْضُ ظُلْمًا وَعُدْوَانًا ثُمَّ يَخْرُجُ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ عَثرتي أوْ مِنْ أَهْلِ بَيْنِي يَمْلَؤُهَا قِسْطاً وَعَدْلاً كَمَا مُلِئَتْ ظُلْمًا وَجَوْرًا» 

“Yeryüzünü zulüm ve düşmanlık kaplamadıkça kıyamet kopmayacaktır. Daha sonra benim neslimden veya benim ehli beytimden bir adam çıkarak yeryüzü nasıl ki zulüm ve düşmanlık dolduysa onu yeniden adalet ve (eşitlik) dolduracaktır.”[58]

4İslamda sevgi ne demektir? İslam inancı ile alakası nedir?

hSevgi, insanın yaratılışında var olan bir histir. Allah’ın izni ile gelişir. Sevginin en büyüğü Allah’ı ve Resûlünü sevmektir.Bu haliyle sevgi islam inancının temelidir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

]قلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ[

“De ki: Şayet siz Allah’ı seviyorsanız bana tâbi olun ki  Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”                                     (Âl-i İmran:31).

Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

«لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبُّ إِلَيْهِ مِنْ وَالِدِهِ وَوَلَدِهِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ»

“Sizden biri, ben kendisine Ana-babasından, çocuklarından ve bütün insanlardan daha sevgili oluncaya kadar hakiki bir şekilde iman etmiş olamaz” [59]

Peygamberimiz başka bir hadisinde şöyle buyurur:

«لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبُّ إِلَيْهِ مِنْ نَفْسِهِ»

“Sizden biri, ben kendisine  kendi nefsinden daha sevgili oluncaya kadar hakiki bir şekilde iman etmiş olamaz” [60]

Bir mü’min ancak bu sevgi ile imanın tadını tadar. Bir insanın eşini, anasnı, babasını ve çocuklarını sevmesi gayet doğaldır fakat bu sevgisi Allah’a olan sevgisini geçmemeli veya bu sevgiyi azaltmamalıdır.

Yaratılışta var olan sevgi ile insana vacip, -yani Allah’a ve Resûlüne olan- sevgi arasında fark olduğunu söyleyenler de olmuştur. Bir insan yaratılışta var olan sevgi ile bazen müslüman olmayan birini dahi sevebilir.

4Kıble ehli kimlere denir?

hMüslüman olduğunu iddia eden, kıbleye dönen, bizim kıldığımız gibi sıfatlarına ve vaktine uyarak namazını kılan, Kur’an’a yeni bir şey katmayıp ondan bazı âyetleri de hazfetmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram, helal kıldıklarını da helal sayan herkez ehli kıbledir. Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

«مَنْ صَلَّى صَلاَتنَا وَاسْتَقْبَلَ قِبْلَتَنَا فَهُوَ المُسْلِمُ لَهُ مَا لَنَا وَعَلَيْهِ مَا عَلَيْنَا»

“Kim ki namazımızı kılar kıblemize yönelirse o müslümandır, biz hangi haklara sahipsek o da bu haklara sahiptir ve bizim yapmamız gereken (ödevler)  ne ise onunda bu (ödevleri) yapması gerekir.”[61]

4Günahkâr bir müslüman yapmış olduğu bir günahla dinden çıkar mı?

hŞayet yapmış olduğu bu günah bilerek işlediği büyük bir şirkse şirkse dinden çıkar ve şayet büyük veya küçük günahsa o kişi imanı eksik olan bir mü’mindir. Allah’ın Resûlü şöyle buyurur:

«لاَ يَزْنِي الزَّانِي حِينَ يَزْنِي وَهُوَ مُؤْمِنٌ»

“Zina eden kişi, zina ettiği anda (imanı kâmil bir) mü’min değildir.” [62]

Günah işleyen bir kişinin kafir sayılmayacağına ve ebediyyen cehennemlik olmayacağına şu hadis delildir:

«شَفَاعَتِي لأِهْلِ الكَبَائِرِ مِنْ أُمَّتِي»

“Şefeatim ümmetimden büyük günah sahibi olan kişileredir.”

Buharide yer alan başka bir hadiste ise şöyle buyurulur:

«ثُمَّ يُخْرِجُ اللهُ مِنَ النَّارِ قَوْمًا مِنَ العُصَاةِ يُقَالُ لَهُمْ الجَهَنَّمِيُّونَ تَأْكُلُهُمُ النَّارُ إِلاَّ مَوَاضِعَ السُّجُودِ، ثُمَّ يَغْمِسونَ فِي مَاءِ الحَيَاةِ..»

“Sonra Allah, kendilerine cehennemlikler denilen ve secde yerleri hariç ateşin kendilerini yeyip bitirdiği günahkâr bir kavmi ateşten çıkartır. Daha sonra bunlar hayat suyuna dalarak (hayat bulurlar..)”

Allah büyük günah sahiplerini isterse af edip cennete koyar isterse onları cezalandırır. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]للهِ مَا فِي السّمَاوَاتِ وَماَ فِي الأَرْضِ وَإِنْ تُبْدُوا مَا فِي أَنْفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُم بِهِ اللهُ فَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَاللهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ[

“Göklerde ve yerdekilerin hepsi Allah’ındır. İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allah ondan dolayı sizi hesaba çekecektir, sonra dilediğini affeder, dilediğine de azap eder. Allah her şeye kâdirdir.”                                                     (Bakara:284) 

4Sahabi kime denir bizim onlara karşı görevlerimiz nelerdir?

 hPeygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) efendimizi mü’min olarak görüp yine   mü’min olarak vefat edenlere sahabe denir. Onlara karşı görevlerimiz şunlardır: Onları sevmek, onların adil, güvenilir insanlar olduklarını bilmek, onlara karşı kin ve nefret duymamak ve onlardan razı olmak v.s. Onlar ki, bu dini bizlere ulaştırmak için hakkıyla cihat etmişler ve can ve mallarını vermekten çekinmemişlerdir. Onların asrı en hayırlı asırdır. Onlar masum değillerdir. Onların aralarında meydana gelmiş olan bazı fitneler konusunda ileri-geri konuşmamız da doğru değildir. Peygamberimiz (Sallalahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

«لاَ تَسُبُّوا أَصْحَابِي، فَالذِّي نَفْسِي بِيَدِهِ لَوْ أَنَّ أَحَدُكُمْ أَنْفَقَ مِثْلَ أُحُد ذَهَبًا مَا بَلَغَ مُدَّ أَحَدِهِمْ وَلاَ نصيفه»

“Ashabıma sövmeyin! Nefsimi elinde tutan  (Rabbim) adına yemin ederim ki, şayet içinizden biri Allah yolunda uhut dağı kadar altın infak etse onlardan birinin avucuyla yapacağı infakın derecesini bulamadığı gibi onun avucunun yarısını dahi bulamaz.”[63]

­

4Bir insan şirkten ve günahlarından nasıl tevbe eder?

hBir:İslama girdiğini şehadet getirerek ilan eder ve daha sonra yıkanarak temizlenir, küfrü için pişman olarak bir daha küfre dönmemeye azmeder. Yeniden küfre dönmekten ateşe atılmaktan korktuğu gibi korkar. Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

]قلْ لِلَّذِينَ كَفَرُوا إِن يَنْتَهُوا يَغْفِرْ لَهُمْ مَا قَدْ سَلَفَ[

“(Ey Muhammed!) Kâfirlere de ki: Şâyet küfürlerini sona erdirirlerse onların geçmiş bütün günahları bağışlanır.”                                                         (Enfal:38)

Mü’min bir kişi günahlarının hepsine birden tevbe eder. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

]يا أَيُّهَا الذِينَ آمَنُوا تُوبُوا إِلَى اللهِ تَوْبَةً نَصُوحاً[

“Ey iman edenler Allah’a samimi bir tevbe ile tevbe edin.”                                                                 (Tahrim:8)

Bir müslüman günahın küçüklüğüne değil âsi olduğu Rabbinin büyüklüğüne bakmalıdır.

]نبئ عِبَادِي أَنِّي أَنَا الغَفُورُ الرَّحِيمُ%وَأَنَّ عَذَابِي هُوَ العَذَابُ الأَليِمُ[

“(Resûlüm!) Kullarıma benim, çok bağışlayıcı ve esirgeyici olduğumu haber ver. Benim azbımın elem verici bir azap olduğunu da bildir.”            (Hicr:49-50

Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

«إِيَّاكُمْ وَمُحَقِّرَاتِ الذُّنُوبِ فَإِنَّهُنَّ يَجْتَمِعْنَ عَلَى الرَّجُلِ حَتَّى يُهْلِكْنَهُ»

“Küçük günahlardan sakının zira küçük günahlar birikerek sahibinin helak olmasına sebeb olur.” [64]

42001 yılının dünyanın sonu olduğuna inanmanın ve ikinci bin yılın gelişini kutlamanın hükmü nedir?

hDünyanın sonu demek kıyametin kopması demektir ki, bunun kesin olarak ne zaman vuku bulacağını kimse söyleyemez. Zira Allah bunun vaktini kaybî ilimlerden kılmıştır. Fakat kıyamet saati yakındır. Allah’u teâlâ şöyle buyurur:

]يسألك النَّاسُ عَنِ السَّاعَةِ قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللهِ وَمَا يَدْرِيكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ تَكُونُ قَرِيبًا[

“İnsanlar sana kıyametin saatini soruyorlar. De ki: Onun bilgisi Allah katındadır. Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır.”                                            (Ahzab:63)

]قل إِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ رَبِّي لاَ يُجَلِّيهَا لِوَقْتِهَا إِلاَّ هُوَ ثَقُلَتْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ لاَ تَأْتِيكُمْ إِلاَّ بَغْتَةً[

“De ki: Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini O’dan başkası açıklayamaz. O göklere de, yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir.”                     (Â’raf:187)

İki bin yılının girişini veya yılbaşılarını kutlamak da caiz değildir. Zira burada  yahudi ve hiristiyanları taklit etmek vardır. Yahudi ve hiristiyanlar ikibin yılının girişinde çeşitli olayaların zuhur edeceğine inanarak ikibin yılını çeşitli törenlerle karşılamışlardır. Düzenledikleri bu törenlerde insanları çeşitli küfrî inançlara, dinlerin birleştirilmesine dâvet etmektedirler. Onları taklit etmek  ve onların tören ve bayramlarını taklit etmek biz müslümanlara yasaklanmıştır. Bu nedenle onların bayramlarını bayram veya mutluluk veren münasebetler olarak göremeyiz ve de onların bu günlerini tebrik edemeyiz. Bilakis dinimiz islam ile şeref duyup insanları ona çağırmalıyız.[65]

4Dinleri birleştirmeye çalışmak doğru bir davet midir?

hBunun sözünü bile etmek haramdır. Müslümanlardan böyle bir şeye çağıranlar kâfir olurlar ve dinden çıkarlar. Çünkü islam önceki semavi dinleri neshetmiş yani hükmünü ortadan kaldırmıştır. Allahu Teâlâ şöle buyurur:

]إِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللهِ الإِسْلاَمُ[

“Allah indinde (geçerli olan) din sadece islamdır.”                                         (Âl-i İmrân:19)

]وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الإِسْلاَمِ دِينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنهُ وَهُوَ فيِ الآخِرَةِ مِنَ الخاَسِرِينَ[

“Kim ki islamdan başka din ararsa o din ondan kabul edilmeyecek ve o kişi âhirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.”                                                 (Âl-i İmran:85)

Böylece anlaşılmaktadır ki, yeryüzünde islamdan başka hak din yoktur ve diğer batıl dinler ile islam arasında bir yakınlık kurmak da mümkün değildir. Birbirine zıt iki inanç arasında yakınlaşma söz konusu olamaz. Yeryüzünde islamdan başka hak din olmadığı ve Allah’ın kitabı Kur’anın kendisinden önce gelen bütün kitap ve sayfaları kapsayarak onların hükmünü ortadan kaldırdığı esası, söz konusu bu kitapların değiştirilip tahrif edildiği gerçeği bütün müslümanların ittifakla paylaştıkları bir görüş ve inançtır. İslama göre bu dine girmeyen herkes kâfirdir ve onlar müslümanların düşmanlarıdırlar. Bu nedenle bir müslümanın hak dini ile batıl dinleri birbirine yaklaştırmaya davet etmesi ve bu tür çalışmalara iştirak etmesi kesinlikle caiz değildir.[66]

4Şeytan’ın, mü’minin kalbine attığı vesveseleri nasıl tedavi edebiliriz?

hBu vesveseleri sabırla bastırmaya çalışıp, Allah’a sığınmak suretiyle tedavi edebiliriz. Allah’ın Resûlü (SallallahuAleyhi ve Sellem) Buhari ve Müslim’de yer alan şu hadisi şerifinde şöyle buyurur:

«يَأْتِي الشَّيْطَانُ أَحَدَكُمْ فَيَقُولُ مَنْ خَلَقَ كَذَا مَنْ خَلَقَ كَذَا حَتَّى يَقُولُ مَنْ خَلَقَ رَبَّكَ فَإِذَا بَلَغَهُ فَلْيَسْتَعِذْ بِاللهِ وَلِيَنْتَهِ[

“Şeytan içinizden birine gelerek, şunu kim yarattı? Şunu kim yarattı?.. diye sorarak vesvese verir. Daha sonra işi Rabbini kim yarattı sorusuna kadar götürür. Şayet durumun bu merhaleye geldiğini görürseniz hemen Allah’a sığının ve bu vesveseyi sona erdirin»

Başka bir hadiste de şöyle buyurulur:

«جَاءَ أُنَاسٌ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ r فَسَأَلوهُ: إِنَّا نَجِدُ فِي أَنْفُسِنَا مَا يَتَعاظَمُ أَحَدُنَا أَنْ يَتَكَلَّمَ بِهِ فَقَالَ: أَوَ قَدْ وَجَدْتُمُوهُ قَالوُا: نَعَمْ، قَالَ: ذَاكَ صَرِيحُ الإِيمَانِ»

“Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabından bazı insanlar onun yanına gelerek şöyle sordular: Bizim aklımıza esasen kendi aramızda konuşmaktan çekineceğimiz şeyler geçiyor, siz buna ne dersiniz? Dedi ki: gerçekten içinizden böyle şeyler geçti mi? Dediler ki: Evet. Dedi ki: Bu çok açık bir şekilde iman ettiğinizi gösteren bir belirtidir.”[67]

İbni Abbas’tan rivayet edilen hadiste ise onların gelip Allah’ın Resûlüne şöyle dedikleri rivayet olunur:

«قاَلوُا: يَا رَسُولَ اللهِ إِنَّا نُحَدِّثُ أَنْفُسَنَا بِالشَّيءِ لأِنْ يَكُونَ أَحَدُنَا حُممةً أَحَبُّ مِنْ أَنْ يَتَكَلَّمَ بِهِ. قَالَ: فَقَالَ أَحَدُهُمَا: الحَمْدُ للهِ لَمْ يَقْدِرْ إِلاَّ عَلَى الوَسْوَسَةِ، فَقَالَ الآخَرُ:الحَمْدُ للهِ الذِّي رَدَّ أَمْرَهُ إِلَى الوَسْوَسَةِ.»

“Dediler ki: Ey Allah’ın Resûlü, bizim içimizden öyle şeyler geçiyor ki içimizden böyle şeyleri geçirmektense kömür gibi olmayı tercih ederiz. İbni Abbas dedi ki: Onlardan biri dedi ki: Allah’a şükürler olsun ki size ancak vesvese vermeye gücü yetiyor. Başka biri de dedi ki: Onun (işini) gücünü sadece vesvese verebilmek ile sınırlayan Allah’a hamd olsun.”[68]

Şeyhu’l-İslam İbn-i Teymiye şöyle der: “Kişi istememesine ve aşırı derecede direnç göstermesine rağmen vesvesenin gelmesi ve kişinin bu vesveseleri kalbinden uzaklaştırmak için gayret göstermesi imanın  güçlülüğünün bir görüntüsüdür. Bu iş bir mücahidin kendisini öldürmeye gelen düşmanı ile savaşıp onu yenmesine benzer ki, bu da büyük bir cihattır.” Bu meseleler karşısında müslümanın yapması gereken bu tür vesveselerden elinden geldiği kadar mücadele edip bu vesveseleri bastırmaktır. Bilinmelidir ki bu vesveseler müslüman bir kişiye zarar vermez. Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

­

«إِنَّ اللهَ تَجَاوَزَ عَنْ أُمَّتِي مَا وَسْوَسَتْ بِهِ صُدُورُهاَ مَا لَمْ تَعْمَلْ بِهِ أَوْ تَتَكَلَّمْ»

“Allah ümmetimin kalbinden geçen vesveseleri onlar bunları işleyip konuşmadığı takdirde bağışlamıştır.” [69]

4 Allah’a ve Resûlü’ne samimi bir şekilde iman edip, Allahu Teâlâ’nın sosyal, siyasi, ekonomik, hasılı; hayatın bütün alanlarında uygulanmak üzere gönderdiği islam dininin emir, yasak ve tavsiyelerine uymaya söz veren ve bu şekilde müslüman olmayı hak eden bir kişinin daha sonra teslim olmuş olduğu bu esasları ferdi ve toplumsal yaşamından soyutlaması veya bu esasların toplumlar arası yaşamdan soyutlamasını arzu etmesi, bu ilahi esasların hayata geçirilmesini yanlış, olumsuz ve hor görülecek bir durum olarak görmesi, daha önceki teslimiyetine aykırı bir durum mudur? Böyle bir düşünce  akımı ile küreselleşme akımı arasında bir alaka var mıdır?

 hEvet aykırı bir durumdur. Malesef dünyada ve islam dünyasında söz konusu bu akımın görüntülerine rastlanmaktadır. Bu akım esasen dini insan hayatından soyutlamayı hedeflemekte ve insanı mutlak bir hürriyetle, had-hudud tanımaksızın dünyalık zevklerden en yüksek derecede faydalanmaya çağırmaktadır.

İnsanı küfre düşürmeyi hedefleyen bu akım iki yönden islama aykırıdır:

Birincisi: Bu akımı benimsemek Allah’ın indirdiği hükümlerin dışında başka hükümleri benimsemek ve bunlarla idare edilmeyi istemektir.

İkincisi: Bu akımda Allah’a şirk koşmak vardır.

Küreselleşmeye gelince; bunun manası konusunda çeşitli yorumlar vardır. Bunlardan birisi; küreselleşmenin bütün dünyanın Amerikalılaşması ve batılılaşması şeklindedir. Bu da hiristiyanlaşmanın ilk basamağıdır. Kaynağı, kâfir batı olan bu iki hareketin de hedefi islam ile harp etmek ve onu ortadan kaldırmaktır. Müslümanların özellikle bu iki akıma karşı dikkatli olmaları, bunlarla mücadele etmeleri ve bunları red etmeleri gerekir. Şayet küreselleşmeden kasıt gelişmek ve ilerlemekse; islam buna karşı değildir. Fakat bu durumun müslümanların da lehine olacak şekilde işletilmesi gerekir. İslam her zaman ve mekânda geçerli ve her asrın sorunlarına çare durumunda olan doğru olan tek dünya dinidir, ilerlemeye ve gelişmeye asla karşı değildir.

4Ehli Sünnet ve’l-Cemaat’in inançlarında takip edecekleri temel esaslar nelerdir?

hOnlar inanç, amel ve ahlakda değişmeyen ve kolayca anlaşılabilen esasları takip edeceklerdir. Bu esaslar kısaca şunlardır:

Birinci Esas:Allah’a, meleklerine, kitaplarına, resûllerine, âhiret gününe ve hayır ve şerri ile kadere iman etmek.

İkinci Esas: İman; söz, amel ve inançtır. İteatla çoğalır, isyanla azalır. Bu durumun bilincinde olmak.

Üçüncü Esas: İslamdan çıkartan bir durum söz konusu olmadıkça, Allah’ın haram kıldığını helal saymadıkça hiç kimseyi küfre düşmekle itham etmemek.

Dördüncü Esas: Kendilerine günah işlemelerini emretmedikçe müslüman olan ulu’l-emre iteat etmek. Fakat günah bir fiili yapmaları istenirse bu durumda onlara iteat edilmez.

Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

«لاَ طَاعَةَ لِمَخْلُوقٍ فِي مَعْصِيَةِ الخَاِقِ»

“Allah’a isyanda kula iteat yoktur.”

Beşinci Esas: Küfre düşürmeyen bir günah işlemediği takdirde müslümanların ulu’l-emrine isyan etmemek. Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

«أَلاَّ تَرَوا كُفْرًا بُوَاحًا»

“Çok açık bir şekilde küfre düştüklerini görünceye kadar (iteat ediniz).”

Altıncı Esas: Kalplerinde ve dillerinde sahabe aleyhinde düşünce ve sözler taşımayıp onları sevmek, onlara hürmet etmek, islam için yapmış oldukları bütün gayret ve cihatlarından dolayı onları takdir etmek.

Yedinci Esas: Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ehl-i beytini sevmek. Allah’ın Resûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

«أُذَكِّرُكُمُ اللهَ فِي أَهْلِ بَيْتِي»

“Ehl-i beytim konusunda (konuşurken) size Allah’ı hatırlatırım.”[70] (Yani konuşacak olduğunuz şeylere dikkat edin!)

O’nun ehli beytinden kasıt mü’minlerin anneleri sayılan hanımlarıdır. Âli beyt’ten kasıt ise Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in salih kişilerden olan yakınlarıdır. Fakat Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in  amcası Ebu Leheb gibi yakınları O’nun yakınlarından sayılmaz. Küfürleri sebebi ile onların bir kıymeti de yoktur.

Sekizinci Esas: Evliyaların kerametlerini tasdik etmek. Kerâmet bilindiği gibi; Allahu Teâlâ’nın, bir ikrâm olarak veli kullarının elinde meydana getirdiği olağanüstü olaylardır. Bunun gerçekliğine dair kitap ve sünnette deliller vardır. Fakat sihir veya falcılıkla bunu karıştırmamak lazımdır. Zira bu fiiller sihirbaz veya şeytanların ellerinde meydana gelen olaylardır.

Dokuzuncu Esas: Kitap ve sünnette varid olan her emir ve yasağa uymak. Her konuda kitab ve sünnete başvurmak. Her konuda sahabeyi (Allah onlardan razı olsun!) örnek almak.

            Onlar bütün bunlara uymakla beraber en güzel ahlak ile ahlaklanırlar. Hayrı emredip şerden alıkoymaya gayret ederler. İslamî görüntü ve özellikleri muhafaza ederler. Birbirlerine sabrı ve hakkı tavsiye ederler. İyi ve hayırlı işlerde aralarında yardımlaşır, kötü işlerde birbirlerine yardım etmezler. Anne babalarına daima iyi davranırlar, akrabalarını ziyaret eder ve ehli sünnete tabi olurlar.

Yüce Allah’tan bizleri onlardan yapmasını,  bizleri islam ve sünnet ile yaşatıp onun üzerine vefat ettirmesini, bizleri ikram yeri olan cennette salihlerle, ana-babamızla, eşlerimiz ve çocuklarımızla bir araya getirmesini, eşlerimiz ve çocuklarımızdan bize gözümüzün nuru nesiller vermesini, bizleri muttaki kullara imam eylemesini niyaz ederiz!

Son davamız alemlerin Rabbine hamd etmektir. Peygamberimiz Hz. Muhammed’e salat ve selâm olsun.              

SON SÖZ

Alemlerin rabbi Allah’a hamd ettikten sanra…

Bu kitapta bazı meseleleri bu konularda yeni olanlar için özet olarak kaleme aldım. Burada tevhid konusunda dile getirdiğimiz meseleler denizde bir damladır. Bu kitab hakkında görüş, düşünce ve  eleştirilerinizi bana yazmanızı temenni ederim. Bu konuda şimdiden sizlere teşekkür etmeyi bir borç bilirim.

            Yüce Allah’tan bizlere faydalı ilim, salih amel, cevap gören dua nasip etmesini, dinini muzaffer kılmasını, kelimesini yükseltmesini, bizi af ederek bizden razı bir halde bizi vefat ettirmesini, bizi ateşten azat etmesini, bizi ihlaslı kullarından eylemesini, dinimizi, inancımızı, imanımızı, ümmetimizi korumasını, büyük korku gününde bizi azabından kormasını, hesap verme gününde bizi, ana-babamızı, zürriyetimizi, eşlerimizi, bütün mü’minleri  bağışlamasını dileriz. Yine yüce Allah’tan bu kitabı yayanlara, malı, bedeni ve fikriyle bu konuda destek sunanlara ecirlerini kat kat vermesini niyaz ederim.

            Ve son söz olarak, “Alah’ın Resûlüne ve O’nun âline ve ashabına salat ve selâm olsun!” diyorum.

Âlemlerin rabbi olan Yüce Allah’a hamd olsun!

Riyat

15/1/1421 H.

Kaleme alan Rabbinin affına muhtaç:

Ebu Abdullah İbrahim Bin Salih Bin Abdullah

El-Hudayrî

Riyat Büyük Mahkemesinde Kadı

Po. Box:31093

Riyad –   11497

HARAKELER İÇİN DOĞRU YANLIŞ CETVELİ
Yanlış Doğru Sayfa Yanlış Doğru Sayfa
نَسِياَّ نَسِيًّا 5      
مُبِيٍن مُبِينٍ 5      
الذِّينَ الَّذِينَ Geçtiği yerlerde      
آبَائِهِمْ آباَئَهُمْ 10      
فَكَبَّرْ فَكَبِّرْ 16      
ابْنِ ابْنَ 31      
وُكِّلَ وُكِلَ 32      
أَوْ أَوَ 127      

التوحيد

بين السائل والمجيب

تأليف فضيلة الشيخ

د.إبراهيم بن صالح الخضيري

القاضي بمحكمة الكبرى بالرياض

ترجمة: فكري شكري قونجو


[1] Tevhid. İmam Muhammed Bin Et-Temimî (r.h.) sh.5. Daru’l-İfta 1413 H.

[2] Üç Temel Esas. Şeyh Süleyman Bin Muhammed Et-Temîmî. Açıklama: İbni Baz (r.h.)

[3] Muhtasari’l- Buharî. Zübeydî. Sh.21 No:47

[4] Buhari Sahih’inde rivayet etmiştir.No:3340. Müslim: No:194. Buhari’nin Özeti. Zübeydî. No:738.

[5] Buhari:1179. Müslim:30.

[6] Buhari. No:1238 Muhtasarı’l-Buhari. S.193

[7] Müslim. No:93

[8] Müslim İbni Abbas’tan rivayet etmiştir. 1/53.

[9] Müslim rivayet etmiştir.

[10] İmam Ahmed ve Ebu Davud rivayet etmiştir.

[11] İmam Ahmed ve Tirmizi rivayet etmiştir.

[12] Mütercim.

[13] Mütercim.

[14] Cami’il Ferid. s.53

[15] Müslim:1918.

[16] Buhari:2054.

[17] Buhari:4800-4801.

[18] Camii’l-Füreyd.s.107.

[19] Buhari:33-34.

[20] El-Camii’l-Füreyd.s.79.

[21] Buhari:263. Muhtasari’z-Zübeydî: s.91.

[22] Ahmed:1/215. Nesâî:5/268. İbn-i Mâce:3029.

[23] Müslim:2670.

[24] Buhari-Müslim.

[25] Buhari-Müslim.

[26] Müslim.Fitneler Bölümü.No:2889.

[27] El-Camii’l-Ferid. S.102.

[28] Haşiyet’i İbn-i Kasım:186.

[29] Tirmizi mevkuf olarak rivayet etmiştir.No:1460. Hakim:4/360. Beyhaki:8/128.Hafız İbni Hacer bu hadisi zikrederek zayıf olduğunu söylemiştir.10/236.

[30] Buhari, “Sahih” adlı kitabında muallak olarak rivayet etmiştir. Ebu Davud:3043. Abdurrazzak:10/1.

[31] Malik “Muvatta” adlı eserinde zikretmiştir. El-Beyhakî:8/136. Mecmai’z-Zevaid’e bak:6/280.

[32] Ahmed:3/7. Ebu Davud:3908. Nesâî, Kübra da:8/275. Şehi’s-Sünne. Beğavi:12/177.

[33] Müslim:2230.

[34] Ebu Davud:3904.

[35] Hakim:1/8. Beyhakî:8/135. Teysiri’l-Azizil Hamid. s.8.

[36] Camii’l-Füreyd. s.114-116.

[37] Camiil-Ferid. S.122.

[38] Muttefekun aleyhi. Buhari:5756. Müslim:2224.

[39] Ebu Davud.No:3919.Beyhaki:8/139.

[40] El-Camii’l- Ferîd. sh.140.

[41] Buhari,Müslim.

[42] İmam Ahmed, Ebu Hatem ve İbn-i Hıbban Sahih’inde rivayet etmişlerdir.

[43] Camii’l-Ferîd:s.172.

[44] Ebu Davud sahih bir senetle rivayet etmiştir.No:4980. Ahmed No:384.

[45] Abdurrazzak, İbn-i Ebid-Dünya’dan rivayet etmiştir.

[46] Buhari-Müslim.  Buhari:No:1694.Muhtasar’ız-Zübeydi:s.593.

[47]Camii’l-Ferîd:s.182.

[48] Camii’l-Ferîd.s.186.

[49]Ebu Davud rivayet etmiştir.

[50] Bu hadisi Tabarani Kebir’de İbni Mesud’dan rivayet etmiştir. 22/377. Suyutî ise hadisin hasenliğinden dolayı ona işaret etmiştir.

[51] İbni Kasım.364.

[52] Buhari:2651.Müslim:2535.

[53]Çok zayıf. Zayıf:4900. Bab.34. Tirmizi’de geçer.

[54] Buhari-Müslim.

[55] Buhari-Müslim.

[56] Buhari.

[57] El-Fıkhu fid-Din İsmetün Min’el-Fiteni. Dr.Salih El-Fuzan. 1. Baskı. 1418 H. s.12.

[58] El-İcma Bi’l-Eser ala men enkera el-Mehdiyyi’l-Mutazar. Şeyh Humud bin Abdullah Et-Tuveycirî. 1.baskı, sh.11.

[59] Buhari.

[60] Buhari.

[61] Muhtasarı’l-Esile ve’l-Ecvibe El-Usuliyye. Şeyh Abdulaziz Es-Selman. 12. Baskı. Sh.129.

[62] Buhari.

[63] Buhari-Müslim.

[64] İmam Ahmed rivayet etmiştir.

[65] Suud Daimî Fetva Kurulu’nun 2000 yılının girişi vesilesiyle yapılacak olunan kutlamalar konusundaki fetvasıdır.

[66] Bu konuyla ilgili Suud Daimi Fetva Kurulu’nun 25/1/1418 H. tarihli ve 19 402 nolu fetvasına bakılablir.

[67] Müslim.

[68] İmam Ahmet:1/340. Hadis:3161.

[69] Buhari-Müslim.

[70] Müslim.c.15 sh.180. Nevevî’nin açıklaması.